Skip to content

Demokrasi mi, Cumhuriyet mi?

Emre Özçelik

Bir kere öyle herkes liberal veya ulusalcı olamaz. Liberal veya ulusalcı olmanın ön koşulu “tuzu kuru” olmaktır. Tuzu kuruluk iktisadi bir ölçüt, tabii. Yani, geçim sıkıntısı çeken veya işsiz olan şahısların kendilerini liberal veya ulusalcı olarak tanımladığına henüz rastlanmadı. Dolayısıyla, kendisini liberal veya ulusalcı olarak tanımlayabilen şahıslar, işi tıkırında olanlardır. Bu noktada, şunu anlamakta yarar var: Her tuzu kuru şahıs, liberal veya ulusalcı olmak zorunda değil. Türkiye’den bahsediyorum, bu çok açık.

Mesela, benim de tuzum kuru. Ama ne liberalim ne de ulusalcı. Yani, Türkiye’de tuzu kuru olan zümreleri kabaca üçe ayırmak olası: (1) Liberaller, (2) Ulusalcılar ve (3) Hem liberalizme hem de ulusalcılığa karşı olanlar. Daha açık sözlü olacaksak şunu dosdoğru söylemek gerekir: Tuzu kuruların liberal olanları AKP’ye, ulusalcı olanları CHP’ye destek-ve-oy verirler. Genellikle, tabii. Üçüncü kategori ise ne AKP’ye ne de CHP’ye destek-ve-oy verir. Bence doğrusu da budur. Tuzu kuru kişinin aynı zamanda delikanlılık gibi bir iddiası varsa, AKP’ye veya CHP’ye oy vermemesi gerekir. Veriyorsa delikanlı değildir.

Tuzu kuru kişiden delikanlı olur mu? Bu, ayrı bir tartışma konusu. Ama her tuzu kuru benim gibi olsaydı, Türkiye çok daha güzel bir memleket olurdu, bu da çok açık.

Yani, tuzunuz kuruysa, önünüzde üç seçenek var: Liberalizm, ulusalcılık veya delikanlılık. Yani, AKP, CHP veya delikanlılık. Bu yazıda, tuzu kuru olmayan geniş halk kesimlerinden bahsetmeyeceğim. Sonra inşallah.

Kısacası delikanlı kişi, liberalizmi de ulusalcılığı da reddeden kişidir. Bu noktada, delikanlılık söylemi hanım vatandaşlarımızı hiç rahatsız etmesin lütfen. Delikanlılık cinsiyet-ötesi bir kavram. Misal, Rosa Luxemburg delikanlı bir insandı. Örnekler tabii ki çoğaltılabilir.

***

21. yüzyılın bu ilk yıllarında insan liberal olabilir, çünkü çiğ süt emmiştir, çünkü dünya ölçeğinde geçer akçe odur. Günümüzde iktisaden ve siyaseten liberal görüşleri benimsiyor veya savunuyor görünmek, bireyin yaşam koşullarına maddi ve manevi anlamda önemli katkılar yapabilir. Ummadığınız kapılar ardına kadar açılabilir. Akademik, entelektüel, medyatik dünyada ve iş hayatında liberal düşüncenin bunca taraftar bulmasının başat nedeni budur. Ne hazin ki, 21. yüzyılın bu ilk yıllarında liberalizm mevcut düzenin muhafazası anlamına geliyor. Yani, şimdilerde liberalizm, değişimi değil, mevcut uluslararası iktisadi düzenin ve devletler-arası siyasi sistemin birlikte sürüp gitmesini, yani değişmemesini amaçlayan ideolojiyi simgeliyor. Bunu göremeyen veya görmezlikten gelen aydınlar kendilerini gönül rahatlığıyla liberal olarak tanımlıyorlar.

1789’da tam olarak böyle değildi, bunu kabul edebilirim. Ama 1848’den itibaren “liberalizm” adına yapılan her şey, atılan her adım, söylenen her söz, giderek muhafazakârlık anlamına gelmeye başlamıştır. Normalde özgürlük-eşitlik-kardeşlik şiarını temsil etmesi gereken liberalizm, 1848’den itibaren, uluslararası statükoyu olduğu gibi korumanın, muhafaza etmenin ideolojisi olmaya başlamıştır. Bu bakımdan, 21. yüzyılın bu ilk yıllarında liberalizme “değişim”i simgeleyen ideoloji olarak bel bağlamak ya dangalaklıktır ya da cüzdan meselesidir. Başka bir şey değil.

“Vay efendim ben insan haklarını, demokrasiyi savunuyorum, baskıcı yönetimlere, askeri-bürokratik vesayetlere karşı çıkıyorum, vay sen bana nasıl cüzdan, vay sen bana nasıl muhafazakâr dersin?”

Küfür etmediğime şükretmekte yarar var bence. Dünya nüfusunun yüzde 40’ından fazlası günde 2 dolar’ın altında gelirle geçinmeye cebelleşiyor. Senin insan hakkına da, demokrasine de lanet olsun. Ben de zaten, senin gelirini ayda 60 dolar’a düşürsek, diyorum. Ne dersin? Özgürlük-eşitlik-kardeşlik için.

***

21. yüzyılın bu ilk yıllarında insan ulusalcı olabilir, çünkü çiğ süt emmiştir, çünkü Türkiye’de geçer akçe o idi. Ulusal geleneklerden, resmi tarihten, resmi ideolojiden vazgeçmek, tabii ki kolay değil. Günümüzde Türkiye’de iktisaden ve siyaseten ulusalcı görüşleri benimsiyor veya savunuyor görünmek, acaba hâlâ bir şans var mı, sorusunu belleğinde muhafaza etmek anlamına geliyor. İmtiyazları muhafaza, ötekileri yok sayma… Hâlâ bir şans? Var mı? Acaba?

Bu ülkede, senelerce, manevi, etnik ve ideolojik hassasiyetleri olan insanlara kan kusturuldu. Kusturulan her damla kanda, ulusalcılığın vebali var.

Namaz kıldığı için, oruç tuttuğu için, eşi başörtülü olduğu için, insanları kamu hizmetinden uzak tuttunuz; uzak tutamadıklarınıza kadro yükseltme gibi konularda bin türlü sorun çıkardınız. Türkçe bilmeyen Kürtleri, silah doğrultarak, İstiklal Marşı söylemeye zorladınız. Kurulu düzeninize karşı çıkan eşitlikçi insanları sizin gibi düşünmedikleri için astınız, zindanlara koydunuz.

Kısacası, sayın ulusalcılar, siz de az liberal değilsiniz…

***

Günümüz koşullarında, delikanlı insan, Demokrasi’yi de Cumhuriyet’i de reddedebilen insandır.

Kategori: Genel, Siyasal İktisat.

Etiketler: , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 4

  1. Emre ve Barkın ve adaşım,
    takip edecek sayfalara bir yenisini eklediniz.

  2. Sevgili Emre,
    Bu yazini fikirsel anlamda son derece zayif buldum. Izin verirsen, biraz anlatmak isterim.

    1. Elma Armut:
    Tanimladigin dusunce sistemleri ayni konulari kapsamiyor. Ikisi de birer politik akim olmasina ragmen kapsamlari cok farkli. Soyle ki: Ulusalcilik, Kemalizm denen son derece ici bos politik akimin bugunku devami. Savundugu konu tek boyutlu ve o da devletin ve tek millet sisteminin siyasi araclarla nasil korunacaga uzerine cok da net olmayan bir dusunceler dizisi. Ulusalcilik akimi ekonomi, dis politika, sosyal problemler, egitim, saglik konusunda ya hicbir sey soylemiyor ya da net olmayan (hepsini dikkatli ve saygili bir sekilde yapacagiz!) bir takim laflar soyluyor. Kisacasi soyle diyelim, bir Ulusalciyi karsina alip cari acik, guneydoguda genc kizlarin ekonomiye katilimi vs. tartisamazsin. Oysa liberal akim dedigin (burada liberalizm diyerek AKP’nin dusunce sistemi olan politik islami kastettigini varsayiyorum) akim bu konularin hepsi konusunda fikir belirtir ve surekli bir tartisma ortamindadir. Dogru yanlis sonuclara varirlar, o baska. O tartisilir ama liberalizm ulusalciliga gore cok daha kapsamli bir dusunce dizisidir ve ikisini ayni kefeye koymak bence son derece yanlis.

    2. AKP Liberal bir politik akim degil:
    AKP’nin liberalizm ile iliskisi son derece az. Bu da detayli bir konu tartismak icin fakat burada iki ornek verecegim. AKP, ekonomiye mudahale edilmemesi uzerine bir politikayi benimsemiyor. Aksine belli endustrilerde regulasyonu, isci piyasasina mudahaleleri, issizlere issizlik sigortasi disinda yardimlari vs uygun goruyor. Geldiginden beri Turkiyede vergi/Milli gelir oraninda hizli bir yukselis oldu ve daha da olacak gibi gozukuyor. Bu yuzden liberalizm savunucularindan ayriliyor. Ikinci konu siyaset alaninda. AKP, muhafazakar bir parti oldugunu ve sosyal politikalarda daha muhafazakar olacagini soylemisti ve hala soyluyor. 3 cocuk politikasi, dindar olmalari, escinsel haklari tipi konulara girmemeleri bunu gosteriyor. Dunya da liberalizm yanlilari ile bu da ters dusuyor. Yani Liberalizm yanlilari AKP’ye oy verir gibi bir genelleme yine gercekci gozukmuyor bana. Bati dusunce kalibindan kelimeler satin alip, Turkiyenin yarattigi bir politik akimi degerlendirmek soruyu duzgun “frame” edememis diye dusundum.

    3. Halkin %50’sinin tuzu kuru olmaz:
    Bu kismi ise tamamen gerceklerden uzak bir degerlendirme olmus. AKP’ye oy veren kesim halkin %50’si. Adamlar 9 yil sonra tekrar %50 alacak gibiler. Halkin %50’sinin tuzunun kuru oldugunu dusunmek Turkiye gibi orta gelir seviyesine dusen bir ulke icin yanlis mantik gibime geldi.

    Bir raki masasi sozumuz vardir eskilerden kalma, onu da hatirlatirim.

    Sevgiler,
    K

    Kivanc Emiroglu3 Mayıs, 2011 @ 14:30Cevapla
    • Sevgili Kıvanç,

      Seni burada görmek ne güzel…

      Sırasıyla ama kısmen mukabele edeyim söylediklerine:

      1. İktisaden, ulusalcılık Kemalizm’in devamı değil. Aksine, Kemalizm, Avrupa-tipi ulusalcılığın devamıdır. Avrupa tarihinde ‘merkantilizm’ adıyla anılan uzun bir dönem var, 16.-18. yüzyıllar arası. Merkantilizm, bir ideoloji değildi ve fakat basbayağı ‘ulusalcılık’ idi. Merkantilizmin siyasal-iktisadi amacı, güçlü bir ulus-devlet kurmak ve zengin bir ulusal ekonomi yaratmaktı. Bu bakımdan, modern anlamda ‘ulusalcılığın’ anavatanları, 16.-18. yüzyıllar arasında, İspanya, İngiltere ve Fransa’dır. Prusya ve Rusya da az ulusalcı değillerdi. Daha sonra, 19. yüzyılda ABD ve Almanya da İngiltere’ye yetişebilmek için ‘ulusalcı’ iktisat politikaları uyguladılar ve başarılı oldular. Dolayısıyla, ulusalcılık sandığın kadar içi boş bir akım değil. Bugünün kalkınmış ülkelerinin, gelişmiş demokrasilerinin neredeyse tamamı, kalkınma süreçlerinin ilk aşamalarında yoğun biçimde ‘ulusalcı’ iktisat politikaları uyguladılar. Başarılarının sırrı, iktisadi ulusalcılık idi.

      Kemalizm ise Batı-tipi ulusalcılığa bir öykünme idi. 1920’lerde, 1930’larda yaşıyor olsaydın, aydın bir Türk genci olarak büyük olasılıkla sen de Kemalist/ulusalcı olurdun. Bugün ulusalcılık, nasıl köhne, modası geçmiş bir siyaset olarak yerden yere vuruluyorsa; o günlerde de liberalizm, ki 19. yüzyılda alası tecrübe edilmişti, aynı biçimde tu kaka ediliyordu.

      Osmanlı yıkıldığında, elde, yalnızca Sanayi Devrimi’ni ıskalamış bir yapı değil, aynı zamanda ulus-devletleşmesi Büyük Güçler arası rekabet yüzünden geciktirilmiş bir mozaik vardı. Büyük Güçler arası rekabet tuhaf bir denge oluşturmasaydı, Rusya Osmanlı’yı çok önceden yıkmış olacaktı muhtemelen. TC belki de 19. yüzyıl’da kurulmuş olabilirdi, diyorum yani. Neyse, bunun konumuzla ancak dolaylı bir ilgisi var…

      Öte yandan, misal, Fransız Devrim’i, siyaseten monarşiye ve aristokrasiye karşı, iktisaden ise merkantilizme (yani, iktisadi ulusalcılığa) karşı yapılmıştır. Burjuvazi, tanımı ve tasarımı gereği, merkantilizme, yani devletin iktisadi rol üstlenmesine karşıdır, çünkü. Dolayısıyla, iktisadi liberalizm, ulusalcılığa karşı ortaya çıkmış bir ideolojidir. Kısacası, Sevgili Kıvanç, önce iktisadi ulusalcılık vardı, sonra iktisadi liberalizm icat olundu.

      Kalkınmanın ilk evrelerini ulusalcı iktisat politikaları ile tamamlarsın, ancak ondan sonra iktisadi liberalizm senin ulusal çıkarlarına hizmet etmeye başlayabilir. Tarih eğer bize hakikaten bir şeyler öğretiyorsa, bunu öğretiyor. Bu çok açıktır. (Bu konuyla ilgili bir yazım var şurada: http://serbestsiyasa.com/?p=171).

      Günümüz Türkiye’sinde, ulusalcıların, siyaseten, kayda değer bir şey söyleyemedikleri ise âşikar. Bu konuda hemfikiriz, sanırım.

      Ama günümüz Türkiye’sinde, liberaller de uluslararası statükonun çıkarlarına hizmet ediyorlar. Bir yandan ulusal düzeyde ‘vesayet sistemini’ ortadan kaldırıyorlar, öte yandan ülkeyi uluslararası bir vesayet sistemine bağımlı kılıyorlar. Bu konuda benimle asla aynı fikirde olmayacaksın, sanırım. Küreselleşme herkes için iyidir, ulusal çıkar diye bir kavram/olgu kalmadı, diyorsun sen. Bunları söylemek için henüz çok erken, diyorum ben. En az bir 50 yıl daha beklemek gerekebilir bu söylediklerinin geçerli olması için. İşgücünün ve teknolojinin dolaşımı da serbest olmadıkça, küreselleşme güçlüleri daha güçlü, zenginleri daha zengin kılmaya devam edecek.

      2. AKP, iktisaden liberal bir parti. Siyaseten “muhafazakâr demokrat” olarak tanımlıyorlar kendilerini. O başka şey ama.

      AKP, iktisaden fevkalade liberal, çünkü mesela partiyi ilk kurduklarında “Değiştik, biz değiştik” diye kırk takla atıyorlardı. Siyaseten, “laik sistemi çok zorlamayacağız” anlamına geliyordu bu. İç ve dış medya meselenin bu yönünü köpürttüler o zamanlar. Ama bundan daha önemlisi, “Değiştik” demek, iktisaden, “Erbakan’ın Milli Görüşü’ne dayalı ulusalcı/popülist iktisadi yaklaşımı reddediyoruz” anlamına geliyordu. İstanbul sermayesine ve uluslararası siyasal-iktisadi hegemonyaya göz kırpmaktı amaçları ve başarılı oldular. İktisaden değiştiklerine büyük sermayeyi ikna edemeselerdi 2002’de yüzde 34 oy almalarına imkân yoktu. Keza, Kemal Derviş’in bıraktığı düpedüz liberal programı harfiyen uyguladılar. Yalnızca yaptıkları özelleştirmelerin sayısına ve hacmine bakmak, AKP’ye iktisaden liberal demek için yeterli sebeptir. Sermaye hareketlerini, mal ve hizmet ticaretini olabildiğince serbestleştirmeyi sürdürdüler. İlk dönemlerinde uygulamaya koydukları “yapısal reformlar”, liberal iktisadın kaleleri IMF ve Dünya Bankası’nın klasik reçeteleri idi. Hâl böyle iken, AKP elbette iktisaden liberaldir. Bunun tartışılacak tarafı yok.

      Siyaseten ise, senin çok sevdiğin terminolojiyi kullanacak olursak, Kemalizm’i, bürokratik elitleri zayıflatacak türlü çeşitli hamleler yaptılar, epeyce de başarılı oldular. Ben, mesela niçin Fenerbahçe’yi tutuyorum? Çünkü Galatasaray’ı sürekli mağlup ediyor. Sen, mesela niçin AKP’yi tutuyorsun? Çünkü Kemalizm’i sürekli mağlup ediyor. Yani diyorum ki, liberallerin AKP’yi desteklemelerini takım tutmaya benzetiyorum. Liberalizm, esnek bir ideoloji, ama. Duruma göre çok kolay takım değiştirebilir. Keza, günümüz Türkiye’sinde liberaller AKP’yi, iktisadi liberalizmin önündeki engellerden biri olan Kemalizmi/ulusalcılığı erittiği için tutuyorlar. Bu da, AKP’ye liberal demek için ikinci bir yeterli sebep. Ana yemek, her daim, iktisadi liberalizmdir. Özgürlükler, siyasal liberalizm falan, olsa olsa ara sıcak.

      AKP’nin “muhafazakâr demokratlığına” gelince… O da Anadolu sermayesini alt-yapı olarak kullanmalarıyla ilgili bir tercih. Anadolu’da Müslüman bir burjuvazi oluştu Özal’dan beri. AKP döneminde iyice palazlandı bu Müslüman burjuvazi. Burjuvazi ve ‘liberal’ iktidar tarihsel olarak birbirini besleye gelmiştir. Burjuvazi’nin Müslüman oluşu bu vakıayı geçersiz kılmıyor elbette. AKP siyasal-kültürel olarak muhafazakâr kalmaya yazgılı, çünkü dayandığı ve beslediği burjuvazi enteresan biçimde muhafazâkar.

      3. “Halkın %50’sinin tuzu kuru olamaz” demişsin, sanki ben böyle bir şey söylemişim gibi. Yazımda bu anlama gelecek herhangi bir cümle yok. Tuzu kuruların liberal olanları AKP’ye, ulusalcı olanları CHP’ye oy veriyorlar, diyorum. Buradan, tuzu kuru olmayanlar AKP’ye oy vermiyorlar, anlamı çıkmıyor elbette. Yanlış anlamışsın, yani. Tuzu kuru olmayanların, tabii ki, önemli bir kısmı AKP’ye oy veriyorlar. Bunun da tartışılacak tarafı yok. Ama bu, başka bir yazının konusu.

      Sonuç itibarıyla, ulusalcılar (“Cumhuriyetçiler”) siyaseten ulusal vesayet sistemine, liberaller (“Demokrasiciler”) iktisaden uluslararası vesayet sistemine hizmet ettikleri için aynı kefenin taze soğanlarıdır. Yazımın ana fikri bu idi.

      Bu ana fikri beğenmediysen, çilingir sofrasında bir büyüğe danışalım tabii 🙂

      Sevgi, selam,

      Emre

      Emre Özçelik4 Mayıs, 2011 @ 00:03Cevapla
  3. Sevgili Emre, seninle tartismak bir keyif. Bircok konuyu harika ozetlemissin, sapka cikariyorum. Konulari birbirine baglarken biraz cabuk sonuclara vardigin kanaatindeyim ve sapla saman karisiyor sanki. Izin verirsen biraz ozetleyeyim.

    1. Ekonomideki ulusalci ve liberal akimlarla ilgili ozetine katiliyorum. Ben liberal ekonomik politikalara inanmiyorum, cunku teorisindeki varsayimlarin cogu dogru degil.

    Avrupa tarihine bagli olarak anlattigin ulusalcilik ve liberalizm iliskisini Turkiyeye uyarlamaya calisiyorsun ve konu tamamen dagiliyor. Avrupadaki ulusalciligin ismini veren dusunce ekonomik secimlerle ilgili. Yani ic piyasayi korumak, secilmis endustrilere yardim etmek vs. Cok guzel anlatmissin zaten bunu. Oysa bizdeki ulusalciligin ekonomi ile ilgili secimleri net degil. Isine gelince korumaci, isine gelince liberal. En liberal ekonomik politikalari savunani da var, gumruk birliginden cikalim diyenleri de var. Yani Avrupadakiler icin kullandigin ulusalci kelimesi Turkiyedeki ulusalcilari kesinlikle anlatmiyor.

    Turkiyedeki ulusalcilik akimi (Kamalizm) bastaki bir grup elitin devletin politik gucunu ve uretim araclarini elinde tutabilmesi icin gelistirilmistir. Yani bir ekonomi yonetimi secimi degil, daha cok bir elitin nasil gucu tutacagi ile ilgili bir yapiyi tarif eder. O yuzden Kamal Ataturk doneminde benim ulusalci olmam dusunulemezdi, en bastaki sebebi de tek partiye inanmis olmalari idi.

    Onun haricinde liberal ekonomistlerin ufak bir kesime hizmet ettigi, sadece sermayenin serbest dolasiminin yarattigi bozukluklari felan cok guzel aciklamissin. Sana katiliyorum.

    Ne Kamalizm, ne bugunku ulusalcilar bu konulari anlamazlar, ilgilenmezler ve dise dokunur bir yorum getirmezler bana sorarsan. O acidan Avrupa ulusalciligi ile Kamalizm iliskilendirmesi ve karsilastirmasi pek olmuyor.

    2. AKP’nin liberal ekonomik politikalar uyguladigi konusunda anlasamadik. Uyguladigi bazi politikalarin liberal ekonomicilerin savunduklarina benzedigi konusunda hemfikiriz. Bu AKP’yi liberal ekonomiye inanmis yapmiyor. Ornek olarak enerji piyasasini alalim. Bir liberal ekonomist, Turkiyedeki enerji sektorunun hem uretim, hem dagitim, hem de toptan alim/satim piyasalarinin serbestlestirilmesi konusunda pozisyon alirdi herhalde. Oysa AKP’nin yaptigi oyle olmadi. Bolgesel monopoliler yaratti. Uretimde de devlet hala kendisi yatirim yapiyor. Pek dedigine uymuyor. Telekoma bakalim. Avrupanin en monopolist piyasalarindan biri Turkiyede. Ustelik sabit hatlarda ve internet ulasiminda, devlet monopol sirketin %30’una sahip. Bankaciliga bakalim. Turkiyedeki en buyuk bankalardan ikisi devletin. Onun haricinde regulator butun bankalarin bogazina yapismis durumda ve her turlu denetimini yapiyor. Saglik sektorunde ise devlet ilac alimi ve sigorta sistemini tamamen devletin tekeline alip, degisik sistemleri bir catida topladi.

    Bu nasil liberalizm?

    Devlet ozellestirme yapti diye liberal politikalari savunuyor demek bence eksik bir tanimlama olmus, Sevgili Emre.

    Butun bunlarin uzerine bu hukumet (sen duzelt beni bu konuda yanlissam), cumhuriyet tarihinin en yuksek vergi/ milli hasila oranina ulasti.

    3. Yanlis anlamisim dedigini, aciklama icin tesekkurler. Peki sana bir sorum daha var:

    Turkiyenin onundeki secimde AKP’ye oy vermezsem, buyuk bir ihtimalle yeni bir anayasa yapilmayacak, hukuk sistemi daha da reform edilmeyecek, askerin basi ezilmeyecek, ve ekonomik buyumenin onunde ciddi engeller cikabilecek. Delikanli degiliz sana gore, peki anladik da, kime oy verelim? Ulkede tabana dayanan bir sosyal demokrat ya da sosyalist parti vardi da, biz mi vermedik?

    Sevgiler,

    Kivanc Emiroglu

    Kivanc Emiroglu10 Haziran, 2011 @ 12:02Cevapla



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer