Skip to content

Sovyet Bandıralı Gemi

Barkın Karslı

Yıl 1986, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) henüz ayakta; bir gemisi İstanbul’a demirlemiş. Glasnost ve Perestroika sağolsun, gemiyi gezmeye izin veriyor SSCB ordusu. Babamla çıktık gemiye bir pazar öğleden sonrası. Ben tam bir antikomünistim o günlerde, bir Kenanevrensever, 1984’ten sonra şampiyonluk bekleyen bir Trabzonsporlu… Nasıl nefret ediyorum kötü bir şey olduğuna emin olduğum pis komünizmden… Gemide bize bir Azeri asker eşlik ediyor, Rusça’dan Azerice’ye çevirmenlik yapıyor sağolsun, anlıyoruz dediklerini. Azerice sevimli bir dil. Denetimli bir ‘özgürlük’le dolaşıyoruz koca aygıtı. Gemi güzel amenna, ama adamlar komünist kardeşim. Kötü yani, kötü adamlar, kötü, pis, bölücü böyle…

Gemide bir yerde, omzunda birçok yıldızı olan bir asker karşıladı bizi, belki de babamın da asker olduğunu bilerek, anımsamıyorum. Rusça gemiyi beğenip beğenmediğimizi sordu. Biz de beğendiğimizi söyledik.

“Beğendim ama,…” dedim tutamayıp kendimi; “Bir sorum olacak.” Asker hemen çevirdi üst rütbeli askere.

O da “Hay hay,” anlamında başını salladı.

“Geminiz güzel, ama siz neden dünyada herkesin terk ettiği komünizmde diretiyorsunuz hâlâ? Bunun kötü bir sistem olduğunun farkında değil misiniz?”

Babam hemen atıldı: “Yani, demek istiyor ki, geminiz çok güzel; sizi çok sevmiş…” kurtaramadı, Azeri asker sorumu çoktan Rusça’ya çevirmişti.

Adam sorumu ayrıntılandırmamı istedi. Ben de anlattım işte bana anlatılan çoğu palavra olanları: “Siz dinsizliği benimsiyorsunuz, herkes hep ve aynı tip olmak zorunda sizde, hep çalışmak zorunda…” (Allah’tan, ‘Allahsızlığı Yayma Kürsüsü‘nden falan bihaberdim o sıralar.)

Bunları derken babamın değişen yüz ifadesinden bir sorun olduğunu anladım, adamcağız resmen korkmuştu. Ok yaydan çıkmıştı artık. 

Soruya şaşıran rütbeli asker başladı anlatmaya… “Biz şöyle memnunuz SSCB’deki siyasi düzenden, böyle seviyoruz düzeni ve ülkeyi… aslında dine de o kadar karşı değiliz, bizde işçiye saygı en üst seviyededir…” anlattı durdu, asker de çevirdi durdu.

Adam anlattıkça, babamda giderek hakim olan ‘kötü yaptı bizim oğlan ama galiba g.tü kurtardık’ bakışı, benim de içimi rahatlattı. Rütbeli adam sonra başka bir askere bir emir verdi Rusça, o da hemen iki adet güzel ciltli İngilizce kitap getirdi. hâlâ saklarım onları, birinin adı “Labour in the USSR”, diğerinin adı “USSR proposes disarmament”, Yayınevi: Progress Publishers.

Neyse adama teşekkür ettik ama ben hiiç ikna olmamıştım bu pis komünist rütbeli askerin dediklerine. Kenan Evren’i sevdiğim, Erol Evgin’e öykündüğüm, Emel Sayın’a sevdalı olduğum yıllardı, ne’ylenir… Acaba tam da o saatlerde, yani babam, rütbeli asker, ben ve Azeri çevirmen konuşurken kaç devrimci Gayrettepe’deki, Diyarbekir’deki işkence tezgahlarında yok edilmekteydi? Gemiden hızla ayrıldık konuşmanın ardından, babamın şefkatle bezediği küfürleri yol arkadaşımdı. En çok da Azeri askerin başına bir şey gelmiş midir diye üzüldüm sonradan. Gelmemiştir inşallah.

Yıllar geçti aradan. Babam Milliyet okuyordu o yıllarda, artık galiba Hürriyet okuyor. Kitap hediye eden rütbeli asker nerededir, ne yapmaktadır bilmiyorum; Azeri askeri bilmediğim gibi. Artık SSCB’nin onyıllar içinde adım adım sosyalizmi terk ederek komünizme değil – ne yazık ki – serbest piyasa ekonomisine teslim olduğunu biliyorum. Eskaza aynaya baktığımda ise, en sevdiği ve saygı duyduğu siyasi önder Vladimir İlyiç Lenin olan, SSCB’yi zamanla bozulmuş da olsa başarılı bir devrim deneyimi sayan bir tipsiz görüyorum. Bundan böyle – hangi devrimden sonra kurulacak hangi Sovyet’in olursa olsun – göreceği ilk Sovyet bandıralı gemiye selam duracak bir tipsiz.

Kategori: Genel, Mizah, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 0



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer