Skip to content

Önce trajedi, sonra fars: Sol’un aşırı acıklı hikâyesi

Emre Özçelik

1 Mayıs 1977 trajedisi yaşanırken Halil Berktay 30 yaşındaymış. Kocaman adammış, yani. Ben o zaman 5 yaşındaydım; komşu kızıyla doktorculuk oynuyorduk. Yani pek ‘radikal’ değildik; olsa olsa ortanın solundaydık. “Büyüyünce ne olacaksın?” diye soranlara, hiç duraksamadan “Doktor” diye yanıt veriyordum.

Hâl böyle olunca, Berktay’ın 1 Mayıs 2012’de söylediklerine sevinenleri, şaşıranları ve kızanları anlamakta güçlük çektim. Sevinenler Berktay’ın ezberleri bozduğunu, şaşıranlar bunları söylemek için neden 35 sene beklediğini ve kızanlar gerçekleri çarpıttığını yazdılar ve tartıştılar. Yazmaya ve tartışmaya devam ediyorlar.

Gerçekleri aslında herkes senelerdir biliyor. Devam…

Kategori: Dünya, Genel, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , ,

Kapat Gözlerini Kimse Görmesin, Sabancı’nın ‘Ayışığı’nı Özel Mülk Yaptığını Kimse Bilmesin…

Barkın Karslı

Türkiye ilginç bir ülke… Çeşitli yasalarla serbest piyasa sisteminde var olduğu savlanan ‘özel mülkiyet’ hakkını devletin rahatlıkla ilga edebildiği, veya aynı yasalarla manastırların özel mülkiyete dahil edilebildiği bir ülke. Daha doğrusu yeterince varsıl ve güçlü iseniz özel mülkiyetle ilgili yasaları lehinize işletebilirken, alt veya orta gelir düzeyindekilere karşı yasaların – itiraz hakkınız dahi olmaksızın – işletilmesi fazlasıyla olası. Değişmeyen, yasanın çoğu durumda parası bol olandan yana, yoksula karşı düzülmesi. Bu yazıda söz kousu yasalar sayesinde Ayvalık’taki tarihî bir manastırın (Ayışığı Manastırı) ve onu çevreleyen doğal park statüsündeki arazinin nasıl ülkedeki en varsıl insanlardan birinin özel mülkiyetine geçebildiği ve restorasyon adı altında buranın nasıl özel misafirhaneye dönüştürülebildiği ayrıntılandırılacaktır.

19. yüzyıl sonu itibarı ile Ayvalık’ta oniki kilise, altı manastır ve bir cami vardır 1, Ayışığı Manastırı, söz konusu altı manastırdan biridir. Ayvalık’taki Pateriça Yarımadası’nda yer alır, 18. yüzyılda veya daha önce inşa edilmiştir. Birinci Dünya Savaşı olarak da bilinen paylaşım savaşının ardından Türkiye ve Yunanistan arasındaki savaşların sonrasında, Ayvalık Türkiye’nin elinde kalır. Devam…

  1. Yorulmaz, A. (2004) Ayvalık’ı Gezerken, Ayvalık: Geylan Kitabevi, ss. 71-72

Kategori: Dünya, Forbes, Gelir Dağılımı, Genel, Milyarder, Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Recep, Tahsin ve Diğerleri…

Barkın Karslı

Günlerdir malum zafer çığlıkları silsilesine maruz kalıyoruz, artık esamesi okunmayan emekli ve çok yaşlı iki asker (Ahmet Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya), iktidar partisi ve yargı tarafından günah keçisi ilan edilmiş. Yeni fillerle eski fil-yeni keçilerin müsameresini izliyoruz her daim güce tapagelmiş anaakım basında. Bu yazıda, 12 Eylül yargılanma sürecinde – ucu mevcut ulusal ve uluslararası güç odaklarına da dayandığı için – emekli asker Tahsin Şahinkaya’nın olasılıkla söz konusu edilmeyecek geçmişine kısaca göz atılacaktır. 32 yıl sonra bu yazının bir benzerinin bugünkü Tahsin Şahinkaya’lar, ‘gemi’ değil gemicikler, ‘Kamu ihale yasasına tabi olmayacak Fatih tablet bilgisayar ihalesi’ değil ihalecikler hakkında yazılması olasıdır; devran böyle süregelmiştir, sürmektedir. Titrini kullanarak çıkar sağlama konusunda Şahinkaya ilk ya da son değildir. Geride bıraktığımız yıllar onlarca emekli askerin TÜSİAD ile bağlantılı şirketlerin yönetim kurullarında arz-ı endam ettiğini gösterdi, gösterdi, gösterdi ve gösterdi. Sermaye ile sermayenin olur verdiği egemenlerin işbirliği bugün de sürmektedirDevam…

Kategori: Gelir Dağılımı, Genel, Milyarder, Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mert Tuğrul Özkök, Hicap Erdoğan’ın yargılanmasını yazdı…

Mert Tuğrul Özkök*, 28 Şubat 2044

[* Kürt bölgeleri Türkiye'den ayrıldıktan on yıl sonra Hak Parti'yi (HAKP) ve onun tutuklu lideri Hicap Erdoğan'ı savunmak amacıyla yazılan bu yazının, 14 Ocak 2012'de saygıdeğer kalem Ertuğrul Özkök tarafından yazılmış 12 Eylül darbesini eleştiren şu yazı: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=19683690&p=2 ile hiçbir ilgisi, alakası yoktur. Mert Tuğrul Özkök 12 Eylül darbesinin hemen sonrasında Kenan Evren'e, 2002 yılından itibaren HAKP'ye verdiği desteği 2044'te de o gün iktidardaki Liberal Parti'den esirgemediği yazılarıyla tanınan 94 yaşında bir yazardır.]

GEÇEN gün bir arkadaşım çok ilginç bir soru sordu.

“Yüce Divan’da yargılanan Hicap Erdoğan dava sırasında acaba kimleri tanık olarak çağırabilir?”

İlk bakışta sıradan bir soru gibi geldi.

Arkasındaki ilginç noktayı yakalayamadım.

“Bilmem ki” dedim.

Muzip bir ifadeyle yüzüme baktı.

“Mesela, devlet güçleri ile TKK savaşıp günde 25 kişi ölürken, nefret söylemi kullanarak yalnızca öldürülen gerillaları manşet yapan, o zamanlar Türkiye’nin bir parçası sayılan Kürt illerinde yaşayanların taleplerini hiç dile getirmeyen gazetelerin yöneticilerini davet edemez mi?” Devam…

Kategori: Genel, Mizah, Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , , , , , , , ,

Why is it so difficult to re-unite the Left nowadays?

Emre Özçelik

David Harvey (b. 1935) is one of the most prolific and influential Marxist intellectuals of our times. A few months ago, he published on-line a very lucid and concise essay – “The Party of Wall Street Meets its Nemesis” (Harvey, 2011). In this piece, Harvey not only described adeptly the ultimate ‘final stage’ of capitalism, but also welcomed and supported enthusiastically the Arab and Occupy uprisings as promising anti-systemic movements. He concluded with a good deal of optimism, as far as a revival of the Left is concerned: “Which street will we occupy? Only time will tell. But what we do know is that the time is now. The system is not only broken and exposed but incapable of any response other than repression” (emphases mine). In a sense, Harvey’s essay implies that, in the face of the ‘global financial crisis’, the neoliberal ‘commanding heights’ of capitalism are now in ‘an absolutely hopeless situation’.

In this regard, one cannot help remembering Lenin’s warning to his optimistic comrades in the unprecedented dust and heat of the aftermath of World War I: “Revolutionaries sometimes try to prove that there is absolutely no way out of a crisis [for the ruling class]. This is a mistake. There is no such thing as an absolutely hopeless situation [for the bourgeoisie]” (Lenin, 1920). Devam…

Kategori: Dünya, Genel, Siyasal İktisat.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Why is it so difficult to kill capitalism nowadays?

Why is it so difficult to kill capitalism nowadays?Emre Özçelik

In his now-classic 1942-book, Capitalism, Socialism and Democracy, Harvard professor Joseph Schumpeter (1883-1950) asked: “Can capitalism survive?” He answered “No”, arguing that capitalism will become the victim of its own economic success, which undermines its non-economic institutional crust, without which it cannot survive.

The recent ‘global financial crisis’ has rendered Schumpeter’s question a fashionable subject of debate once again. Economists of various persuasions – Keynesians, Hayekians, neoclassics, Marxians – have started to share generously their ideas on the nature and future of capitalism. Even though these economists have obvious differences with respect to each other, there is a common denominator: Their mindsets are based on the implicit axiom that collapsibility of capitalism is a function of its propensity to fail in economic terms. The corollary is that capitalism would be an immortal system in a hypothetical world in which its economic success was somehow guaranteed on a continuous basis, according to this ‘unholy alliance’. Devam…

Kategori: Dünya, Genel, Siyasal İktisat.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Serbest Siyasa Söyleşileri – IV: Ha-Joon Chang

Hem sağ hem de sol benden hoşlanmıyorsa, doğru bir şey yapıyor olmalıyım.

Devlete dayalı kalkınma stratejisinin izlendiği dönemde, takip eden 30 yıllık serbest-piyasa deneyimine göre, daha hızlı ekonomik büyüme, daha adil gelir dağılımı ve çok daha az finansal kriz görülmüştü.

Türkiye ekonomik gelişmeye karşın hesap sorulabilirlik ve söz hakkı gibi kurumları geliştirememişse; bunun nedeni, bu kurumları geliştirmeye çalışanların bu kurumların oluşturulmasını engellemek isteyenler kadar etkili olamamalarıdır.

Bir ülkeyi gerçekten çok iyi bilmiyorsanız, o ülke için doğru olan bir siyasal strateji öneremezsiniz aslında. Hatta ülkeyi çok iyi bilseniz bile çoğu kez yanılabilirsiniz, çünkü insan etkin bir özne olarak işin içine girdiğinde sonuçları gerçekten öngöremezsiniz.

Yalnızca şu anda mümkün olan şeyleri hedeflersek, hiçbir şeyi anlamlı biçimde değiştiremeyiz. Gerçek değişimler ancak birçok kişinin tamamen gerçek-dışı bulduğu şeyleri denediğinizde ortaya çıkar.

Elbette kapitalist toplumlar sosyalist ülkelere göre daha fazla eşitsizlik üretme eğilimindedirler, ama eşitlik tek başına bir toplumun başarı ölçüsü olamaz.

Avro-bölgesi krizi Avrupa Birliği’nin geleceğine ilişkin büyük bir kuşku yarattı, Avrupalı ulusların Avrupa denen yeni bir ‘ulus’ inşa etmesine ilişkin siyasal taahhütlerinin yüzeyselliğini ortaya çıkardı. Bakın, Almanlar Yunanistan’a sanki Leipzig’e veya Hamburg’a muamele eder gibi davranıyorlar.

2008 krizi neoliberal ideolojinin itibarını kesinlikle zayıflattı, ama unutmayalım ki bu ideoloji parası ve siyasal/ideolojik gücü olan birçok insan tarafından destekleniyor, yani neoliberalizmi tahtından indirmek o kadar da kolay olmayacak.

İşgal (Occupy) hareketlerinin içinde kapitalizm karşıtı olan oldukça büyük bir azınlık var (Marksistler, anarşistler vs.). Ancak, çoğunluğun aslında kapitalizmi ortadan kaldırmak istemediğini, kapitalizmi yalnızca düzeltip iyileştirmek istediğini düşünüyorum.

Devam…

Kategori: Dünya, Siyasal İktisat.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Serter, Önder, Mazlum-Der: Anlatılan Seks İşçilerinin Hikayesidir

Barkın Karslı

Geçtiğimiz hafta Türkiye ilginç bir tartışmaya sahne oldu. Bir TV dizisindeki fahişe karakterine CHP milletvekili Nur Serter’in adının verildiği iddia edildi. Daha sonra iddianın doğru olmadığı ortaya çıktı. Ne ki, yalanlanan bu iddia çoğumuzun bilinçaltındaki karanlık kimi dehlizlere giden yolları da açık etti. Örneğin milletvekili Sırrı Süreyya Önder ¨Seks işçiliğiyle geçinen bir karaktere, muhalif milletvekili adını vermeye, zevzekliktir demek hafif kalacak. Bu cüreti nereden buluyorlar? Serter’in sahip olduğu ideolojik zihniyet, bir sanat eserinde eleştirilebilir ama adını vermek, sizin zihinsel kodlarınızı ele verir.¨ dedi. Yani, seks işçisi karakterine, bir ¨muhalif milletvekili¨nin adı verilmemeliydi Önder’e göre.

AKP’li vekillerin verdiği tepki de Önder’inkinden farklı değildi. Mazlum-Der de ihtiyatlı destek korosuna katılmakta ve Serter’e yapıldığı savlananın bir aşağılama olduğunu vurgulamakta beis görmedi.  Kuşkusuz, Serter’in adı dizide bir kahramana, bir öğretmene, bir doktora verilse tepkiler bu şekilde gelişmeyecekti; çok geniş bir koalisyon ‘fahişeliğin’ aşağılayıcı, hakaretamiz bir ifade olduğunda hemfikirdi. Devam…

Kategori: Gelir Dağılımı, Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

DEVLET Seni Bize Sayıyla mı Verdiler?


Alper Duman

Siz ne kadar harcama yaptığınızı biliyorsunuz. Ne kadar geliriniz olduğunu da. Peki ya devlet?

Devlet bildiğini iddia ediyor. Öyleki enflasyon hesaplarındaki ağırlıklandırmayı bu bilgilere dayandırarak yapıyor. Enflasyona göre de memurlara verilecek zam belirleniyor. Özel sektör ücretleri de aşağı yukarı aynı oranda zamlanıyor. Yani nereden baksanız 16 milyon çalışanın (aileleri ile birlikte neredeyse 40 milyondan fazla kişinin) kaderi bu bilgilere pamuk ipliğiyle bağlı.

Enflasyon sepetindeki mal ağırlıklarının belirlenmesi için devletin harcamalarınızı doğru ve tutarlı bir şekilde önce veri olarak toplaması sonra da bu veriyi analiz etmesi gerekiyor. Peki devletiniz ne yapıyor? Kısa cevabı, sallıyor. Neden mi?

Devam…

Kategori: Gelir Dağılımı, Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , ,

‘En Az Üç Çocuk’lu Kalkınma

Seven Ağır

Başbakan Erdoğan birçok kez ‘üç çocuk’ talebini yineledi. Bir ülkenin başbakanı vatandaşlarının üreme kararları hakkında fikir beyan ediyorsa bu o konunun önemine inandığı için olmalıdır. Peki neden ‘en az üç çocuk’ yapmamız bu kadar önemli ?

Önce basit bir hesap yapalım. Yalnızca iktisadi açıdan iki çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu yapıp yapmama kararını nasıl vermesi gerektiğine bakalım.

TÜİK’in 2009 Yoksulluk Çalışması Sonuçları’na göre dört kişilik bir çekirdek ailenin yoksulluk sınırı 2010 yılı için 896 YTL. Yani 896 YTL’nin altında geliri olan bir ailenin gıda ve gıda-dışı temel ihtiyaçlarının bir kısmından mahrum kalmaması mümkün değil.  Aynı çalışmaya göre beş kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı ise 1025 YTL. Bu da demek oluyor ki iki çocuklu ve yoksulluk sınırında bir çekirdek ailenin üçüncü bir çocuk yaptığında yoksulluk sınırının altına düşmemesi için aylık harcamasını 129 YTL (yani yüzde 14) arttırması gerekiyor. Yoksulluk sınırının üstündeki aileler için de 3. çocuk ile halihazırda sahip oldukları yaşam standardını sürdürebilmeleri en azından (ve en iyi niyetli tahminlerle) her ay 129 YTL daha fazla kazanmalarını gerektiriyor. Üç kişilik ailenin üçüncü çocuk için alması muhtemel 6 YTL’lik geçim indirimini, üçüncü çocuğun aileye maliyetinin aylık en az 123 YTL olduğunu söyleyebiliriz.  Devam…

Kategori: Gelir Dağılımı, Genel, Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , , , , , ,