Skip to content

Hey Avrupa Birliği, benimle yönetişir misin?

Emre Özçelik

Efendim, malum, iletmekten iletişimi, sevmekten sevişmeyi türetmişiz. Güzel Türkçemiz her daim güzeldir. Şekspir lisanını ise her daim enteresan bulmuşumdur. Kediyi çağırmak için “Here pussy pussy” diyorlar. Bunu öğrendiğimde tam 35 yaşındaydım; ortaokul-lisede ve üniversitede Şekspir lisanında eğitim veren okullarda okumuş olmama rağmen. Hayır, “Gel pisi pisi”nin Şekspircesini öğretmeyecekseniz ne diye ana dilimiz dışında bir dilde eğitim veriyorsunuz. Bu bir soru değil. Basbayağı tutarsızlık.

Dolayısıyla, yönetmekten yönetişimi türetmiş olmamız gayet doğal. Şekspir lisanında government var, bir de governance var. Yani yönetim başka, yönetişim başka. İkincisi demokrasinin önde gidenini simgeliyor, benim anladığım kadarıyla. Hatta liberalizmin sevişken haline yönetişim diyebiliriz, galiba. Bir de cümle içinde kullanalım, derseniz; yukarıdaki başlık başçavuşun beygiri değil, derim.

Sizi ciddiyete davet ediyorum. Avrupa aslında bir kıta değildir. Asya’nın batı ucunda çıtı pıtı bir yarımadadır. Yazdığım yazının yanına resim eklemeyi öğreneli tam on gün oldu. İnanmayan resme bir daha baksın. Bu hususa dikkatimi tarihçi Fernand Braudel çekmişti. Braudel 1985’te öldüğünde Fransız gazeteleri “Tarihin Papa’sını kaybettik” diye manşet atmışlar. Papa, malum, Hz. İsa’nın vekilidir. Hz. İsa’nın memleketi itibarıyla Ortadoğulu olması kalbimde yaradır. Fransız gazetelerinin o manşeti atmış olmaları da öyle. Braudel papalardan beklenmeyecek kadar aykırı görüşleri olan bir Avrupa vatandaşıydı. O zamanlar AET deniyordu galiba. Mısır’ı ve Tunus’u ileride Avrupa Birliği’ne alırlar mı acaba?

Sizi daha önce de ciddiyete davet etmiştim. Tamam da güzel kardeşim, bu Avrupa Birliği (AB) bizi üye kaydedecek mi? Konumuz bu aslında. Vallaha koşullar az-çok belli. Kopenhag kriterleri var işte. Tesadüf bu ya, bir önceki yazımda bahsettiğim “yönetişim göstergeleri” ile Kopenhag kriterleri aşağı yukarı aynı kapıya çıkıyor. Bu arada, Kopenhag “tüccar limanı” anlamına geliyor Dancada. Güzel bir başlangıç noktası bence. Dancaya yeni başlıyorum, üstünüze afiyet.

Tüccar Limanı Kriterlerini, daha doğrusu yönetişim göstergelerini kısaca hatırlayalım: Dünya Bankası (DB) uzunca bir süredir tüm dünya ülkeleri için “iyi yönetişim” göstergeleri üretip derliyor. İyi yönetişim, kabaca, ülkenin siyasal ve kamusal sisteminin liberal ve demokratik ölçütlere uygunluğunu gösteriyor. Altı tane iyi yönetişim göstergesi var: 1) Söz hakkı ve hesap sorulabilirlik, 2) Siyasal istikrar ve şiddet olaylarının olmaması, 3) Devletin etkinliği, 4) Siyasal/kamusal düzenlemelerin kalitesi, 5) Hukukun üstünlüğü ve 6) Yolsuzluğun denetimi. Ülkelerdeki belirli toplum kesimlerinin bu altı alana ilişkin görüşleri ayrıntılı biçimde derleniyor ve istatistiksel veriye dönüştürülüyor. DB’nin en güncel yönetişim göstergeleri 2009 yılına ait.

AB’ye üye kaydedilmiş 27 ülke var şu anda. Bunların 15 tanesi epeyce eski üyeler (Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İtalya, Lüksemburg, Portekiz, Yunanistan). Diğer 12 tanesi ise 2004 ve 2007 genişleme kararlarıyla üye kaydedildiler (Bulgaristan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Latviya, Litvanya, Malta, Polonya, Romanya, Slovakya, Slovenya). AB’ye üye ülkelerden “yönetişim” bakımından en iyi durumda olanı Danimarka (98) ve en kötü durumda olanı Romanya (58). Parantez içindeki rakamlar ülkelerin 100 üzerinden “iyi yönetişim” notunu gösteriyor. Brigitte Nielsen’i hatırlayan var mı? Boyu birseksenbeş idi. George Hagi’nin boyu ise biryetmişiki. Beslenme rejimi ile alakalı konular bunlar.

Ortalama almayı becerebiliyorum. Dolayısıyla, AB-15’in, AB-12’nin ve AB-27’nin ortalamalarını aldım ve şu sonuçlar çıktı:

AB-15 ….. 87

AB-12 ….. 74

AB-27 ….. 82

Çok güzel valla. Çünkü dünya ortalaması tam 50. Dünya Bankası, dünya ortalaması 50 çıkacak biçimde ayarlıyor aslında, daha iyi fikir versin diye. Hakikaten de daha iyi fikir veriyor. Dünya Bankası’nı sevelim, koruyalım. Yani, dünyada ülke başına düşen ortalama yönetişim notu 50 iken, AB-27’de 82. ODTÜ’nün katalog not sistemine göre, AB-27 Yönetişim dersinden BB alır, güzelce geçer.

Bir de aday ülkeler var tabii: Hırvatistan (65), İzlanda (92), Makedonya (51), Türkiye (51). Hırvatistan DC, geçer. İzlanda AA, aferin, ama iflas etmeseniz her şey daha güzel olacaktı. Makedonya ve Türkiye FD, siz ikiniz seneye tekrar gelin.

Bu AB-12 daha dişimize göre görünüyor. Onlarla kıyaslayalım bari cennet vatanı. Çoğu Sovyet sistemine maruz kalmış olan bu ülke grubunun notu 74. Katalog sistemi, CC diyor. En sevdiğim nottur. En eğlenceli ve aslında en zeki öğrenciler CC alanlardır. Cennet vatanın notunu tekrarlayalım: 51, FD, seneye tekrar gel, demiştim. Sizi son kez ciddiyete davet ediyorum. Sevişken liberaller, bu vesileyle, ahir ömrünüzde bir kez, içinde “fırın” ve “ekmek” geçen bir cümle kurunuz, rica ederim. 

Küresel dünyamızda iletişim ve yönetişim rüzgârları esiyor. Sevişim rüzgârları ise meskûn mahalde esemez, yasaktır. Sevişim rüzgârlarının esmesini yasaklayan ideolojiye liberalizm diyoruz; liberalizmin sevişken haline yönetişim dememize rağmen. Dünyanın küresel olduğunu ise ilk Babilliler sezmişti. Er ya da geç, “Hammurabi ve Sezişim” başlıklı bir yazı yazacağım; bu böylece bilinsin lütfen.

Kategori: Dünya, Siyasal İktisat.

Etiketler: , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 1

  1. Hammurabi ve Sezisim ilginc bir baslik olmus gercekten, sozunuzde durursunuz umarim, bekliyoruz yazinizi. Hammuarabi ilginc adamdir vesselam. Insanlik tarihinin ilk yasalarini koyarken bira ile ilgili ilk yasayi koymak da ihmal etmemis hukumdar, kisi basina gunluk bira istihkaki konusunda da bir yasa çıkarmis, sıradan bir isciiye 2 litre devlet memuruna 3 litre ve idarecilerle yuksek makamlardaki din adamlarına 5 litre bira veriliyormus. Adil degil mi? sanirim “an eye for an eye, a tooth for a tooth” sozu de kendisine aitti Goze goz, dise dis derken internette cok dolasan bir mektubu paylasayim bari bu yorumumda sizlerle:
    “…Electric/electronic muhendisi Nihat Y. senelerdir Libya’da kendi sirketiyle epey is aldi ve bitirdi. Asagida onun Tripoli’den yazip gonderdigi olup bitenle ilgili ve onun oncesinede deginen kisisel yorumlari var. Zannediyorum hala Tripolide. Libya’da is yapan bir TC vatandasi muhendisin ve is sahibin gozuyle yazilmis seylerin ilginizi cekecegini dusunuyorum.
    Yıllardır Türkiye’nin inşaat başta olmak üzere birçok sektörüne iş saglayan Kuzey Afrika ülkesi Libya bir iç savaşın eşiğinde. Tunus’ta başlayıp Mısır’da devam eden olayların nereye sıçrayacağı çok da belirsiz değildi. Daha Mısır olayları yeni başlamışken, Libya’da henüz hiçbir olay olmamışken, Amerikalıların çanak anten üzerinden uydu bağlantısıyla internet çözümü pazarlamasına girmeleri yeni hedefin Libya olduğunun ipuçlarını vermişti. ”-Birkac haftaya kadar olaylar sebebiyle Libya’nın internet ve telefonları susacak, simdiden size uydu internet sistemi satalım!!)
    Libya’da yaşayan, orada iş yapan tüm yabancılar çok iyi bilir ki, Libya’da muhalefet yapacak sosyal bilince sahip organize bir kitle yoktur. Ülkede birçok kamu hizmeti ücretsiz olarak, veya sembolik fiyata devlet tarafından sağlanmaktadır. Halk oldukça mütevazi sayılabilecek şartlarda yaşamaktadır. Eğitim seviyesi görece düşük, buna karşılık rahat ve huzurlu, biraz da fazla çalışmayı sevmeyen insanların ülkesidir Libya. Ülke; oldukça karmaşık bir demografik yapıya sahiptir. Ülkede aralarında bir çeşit paylaşım sağlamış olan kabileler, en büyüğü Kadafi’nin ailesi olmak üzere aileler söz sahibidir. Her türlü muhalefet yasaklanmıştır. Halk çok büyük oranda apolitizedir.
    Diğer taraftan resmin tamamını görmek gerekir: Libya yıllardır kapısını Batılı sömürgecilere kapalı tutmuştur. Kendi petrolünü kendisi satmakta, buradan saglanan parayla altyapı yatırımlarına hızla devam etmektedir. Ne ilginç bir çelişkidir ki, Libyanın petrol gelirinin, kendisinin en büyük düşmanı ABD’nin sayesinde arttığı söylenebilir. Çünkü, 2.Irak savaşı sonrasında hızla yükselen petrol fiyatları sayesinde Libya’nın yıllık petrol geliri 50 MilyarDolar seviyesine çıkmıştır. Bu sayede ülke hızla gelişmeye, otoyollar, havaalanları, üniversiteler, hastaneler, enerji tesisleri, arıtma tesisleri, oteller, alışveriş merkezleri, demiryolları yapımına başlanmıştır. Büyük inşaat projelerinin büyük bir kısmı Turk İnşaat Firmaları tarafından yapılmakta, dolaylı olarak, Türkiye’den milyarlarca dolarlık malzeme ihracı sağlanmaktadır.
    Pastanın inşaat açısından büyük dilimini alan Türkiye için Libya, vazgeçilmez bir pazar ve iş alanıdır. Binlerce Türk işçisi ve Mühendisi için kazanç kapısıdır. Lezzetli Libya pastasının diğer büyük dilimi İtalya’nındır. Hem tarihi bağlar, hem de coğrafi yakınlık sayesinde İtalya Libya’nın en büyük tedarikçilerinden birisidir. Denizaltı petrol ve gaz boru sistemi ile Libya’nın avrupaya sattığı enerji İtalya üzerinden dağılmaktadır. İtalya ayrıca kaliteli inşaat malzemeleri ile Libya pazarında lider durumundadır. Son yıllarda özellikle telekomunikasyon alanında dünya devi Çin firmaları Libya haberleşme altyapısının donanım ve yazılım ihtiyacını sağlamaktadır. Mevcut iki GSM operatörün teknik altyapısı (Libyana ve Madar) Çinli firmalar tarafından kurulmuştur. Kore’li ve Hintli firmaların üstlendikleri büyük inşaat projeleri ve Rusya ile yapılan askeri ve demiryolu projeleri de bu resme eklediğimizde, Libya’nın büyük projeleri hakkında genel bir fikir edinmiş oluruz.
    Dikkat edilecek olursa, İngiltere, ABD, Fransa bu pastadan hemen hemen hic pay alamamaktadırlar.
    Kasabın önünde bekleyen kedi durumuda kalmak…
    Her ne kadar az sayıda petrol firmaları çölde faaliyet göstermekte ise de çok sınırlı olan bu faaliyetler herşeye sahip olmaya alışkın, doymak bilmez ABD ve İngiliz petrol firmalarını yıllardır rahatsız etmektedir. BOP’da ikinci perde. Açılış Tunus’la başladı. Çok güzel bir göz boyama. Hiç petrolü olmayan, tarım ve turizm ile geçinen bu kuzey afrika ülkesi başlangıç için ideal bir seçim. Öyle ya, doğrudan Libya’da böyle bir kışkırtmaya girmek yerine dünya ve Libya kamuoylarını olaya alıştırmak ve ısındırmak lazim. Denilebilir ki, eğer Tunus halkı bu süreci iyi yönetebilir ve hazır bir diktatörden kurtulmuşken ülkeyi düze çıkaracak başarıyı yakalayabilirse, bunu ABD’nin Libya petrolü üzerindeki azgın isteğinde Tunus’a piyon rölü vermesine borçlular. Tunus ve Mısır’daki olaylar kamuoyunu öyle alıştırdı ve ısındırdı ki, evet artık Libya’ya sıra gelebilirdi. Olayların öncelikle Trablus’a 1100 km uzak olan Bingazi’de başlatılması çok akıllıca. Hem ülkenin en büyük 2. Kenti hem de Kaddafi’nin ana üssü Trablus’tan, ve doğduğu kent olan Seret’ten (Kaddafinin doğum yeri, en güçlü olduğu şehir) müdahale edilemeyecek kadar uzak. Olayların çok önceden beri planlandığı ve hazırlık yapıldığı belli. Kitlelerin üzerine ateş açan askerlerin acemiliği ve eğitimsizliği de provakatörlerin ekmeğine yağ sürünce, ateş birkaç günde bacayı sardı.
    Şimdi dünya kamuoyunun dikkati, ABD’nin Libya petrolünden aslan payını almak için oynadığı bu oyunu görmek yerine, Kadafi’nin paralı askerlerinin aldığı maaşlara çekiliyor. Ekranlarda “afrikalı lejyoner dehşeti”. Konunun özünü görmek istemeyen gazetelere fotoroman fırsatı. “Meydanlar ceset doldu”…
    Evet, Kadafi’nin uyguladığı taktik, insanların hedef gözetilmeden vurulması, kabul edilebilir değil. Fakat, olayı Kaddafinin paralı askerlerinin cinayetleri penceresinden görmek at gözlüğünden bakmaktan farksız. Irak’ta yüzbinlerce sivili öldüren Amerikanın paralı askerlerinden hiç bir farkları yok.
    ABD’ni plani belli ki, olayların iyice tırmanmasını bekleyip, NATO’yu da işin içine sokarak insan hakları gerekçesiyle Libya’ya girmek. Nedense ABD Irak’ta insanları öldürürken, Amerikanın paralı askerleri Bağdat Müzesini talan ederken, binlerce Iraklı kadına tecavüz ederken, insan hakları diye bir kavram yoktu. İşin ilginci, bizim TVlerin ve gazetelerin de olayı “Kadafi’nin paralı askerlerinin vahşeti” perspektifinden gormeye devam etmesi. Bol sömürüler…
    Peki, bundan sonra Libya Türkiye için önemli pazar olmaya devam edecek mi? Türk Firmaları aynı kolaylıkla Libya’da iş alabilecek mi? Bunun için çok erken. Ama, taşlar yerine oturduktan sonra Libya’da ana yüklenici olmaya devam etmek yerine “amerikalıların taşeronu olmaya çalışma” durumunda kalabilirler.
    Nihat Y. 21 Şubat 2011 /Tripoli”

    AN EYEY FOR AN EYE, A TOOTH FOR A TOOTH!

    euroapple25 Şubat, 2011 @ 01:30Cevapla



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer