Skip to content

İş Bankası-Şişecam-BASİSEN-CHP-AKP: Emekçiye Karşı Muktedirin Koalisyonu

Barkın Karslıtopkapi-direnis

5 Ocak 2013 Cumartesi günü İstanbul’daki Topkapı-Şişecam fabrikasında, usülsüz olarak işten çıkartıldıkları için işyerini terk etmeme eylemi yapan işçilere Şişecam yönetiminin isteğiyle polis müdahale etti. İşçilerin direnişi kırılamadı, polis geri çekildi. Şişecam’ın Topkapı’daki fabrikayı kapatma kararının temelinde, aynı fabrikayı bu kez Anadolu Cam şapkası ile Eskişehir’de asgari ücretli işçi çalıştırarak işletme amacı var. Şişecam bu amaçla Topkapı’daki yöneticileri de Eskişehir’e götürdü. Ne var ki, Topkapı’daki işçilerin toplu sözleşmeli ve kıdemli oluşundan ötürü işçilerini kapı önüne koymak istiyor şimdi. Böylelikle AKP’nin yeni işçi istihdamında işverene sağladığı sigorta teşvikleriyle daha da kâra geçecek. Üstelik bu yaptığı usulsüz aç-kapa işleminin temelde hukuksuz oluşuna, işçilerinin sendikası Kristal-İş’in uyarılarına da aldırış etmiyor. Sermaye (İş Bankası), hükümet (AKP) ve ‘ana muhalefet’ (bankanın sahiplerinden CHP) kendisinden yana nasılsa… Devam…

Kategori: Gelir Dağılımı, Genel, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

İsrail Devleti ve Türkiye Devleti Arasındaki On Benzerlik

Barkın Karslı

1) Her iki devlet de 20. yüzyılda kurulmuştur.

2) Her iki devlet de, hükümran olduklarını varsaydıkları alanın önemli bir bölümünde (Türkiye: Kürtlerin çoğunlukta olduğu illerde, İsrail: Filistin topraklarında) halka rağmen, halka karşı ve halk desteği olmaksızın varlıklarını sürdürmektedir. İsrail devleti Filistin halkının yasal temsilcisi (Filistin halkının oyunu alarak seçilmiş) Hamas’ın; Türkiye devleti Kürt halkının yasal temsilcisi (Kürtler’in çoğunlukta olduğu illerde en çok oyu alan) BDP’nin meşruiyetini kabul etmemektedir.

3) Her iki devlet de silah ve teknoloji bakımından üstün olanaklara sahip ordularını ‘dışarıdaki düşmanlara’ karşı değil, ülke sınırı içinde olduğunu varsaydıkları ‘düşman’lara karşı kullanmaktadır. Devam…

Kategori: Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Devleti Sıkıştırmak

İhsan Ercan Sadi

Ferdan Ergut hocamız 22 Temmuz 2012 tarihinde Radikal 2’de yayımlanan “At Arabanın Önüne” başlıklı yazısında silahlı mücadelenin sona erdirilebilmesinin temel koşulu olarak devletin tutumunda radikal bir değişikliğe gitmesi gerektiğini, dünyadaki benzer tarihsel deneyimlerden örnekler vererek savlamaktadır (http://tinyurl.com/96xgac4). Kanımızca kendisinin bu tespiti dogru olmakla beraber, devletin ne zaman ve hangi koşullar altında şiddetten vazgeçip silahlı çatışma halinde bulunduğu örgütlerle müzakere masasına oturduğunu tartışmamaktadır. Bizce devletin baskı stratejisini geçersizleştirmede ve isyancıların siyasi karar alma süreçlerine dâhil edilmesinde iki unsur öne çıkmaktadır. Bu koşulların ilki, halkın devletin uyguladığı şiddeti meşru görmemeye başlayarak desteğini çekmesidir. İkincisi ise, egemenler için baskı uygulamanın ve ayaklanmaların sebep olduğu karışıklıkların maliyetinin, verilecek tavizlerin maliyetinden daha yüksek hale gelmesidir. Bu unsurları örnekleyen tarihsel deneyimlere kısaca bir göz atalım. Devam…

Kategori: Dünya, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

‘And the Oscar Goes to… Mr. Berberoglu’

Barkın Karslı

Kadri Enis Berberoğlu hiç kuşkusuz Türkiye’nin en iyi gazetecilerinden biri. Hürriyet gazetesinin genel yayın müdürü. 1 Eylül 2012’de, Şemdinli’ye yaptığı ziyaretini tamamlayıp İstanbul’a uçmadan hemen önce tam 62 saniye boyunca Şemdinli’ye yakın bir yerden okurlarına videolu haber geçmiş, kahve içmiş. ¨Bu iş daha bitmedi¨ diyor yazısında. Bölgede onyıllardır süren kanlı bir ¨iş¨ sözünü ettiği. Onbinlerce cana mâl olmuş; mâl olmakta olan bir ‘iş’. Selefi Ertuğrul Özkök’ün gazeteci kimliğini kullanarak peşinde koştuğu ihaleler gibi bir iş belki de, yaşadığını sandığı hayal aleminden dedikleri tam anlaşılamıyor. Anlaşılan bir şey varsa, o da Berberoğlu’nun Hakkari’de devlet izniyle gidebildiği bir yol kenarında verebildiği molada kahve içmesinin önemli bir yer tuttuğu. Ortamın içeriğini biçimsel olarak tamamlayan yapma çiçekler ve plastik masanın da payı var kuşkusuz bu başarıda. Bugüne kadar onbinlerce insanın öldüğü bir savaş alanına – bağımsızlık öncesi Hindistan’ı ziyaret eden İngiliz devlet gazetecisi misali – İstanbul’dan gelip kahve içmek kolay bir iş değil elbette. Devam…

Kategori: Basın, Gelir Dağılımı, Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Ne İş Olsa Yaparım…

Anıl Duman

Malumumuz, geçen haftalarda Temmuz ayı işsizlik rakamları açıklandı ve cem-i cümle bu oranların düşmesine sevindik. Aslında emek gücüne katılımı giderek azalan kadınları ve işsizlik oranları çoktan İspanya ve Yunanistan gibi krizdeki ülkeleri yakalamış gençleri saymayıp emekçilerin istihdam edildiği işlerin niteliğini de bir kenara bırakırsak sevinilmeyecek bir gelişme de değil hani.

Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde işin niteliği pek de sorgulanmaz. Ortada bu kadar işsiz varken görece yüksek ücretli, uygun çalışma şartlarına sahip ve güvenceli bir iş talep etmek neredeyse densizlik gibi görülür. İnsani koşullarda çalışmak ve daha fazla istihdam yaratmak arasında bir seçim yapmak zorunda olduğumuzdan dem vurulur. Oysa bu fikri benimseyen Amerika ve İngiltere gibi ülkelerin hali ortada. İşsizlik 1990’lar ve 2000’lerin ortasına kadar oldukça düşük seviyelerde seyretse de her iki ülkede de kocaman birer çalışan yoksul kesimi ortaya çıktı ve emek piyasaları onlara doğru düzgün bir yaşam standardı sağlayamadığı için de boğazlarına kadar borca battılar. Devam…

Kategori: Dünya, Gelir Dağılımı, Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Güney Kore bir Alex değil, ama bizim patronlar Sabri!

Alper Duman

Ülkeler arası karşılaştırmaların yapıldığı belli başlı veri tabanlarından birini kullanalım. Conference Board veri tabanında[i] hem Türkiye hem de Güney Kore için temel veriler bulunmakta. İlk dikkat çekici nokta, kişi başına düşen Gayrisafi Yurt içi Hasılalardaki uçurum (GSYH, 1990 fiyatlarıyla dolar cinsinden). Aşağıdaki grafikte, siyah çizgi Türkiye’nin, kırmızı ise Güney Kore’nin kişi başına GSYH’sindeki son 60 yıllık gelişmeyi gösteriyor.

Devam…

Kategori: Dünya, Genel, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Serbest Siyasa Söyleşileri – V: James Crotty

[Son finansal krizde] muazzam bir devlet harcaması ve merkez bankası müdahalesi olmasaydı, daha şiddetli bir küresel buhranla karşılaşabilirdik.

[ABD’de] Demokrat Parti dahi yer yer kemer sıkma önlemlerini desteklerken, son yıllarda aşırı sağa kayan Cumhuriyetçiler zenginler ve şirketler üzerindeki vergileri indirerek refah devletinden geriye ne kaldıysa onu da çökertmeyi öneriyorlar.

Kamu harcamalarını azaltıp vergileri artırmak mal ve hizmet talebini ve istihdamı düşürür. Tasarruf politikalarından dolayı büyüme yavaşladığında, bu sefer kemer sıkma politikaları daha da fazla talep edilecektir. Bu ise Einstein’ın akıl noksanlığı tanımına uyuyor: Aynı şeyleri aynı koşullarda yapmaya devam ediyor ve farklı sonuçlar elde etmeyi bekliyorsanız aklen malulsünüzdür.

[ABD’de] kamu borcunun GSYİH’ye oranındaki keskin artışın ardından sağ koalisyon şimdi bütçe açığının sosyal harcamalardan kaynaklandığını öne sürüyor ki bu tamamen bir uydurmadır… Milyarder yatırımcı Warren Buffet’ın söylediği üzere: “Son yirmi yıldır devam eden bir sınıf savaşı var ve savaşı benim sınıfım kazandı.”

Ekonomi disiplininin entelektüel olarak büyük ölçüde iflas ettiği, küresel finansal piyasaların çöküşü ve akabinde küresel ekonomik durgunluk ile açıkça ortaya çıkmıştır. Ana akım finansal ekonomistler, finansal çöküşü öngöremediler (Benim de aralarında olduğum birçok heterodoks iktisatçı ise bunu öngörmüştür).

[Paul] Krugman gibilerin sorunlu yaklaşımına göre, ABD ekonomik modeli genel olarak iyi fakat geçici olarak sorunludur… Keynes’in önerdiği ise devlet güdümlü yatırımlar, sıkı denetlenen dış ticaret ve sermaye hareketleri ile endüstriyel planlamaydı.

***

Devam…

Kategori: Dünya, Genel, Siyasal İktisat, Söyleşi.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Seyyal

Emre Özçelik

[Serbest Siyasa’yı ‘dışrak’ yazılar yazalım diye kurduk kuşkusuz. Ama arada, özellikle kasvetli yaz günlerinde, özellikle cumartesileri ‘içrek’ şeyler yazmanın ne sakıncası olabilir ki…]

Yener Abi, teyzemin oğlu. Teyzem 1972’de, ben doğmadan birkaç ay önce Ankara’nın Yenimahalle semtinde bir trafik kazasında ölmüş. Yener Abi annesi öldüğünde 6 yaşındaymış. Annem öldüğünde ben 37 yaşındaydım. Annem ile teyzem Ankara’nın Karşıyaka Mezarlığı’nda yan yana uyuyorlar şimdi.

Yener Abi’nin abisi İlker Abi’yle pek samimi değildik. İlker Abi, Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nde (GATA’da) okurken intihar etmişti. Son sınıftaydı. Cansız bedenini GATA’da bir ağacın dibinde bulmuşlardı. 80’li yılların ortasıydı. O da Karşıyaka’da şimdi.

Benim hiç kardeşim, abim veya ablam olmadı. Seyyal, akışkan demek.

*** Devam…

Kategori: Genel.

Uyusun da büyüsün ninni

Emre Özçelik

Sayın Başbakanım, daha önce de çeşitli vesilelerle yazmıştım size; ekonomiyi pek de iyi yönetemiyorsunuz aslında:

http://serbestsiyasa.com/?p=756

http://serbestsiyasa.com/?p=1408

Son zamanlarda gündem değiştirmek için akrobasi ilminin tüm olanaklarından yararlanmakta olan iktidarınızdan esinlenerek, yamalı bohçaya dönmüş gündeme ben de naçiz bir katkıda bulunmak istedim. Saygılarımla arz ediyorum: Satın alma gücü paritesine göre, 2005 sabit Dolar fiyatlarıyla hesaplanmış “kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla” rakamlarını önemsemeliyiz, Sayın Başbakanım. Küresel durgunluk ve durgunluktan kısmi çıkış dönemine denk gelen 2007-2010 yılları arasında bu rakam dünya için yüzde 3.3 artmış. Alt gelir grubundaki ülkeler için yüzde 12.7 artmış. Alt-orta gelir grubundaki ülkeler için yüzde 13.4 artmış. Türkiye’nin de dâhil olduğu üst-orta gelir grubundaki ülkeler için yüzde 14.1 artmış. Türkiye için ise yüzde 0.5 artmış [Dünya Bankası, Dünya Kalkınma Göstergeleri (World Development Indicators)]. Sayın Başbakanım, hâl böyle olunca, Ajda Pekkan’dan gelsin ninnimiz:

Kategori: Dünya, Genel, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , ,

Tayyar

Emre Özçelik

“Depresyon bir yıldan fazla benimleydi; bir hayvan gibiydi, iyi tanımlanmış, mekânsal olarak belirlenebilen bir şey. Uyanırdım, gözlerimi açardım, dinlerdim – Burada mı, değil mi? Hiç belirti yok. Belki uyuyordur. Bugün belki beni rahat bırakacaktır. Dikkatlice, çok dikkatlice yataktan kalkardım. Asayiş berkemal. Mutfağa giderdim, kahvaltıya başlardım. Hiç ses yok. Televizyon – Günaydın Amerika –, David Soyadıneydi, tahammül edemediğim bir herif. Kahvaltı yapardım ve konukları seyrederdim. Yemek yavaşça midemi doldururdu ve beni güçlendirirdi. Şimdi banyoya doğru çabuk bir gezinti ve sabah yürüyüşüm için dışarıdayım – ve işte burada O, benim vefalı depresyonum: ‘Bensiz dışarı çıkabileceğini mi sandın?'”

Paul Karl Feyerabend, Zaman Öldürmek

 

Yok, korkmayın, Serbest Siyasa gibi halka açık bir plajda felsefe yapacak değilim.

Serbestçe çevirip yazının başına artistlik olsun diye koyduğum bu alıntı, 20. yüzyılın mühim filozoflarından Feyerabend’in özyaşam öyküsü olan Killing Time kitabından. Feyerabend bu kitabı beyninde tedavisi mümkün olmayan bir tümör varken ve vücudunun sol yanına felç inmişken zor bela tamamladı ve öldü. Cenova Gölü’ne nazır bir hastanede, 1994’te. Ben o zamanlar, talep sağa arz sola, fiyat yükseltmeye çalışıyordum. 88 kuşağı böyledir.

Ameliyatla alınamayacak tümör ve sol yana inmiş felç. Serbest çağrışım için gereksiz ama yeterli iki koşul. Tayyar, uçucu demek… Devam…

Kategori: Basın, Dünya, Genel, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,