Skip to content

Serter, Önder, Mazlum-Der: Anlatılan Seks İşçilerinin Hikayesidir

Barkın Karslı

Geçtiğimiz hafta Türkiye ilginç bir tartışmaya sahne oldu. Bir TV dizisindeki fahişe karakterine CHP milletvekili Nur Serter’in adının verildiği iddia edildi. Daha sonra iddianın doğru olmadığı ortaya çıktı. Ne ki, yalanlanan bu iddia çoğumuzun bilinçaltındaki karanlık kimi dehlizlere giden yolları da açık etti. Örneğin milletvekili Sırrı Süreyya Önder ¨Seks işçiliğiyle geçinen bir karaktere, muhalif milletvekili adını vermeye, zevzekliktir demek hafif kalacak. Bu cüreti nereden buluyorlar? Serter’in sahip olduğu ideolojik zihniyet, bir sanat eserinde eleştirilebilir ama adını vermek, sizin zihinsel kodlarınızı ele verir.¨ dedi. Yani, seks işçisi karakterine, bir ¨muhalif milletvekili¨nin adı verilmemeliydi Önder’e göre.

AKP’li vekillerin verdiği tepki de Önder’inkinden farklı değildi. Mazlum-Der de ihtiyatlı destek korosuna katılmakta ve Serter’e yapıldığı savlananın bir aşağılama olduğunu vurgulamakta beis görmedi.  Kuşkusuz, Serter’in adı dizide bir kahramana, bir öğretmene, bir doktora verilse tepkiler bu şekilde gelişmeyecekti; çok geniş bir koalisyon ‘fahişeliğin’ aşağılayıcı, hakaretamiz bir ifade olduğunda hemfikirdi. Devam…

Kategori: Gelir Dağılımı, Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

DEVLET Seni Bize Sayıyla mı Verdiler?


Alper Duman

Siz ne kadar harcama yaptığınızı biliyorsunuz. Ne kadar geliriniz olduğunu da. Peki ya devlet?

Devlet bildiğini iddia ediyor. Öyleki enflasyon hesaplarındaki ağırlıklandırmayı bu bilgilere dayandırarak yapıyor. Enflasyona göre de memurlara verilecek zam belirleniyor. Özel sektör ücretleri de aşağı yukarı aynı oranda zamlanıyor. Yani nereden baksanız 16 milyon çalışanın (aileleri ile birlikte neredeyse 40 milyondan fazla kişinin) kaderi bu bilgilere pamuk ipliğiyle bağlı.

Enflasyon sepetindeki mal ağırlıklarının belirlenmesi için devletin harcamalarınızı doğru ve tutarlı bir şekilde önce veri olarak toplaması sonra da bu veriyi analiz etmesi gerekiyor. Peki devletiniz ne yapıyor? Kısa cevabı, sallıyor. Neden mi?

Devam…

Kategori: Gelir Dağılımı, Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , ,

‘En Az Üç Çocuk’lu Kalkınma

Seven Ağır

Başbakan Erdoğan birçok kez ‘üç çocuk’ talebini yineledi. Bir ülkenin başbakanı vatandaşlarının üreme kararları hakkında fikir beyan ediyorsa bu o konunun önemine inandığı için olmalıdır. Peki neden ‘en az üç çocuk’ yapmamız bu kadar önemli ?

Önce basit bir hesap yapalım. Yalnızca iktisadi açıdan iki çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu yapıp yapmama kararını nasıl vermesi gerektiğine bakalım.

TÜİK’in 2009 Yoksulluk Çalışması Sonuçları’na göre dört kişilik bir çekirdek ailenin yoksulluk sınırı 2010 yılı için 896 YTL. Yani 896 YTL’nin altında geliri olan bir ailenin gıda ve gıda-dışı temel ihtiyaçlarının bir kısmından mahrum kalmaması mümkün değil.  Aynı çalışmaya göre beş kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı ise 1025 YTL. Bu da demek oluyor ki iki çocuklu ve yoksulluk sınırında bir çekirdek ailenin üçüncü bir çocuk yaptığında yoksulluk sınırının altına düşmemesi için aylık harcamasını 129 YTL (yani yüzde 14) arttırması gerekiyor. Yoksulluk sınırının üstündeki aileler için de 3. çocuk ile halihazırda sahip oldukları yaşam standardını sürdürebilmeleri en azından (ve en iyi niyetli tahminlerle) her ay 129 YTL daha fazla kazanmalarını gerektiriyor. Üç kişilik ailenin üçüncü çocuk için alması muhtemel 6 YTL’lik geçim indirimini, üçüncü çocuğun aileye maliyetinin aylık en az 123 YTL olduğunu söyleyebiliriz.  Devam…

Kategori: Gelir Dağılımı, Genel, Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , , , , , ,

AKP’yle mücadele mi? Hay bin kunduz!

Emre Özçelik

“Şükürler olsun sana ya Rab! Sütten çıkmış AK Parti’den bir cacık olmayacağını apaçık göstermeye başladın biz fâni kullarına”.

Liberal solcu olsaydım, böyle hamdederdim bugünlerde.

Bu arkadaşlar, liberal demokrasiyi bir fetiş objesi haline getirdiler; liberal demokrasiye giden her yolun mübah olduğuna inanmamızı istediler. İnanmayanlara, ilkesizliğin fena bir şey olduğunu hatırlatanlara türlü çeşitli yaftalar yapıştırdılar.

Bu arkadaşlar, memleketteki bütün kötülüklerin yegâne sebebinin ‘vesayet rejimi’ olduğuna inanmamızı istediler. İnanmayanlara, vesayet rejimini üreten ve geliştiren önemli faktörlerden birinin kapitalist dünya sistemi olduğunu hatırlatanlara türlü çeşitli hakaretler ettiler.

Hâlbuki Makyavel’le yatan faşist kalkar. Hâlbuki eşeği düzmenin bile bir adabı vardır. Devam…

Kategori: Genel, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , ,

Eski Bir Kölenin, Yeniden Kendisi İçin Çalışmasını İsteyen Eski Efendisine Cevabi Mektubu*

Çeviri: Osman Şişman

Big Spring, Tennessee’de yaşayan Albay P.H. Anderson, 1865 Ağustos’unda eski kölesi Jourdan Anderson’a bir mektup yazdı. Mektupta, kölenin çiftliğe dönüp çalışmasını istiyordu. Özgürlüğüne kavuştuktan sonra Ohio’ya taşınmış, ücretli bir iş bulmuş, ailesini geçindirmekte olan Jourdan, aşağıdaki harikulade mektupla eski efendisini cevapladı:

Dayton, Ohio

7 Ağustos 1865

Eski Efendim Albay P.H. Anderson’a, Big Spring, Tennessee

Sayın Anderson: Mektubunuzu aldım. Beni unutmadığınıza, tekrar sizinle yaşamak için beni davet etmenize ve başka herkesin sunduğundan daha iyi koşullar sunma önerinize çok sevindim. Sizin için sık sık endişeleniyordum: Evinizde isyancıları barındırdığınızı tespit ettiklerinde, Yankee’ler sizi idam etmişlerdir diye düşünüyordum. Devam…

Kategori: Dünya, Genel, Mizah, Siyasal İktisat.

Etiketler: , , , , , , ,

Şeylerin Fiyatı 4 – Peynir

Seven Ağır

Peyniri severim, o kadar severim ki peynir-ekmek-üzüm üçlüsü ile yaşayabileceğimi iddia ederim zaman zaman. Fakat peynirle aramıza bir soğukluk girdi son zamanlarda. Oturduğum mahallenin İtalyan görünümlü ve fakat Protestan ruhlu bakkalında vaktimin çoğunu modern kapitalizmin bana sunduğu nimetlere ve özellikle de nasıl haftalarca bozulmadan dayanıklı kaldığını anlayamadığım aziz ekmeklere şükretmek yerine peynire, daha doğrusu peynirlere bakmakla geçiriyorum. Bakışlarım aradığını bulamayacağını bildiği halde aramaktan vazgeçemeyen insanların bakışlarında rastlanan takıntılı bir çaresizlik saçıyor olmalı ki bakkalın sahibi sahte İtalyan aksanlı, hakiki kır saçlı Guisseppe amca bile yanıma gelip peynirlerden ne istediğimi, daha doğrusu hangi peyniri istediğimi sordu. Söyleyemedim. ‘Peynirlerin hası, rakının arkadaşı, ikindi kahvaltılarının olmazsa olmazı biricik Ezine peynirini istiyorum’ diyemedim. Günlerdir aklımdan çıkmıyordu halbuki mis gibi yağlı, hakiki koyun ve keçi sütünden yapılma anlı şanlı Ezine peyniri. Ve tabii BoBo’lar ve Steve Jobs. Devam…

Kategori: Dünya, Genel, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , ,

Karşılaşmalar – Stepan ve Martin

Seven Ağır

Kimi zaman roman kahramanlarının öteki bir dünyada sohbet ettiklerini hayal ediyorum. Örneğin Iris Murdoch’un Kesik Bir Baş romanının baş kahramanı Martin, Tolstoy’un Anna Karenina’sından Stepan Oblonski’ye oturmaya gelmiş, votka içip sohbet ediyorlar. Martin’in ağlamaktan gözleri kızarmış, hala karısının onu nasıl aldattığını anlamıyor. Stepan ise endişeli, kardeşinin akıbetini düşünüyor.

Stepan  ve Martin birbirine birbirine çok benzeyen iki adam. Fakat  Martin’in hikayesi 19. yüzyıl Rusya’sında değil, 20. yüzyıl İngiltere’sinde geçiyor ve Stepan’ın yaratıcısı dini bütün bir adam iken, Martin’i resmeden dinsiz  bir kadın. Hal böyle olunca benzerlikler kadar farklılıklar da ilgi çekiyor bu iki ‘aile adamı’ arasında.

Anna Karenina’nın ilk bölümü, Prens Stepan Oblonski’nin evinde başlar. Karısını çocuklarının mürebbiyesi ile aldatmış ve yakalanmış olan Stepan yaramaz  bir oğlan çocuğunun iyi kalpliliğine ve rahatlığına sahiptir. Çocuklarının annesi Dolly’i üzdüğü için üzgündür ama üzüntüsü hafif ve uçucudur. Başına açtığı dertten muzdarip, siyasi konularda benimsediği fırsatçı ve belirsiz tavırla benzeşen şekilde rahatına düşkün, başını gazetesinden kaldırmaya üşenen bir aristokrattır Oblonski. Toplumsal baskıların ağır endişesi yoktur onda, ne de birkaç dakikadan daha uzun sürecek bir utanç duygusu. Devam…

Kategori: Dünya, Edebiyat.

Etiketler: , , , , , ,

Devlet ve Vatandaşları: Anadilinde Eğitim Kurnazlığı…


Barkın Karslı

1) Türkiye Cumhuriyeti, kendi sınırları içinde yaşayan (yıllardır uygulanan politikalarla nüfusları yok derecesine indirilen) Hıristiyan/Yahudi azınlıklara kendi dillerinde eğitim hakkı tanırken, Müslüman azınlıklara (Kürtlere, Çerkeslere, Boşnaklara, Gürcülere ve Araplara) kendi dillerinde eğitim hakkı tanımamaktadır.

2) Türkiye Cumhuriyeti, başka ülkelerdeki (Kosova’daki, Yunanistan’daki, Makedonya’daki, Orta Asya cumhuriyetlerindeki, Bulgaristan’daki) Türk/Türkî asıllı bireylerin kendi anadillerinde eğitim alması için Millî Eğitim Bakanlığı ve TİKA gibi kuruluşların olanaklarını seferber ederken, kendi vatandaşı olan ve anadili Türkçe olmayan Müslüman azınlıklara (Kürtlere, Çerkeslere, Boşnaklara, Gürcülere ve Araplara) bu olanakları sağlamamaktadır. Devam…

Kategori: Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Hazine*

Eduardo Galeano (çev. Elif Bingöl Karslı)

Günlerini yatağından pek çıkmadan geçiren yalnız, yaşlı bir adam varmış. Evinde bir hazine gizlediğine dair söylentiler dolaşırmış. Bir gün birkaç hırsız adamın evine girmiş, evin altını üstüne getirmişler ve sonunda bodrumda bir sandık bulmuşlar. Sandığı alıp kaçmışlar ve bir köşede sandığı açtıklarında içinin mektuplarla dolu olduğunu görmüşler. Bunlar yaşlı adamın hayatı boyunca aldığı aşk mektuplarıymış. Hırsızlar önce mektupları yakmayı düşünmüşler ama sonra biraz üzerinde düşünüp mektupları yaşlı adama geri göndermeye karar vermişler. Teker teker. Haftada bir. O zamandan beri her Pazartesi öğlen vakti yaşlı adam postacının görünmesini bekler olmuş. Postacı görünür görünmez yaşlı adam koşmaya başlarmış ve aslında her şeyden haberdar olan postacı elinde bir mektup tutuyor olurmuş. Aziz Petrus bile bir kadından mektup almanın coşkusuyla çarpan bu kalbin atışını işitirmiş.

* Öykü Galeano’nun El Libro de los Abrazos (Kucaklaşmalar Kitabı) adlı kitabından çevrilmiştir.

Kategori: Edebiyat.

Etiketler: , , ,

Serbest Siyasa Söyleşileri – III: Cenk Saraçoğlu

AKP’nin bir yandan açılım politikası izlemeye çalışırken, diğer yandan Kürt hareketini sindirmeye çalışması bir çelişki değil. Bunlar AKP’nin millet tasarımına  ve hegemonya stratejisine son derece uygun, birbirini tamamlayan pozisyon alışlardır aslında.

AKP, DP’nin ve ANAP’ın tam bir devamı olmadığı gibi, Milli Görüş partilerinin takiye yapan versiyonu da değildir.

AKP’nin Kürt politikasını ‘hizmet’, ‘hürmet’ ve ‘tasfiye’nin bir bileşkesi olarak görmek mümkün.

Bugün bazı araştırmalar, bölgede kapitalizmle entegrasyondan kazançlı çıkan, yani orta sınıflaşan veya zenginleşen Kürtlerin radikal Kürt hareketinden çok AKP’ye yöneldiğini, Kürt hareketinin ise gün geçtikçe daha çok kentli veya köylü yoksulların desteğini aldığını gösteriyor.

AKP’nin ülke ölçeğindeki hegemonya projesine en uyumlu strateji, Kürt hareketinin bölgedeki siyasal ve ideolojik etkisini ortadan kaldırmak, bu yolla Kürtleri kendi projesine dâhil etmek ve nihayetinde de bölgeyi Türkiye kapitalizminin genel ihtiyaçları üzerinden şekillendirecek düzeyde kontrol altına alabilmek.

Kürtlerin siyasal ve hukuki anlamda ‘tanınması’ süreci layıkıyla tamamlansa bile Batı kentlerindeki mevcut sınıfsal/mekânsal ilişkilerin yarattığı görece özerk alanda ‘dışlayıcılık’ ve ırkçılık devam edebilir – dünyadaki örnekler de benzer yöndedir. Tam bir barış ve kardeşleşme ancak toplumsal eşitlikle mümkün olacaktır.

Ülke için geri dönüşü olmayan sonuçlar yaratabilecek bir iç savaşı ‘ihtimal dışı’ kılmanın zorunlu koşulu ırkçılığa ve şovenizme karşı daha güçlü mücadele etmek ve pek çok insana demode gibi görünse de halkların kardeşliği fikrinde ısrar etmektir. Devam…

Kategori: Basın, Genel, Siyasal İktisat, Söyleşi, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,