Skip to content

İdris Küçükömer’in Sivil Toplum Anlayışı*

Barkın Karslı

Yaşamı boyunca dogmalardan uzak durmuş bir bilim adamı ve düşünür olan İdris Küçükömer, karşılaştığı her olgu ve bilgiye eleştirel yaklaşarak bunların temellerini sorgulamaya gayret ettiği için, savunduğu düşünceler de zaman içinde tutarlı bir gelişim çizgisi izleyip değişerek evrimleşmiştir. Kısıtlı olanakları ve kısa sayılabilecek ömrüyle bütün düşüncelerini sistemli bir biçime kavuşturma olanağı bulamayan Küçükömer’in düşünme dizgesinde istemsiz olarak bırakılmış kimi belirsizlikler de vardır. Bu yazıda onun toplumcu bir devrim için askerî darbeye yandaş düşünme biçeminden, Türkiye toplumunda tüm dünyada olduğundan daha yoğun bir biçimde gözlenen Doğu-Batı ikilemini anlamaya ve anlamlandırmaya adanmış, tabuları kıran toplumcu bir arayışa varışı aktarılacak, bunun ardılı olarak Doğulu bireylerin değişerek sivil toplumu oluşturan bireylere dönüşmesi gereğine ilişkin düşüncelerinin temelleri irdelenecektir.

1925’te Giresun’da doğan İdris Küçükömer, 1934 yılında babasının vefatıyla oldukça zorlu bir çocukluk ve gençlik geçirdi. İlk ve ortaokulu Giresun’da, liseyi yatılı olarak Trabzon’da okuduktan sonra 22 aylık askerliğini 1947’de Gelibolu’da tamamladı. Sonraki dört yıllık süreçte, yazları inşaatlarda çalışıp para kazanarak 1951 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi. 1955’te “Modern Kapital Teorilerinde Münakaşalı Bazı Problemler” başlıklı tezle doktorasını tamamladı. 1958’de “Sosyal Kıyamet, İktisadî Refah, Sosyal Tercih ve Bazı Planlama Sebepleri” konulu doçentlik tezini verdi.

1958-1960 yılları arasında bilimsel araştırmalar için Britanya’daydı. 1960 darbesini olumlu karşılayıp sonrasında Talat Aydemir’in cunta hareketi içerisinde yer aldı ise de; 1963’ten itibaren devrimci düşünce ile darbeciliğin uyuşmazlığını görüp söz konusu çizgiden –bir daha geri dönmemek üzere– uzaklaştı. 1963’te Türkiye İşçi Partisi’ne üye oldu, ne var ki hiçbir zaman parti yönetimi ile bire bir koşut bir düşünsel yaklaşım içinde olmadı. 1968’de CHP’de vücut bulan “Ortanın Solu” hareketini eleştirmek için Akşam gazetesinde çıkan dört makalesinin genişletilmesiyle 1969’da yayımlanan, Türkiye tarihini ekonomik ve politik açılardan eleştirip yorumladığı Düzenin Yabancılaşması adlı eseri ülkedeki sol ve sağ çevrelerin ezberlerini bozdu. 1973-1983 boyunca herhangi bir yazı yayımlamadı. Bu sürecin önce ve sonrasında ise Yön, Ant, Yeni Gündem ve Milliyet gibi yayınlarda yazı ve araştırmaları çıktı. Üniversite Senatosu’nun karşı çıkmasına karşın on yıllık bir hukuk mücadelesinin ardından Danıştay kararı ile 1976’da profesör oldu, ne var ki 12 Eylül cuntasının getirdiği 1402 sayılı yasa ile 1983’te işten çıkartıldı ve kendisine emekli maaşı bağlandı. 1983’te –Erdal İnönü başkanlığındaki– Sosyal Demokrasi Partisi’ne üye oldu. Yakalandığı kanser hastalığından ötürü 1987’de yaşama gözlerini yumdu.

İdris Küçükömer yaşamı boyunca Türkiye’deki sosyal demokrat ve sosyalist çevrelerle etkileşim içinde bulunmuş olsa da, söz konusu çevrelerdeki genel yaklaşımın aksine topluma değgin dinsel ve geleneksel değerlere tepeden inmeci ya da yok sayıcı yaklaşmamış, çabası söz konusu olguları anlamlandırmak ve anlamak yönünde olmuştur. Temel eseri sayılabilecek Düzenin Yabancılaşması, bu açıdan da açıklayıcıdır. Söz konusu eserde Küçükömer, Türkiye’deki yerleşik kimi algı kalıplarını doğruyu bulma ve savunma adına kırarken, yoğun eleştirilere ve yok saymalara muhatap kılınmayı da göze almıştır.

Söz konusu eserde Küçükömer, Osmanlı İmparatorluğu’nun Batılı devletlerin aksine sanayileşememesinin nedenlerini irdelerken, Osmanlı’daki yasal ve siyasi durumun, kentsoylu (burjuva) sınıfının ortaya çıkmasını engellediğini savlamıştır. Padişahın Allah adına her şeyin sahibi ve mutlak egemeni sayılması 1, mülkiyetin gelişmemesi ve anamalcı (kapitalist) anlamda artık değer sömürüsünün gerçekleşememesiyle birlikte Avrupalı devletler gibi yeni sömürgelere de erişemeyen Osmanlı İmparatorluğu giderek Batı’daki devletlerle rekabet edememiş, hem ekonomik hem de siyasi ve askerî olarak üstünlüğünü yitirme sürecine girmiştir. Söz konusu olumsuz gidişatı fark etse de durduramayan padişahların çoğu 2, çareyi Avrupa’nın toplumsal ve geleneksel değerlerini tepeden inmeci bir yaklaşımla yansılamakta ararken 3, 1808’deki Sened-i İttifak ile âyanlara sağlanan ayrıcalıklar ve 1838’den itibaren çok düşük gümrük vergileri ile sağlanan ticaret ayrıcalıkları (kapitülasyonlar) olumsuz gidişatı ekonomik açıdan hızlandırmaktan başka bir işe yaramamıştır 4. Lale Devri ve yapay olarak, tepeden inmeci bir biçimde başlatılan Ortanın Solu hareketi 5, bu bakımdan toplumda Batı’ya ve Batılılaşma’ya ilişkin ortaya çıkan (Batıcı ve Batı karşıtı) ikilik ve derin ayrımın temellerini oluşturmuştur 6.

Aynı süreçte İmparatorluk sınırları içerisinde kurulan Robert Kolej ve Galatasaray Lisesi gibi Batı emperyalizminin temsilcisi eğitim kurumları ile artan misyonerlik etkinlikleri 7. söz konusu ayrımı her iki taraf için de derinleştirirken, emperyalistler ve Levantenler 8 ile işbirliğine giderek yolsuzluklara bulaşan bürokratlar da çöküşü hızlandırmıştır 9. Söz konusu bürokratlar, daha sonra İttihat ve Terakki’nin özünü oluştururlar ve Küçükömer’e göre Türkiye Cumhuriyeti’ni kurup yönetiminde halk desteği olmaksızın (zorla) yer alan CHP’li kesimin öncelidir 10. Yine bürokratlardan oluşan, fakat İttihat ve Terakki’deki Batıcı-laikçi bürokratik geleneğin aksine yeniçeri-esnaf-ulema geleneğine dayanan ve biçimsel Batıcılıktan en çok zarar gören kesimleri temsil eden bir grup ise Hürriyet ve İtilaf Fırkası, TBMM’deki ikinci grup, Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka ve Demokrat Parti’yi oluşturan gelenektir 11. Tepeden inmeci Batıcı yaklaşım söz konusu ikinci grupta köylüler ve eşrafın –belki de süreğen olmayacak– ittifakını sağlamıştır 12. Bu karmaşık gelişmelerin doğal ve hattâ kaçınılmaz bir sonucu olarak İdris Küçükömer ezber bozan siyasi tespitini dile getirmiştir: Türkiye’de sol bilinen Batıcı-laikçi İttihat ve Terakki-CHP cephesi aslında iktidarda olagelmiş ve bu nedenle mevcut düzeni koruma-sürdürme yanlısı gerici-tutucu kesimi oluşturmaktadır 13. Sağcı-gerici addedilen ve halkın çoğunluğunu kapsayan İslamcı-Doğucu kesim ise aslında mevcut düzenden hoşnutsuz olduğu ve düzeni daha halkın katılımına açık bir biçeme evriltmek istediği için aslında solcu-ilerici kesimi meydana getirmektedir 14.

Yukarıda aktarılan özet, İdris Küçükömer’in kendisini sol / sosyalist sayan, fakat aslında sözlük anlamına göre devletçi ve bürokrat olmaktan öte nitelik taşımayan kesimlerce dışlanmasına yol açmıştır. Küçükömer’in 1973-1983 dönemi boyunca süren göreli sessizliği ve / veya kırgınlığı bu durumla açıklanabilir 15. Onun MSP’nin ortaya çıkarak CHP ile koalisyona gidişini 3. Cumhuriyet olarak selamlaması 16Düzenin Yabancılaşması’nda söz konusu ettiği derin ikiliğin ortadan kalkması ve belki de bir senteze varılması yönündeki arzusunu ifade ediyor olabilir. Diğer yandan, hayatta olduğu süre boyunca Düzenin Yabancılaşması başlıklı eserinin ikinci basımını –gelen istemlere karşın– yaptırtmaması, Küçükömer’in söz konusu kitapta değişiklikler yapmak istediğine ve kitaptaki her şeyi bire bir kabul etmediğine kanıt sayılabilir. Onun 1984’ten itibaren geliştirdiği fakat sistemleştiremediği sivil toplum düşüncesini de aynı arka planı dikkate alarak değerlendirmekte  yarar vardır.

İdris Küçükömer’in sivil topluma ilişkin zaman içinde biçimlendirmeye çalıştığı düşüncelerini yukarıda ifade edilen tarihsel anlayışı bağlamında değerlendirmek gerekir. Küçükömer’e göre, Batı’da yurttaş (citizen) kavramı, özel mülkiyet anlayışı ve burjuvazinin gelişmesi ile ortaya çıkabilmiştir, çünkü Roma ve Yunan devletlerinden bu yana “citizen hayatını devamlı politika yaparak üretmek zorundaydı. Devlete, onun fonksiyonlarına katılmanın devamlı kavgasını ver”di 17. Diğer yandan, Doğu toplumlarında politika yapmak yalnızca hükümdara mahsustur ve kulluk sisteminde politika yapmaya yer yoktur 18. Küçükömer’e göre sivil toplum “ihtiyaçların giderildiği toplum”dur 19.

İktidarın ayrışmışlığı sayesinde yurttaş olarak görüşlerini açıklayabilen birey 20 toplumdaki maddî koşullar sayesinde eşitlerarası ilişkinin avantajından yararlanır 21 . Söz konusu durum, Eski Yunan’dan bu yana Avrupa’daki düşünsel ve toplumsal evrimin bir sonucudur 22 ve iktidarın bölünmüşlüğü sayesinde ister istemez demokrasi ile eşitliği de beraberinde getirir: “Sivil toplumun ilke koşulu… iktidarın bölünmüşlüğüdür. Toplum, bölünmüşlüğe dayalı bir bütünlükte oluşur. Burada ölçü yurttaşların eşitlik derecesidir. Düzenlenip korunacak olan da budur. İktidarın bölünmüşlüğü, devletin bölünmüşlüğü değil, aksine devleti devlet yapan özelliktir 23. Bu, ne Türkiye’de ne de Osmanlı İmparatorluğu’nda denenmiş bir olgudur. Küçükömer bu noktada toplumların “milyonlarca yıl” süren genetik koşullanmışlıklarını düşünerek Doğu toplumlarının benzer bir dönüşmeyi yaşamasının güçlüğüne işaret eder 24. Dahası, böylesi bir dönüşüm, devleti elinde tutan seçkinci ve sözde solcu, Batıcı ve laik; özde gerici azınlığın aleyhinedir. Söz konusu güçlük alt edilebildiği ölçüde, daha özgür ve özgüvenli bir topluma giden yol da açılmış olacaktır.

Küçükömer’in yukarıda dile getirilen bağlamda SODEP’e yaptığı sivil topluma evrilme önerileri öz olarak bürokrasiden kurtulmayı, ekonomik ilişkilerden arındırılacak politik ilişkilerin tüm toplumsal kesimlerden arındırılmasını ve politik söz hakkına toplumdaki tüm sınıfların sahip olmasını içerir 25. Ne var ki, Küçükömer, söz konusu önerileri dile getirirken, devletin ve devlet politikalarının oluşturucusu sermaye kesimi ve onunla işbirliği içindeki –orduyu da kapsayan– bürokrasinin toplum üzerinde sürdürdüğü siyasi egemenliğin neden ve nasıl halkın diğer kesimleri ile paylaşılacağına ve bu paylaşımı egemenlerin neden kabul edebileceğine ilişkin bir kurgu ortaya koymamıştır. Dahası politik ilişkilerin, ekonomik ilişkilerin ve toplumsal sınıf mücadelelerinin 26 doğal bir sonucu olmasından ötürü, söz konusu sınıf mücadelesi verilmeksizin ve ekonomik dizge değiştirilmeksizin nasıl gerçekleşebileceği de Küçükömer’in önerilerinde açımlanmış değildir. Küçükömer’in sistemleştiği belirtilemeyecek sivil topluma ilişkin bu düşüncelerinde liberalizmin en önemli düşünürlerinden John Locke’un birey ve mülkiyet üzerine fikirlerinin etkisi belirgindir.

İdris Küçükömer’in onurlu ve özgün bir aydın olduğu şüphesizdir. Ne var ki, onun sorgulayıcılığı ile kendi fikirleri ele alındığında, kimi eksikler ve boşluklar bulunduğu da gerçektir. Küçükömer’in sivil toplum üzerine düşüncelerinin de, söz konusu boşlukları içermekle birlikte, mevcut hâlleri ile değerlendirildiğinde, görece soyut ve toplumun ekonomik altyapısından bağımsız bir yönelim gösterdiği söylenebilir. Söz konusu yönelim, Küçükömer’in, Düzenin Yabancılaşması’ndaki ölçütlerine göre gerici sayılması gereken SODEP/SHP’ye üye olması ve 1980 sonrası ortamda “siyasetin umutvar olmaması” 27 ile birlikte değerlendirildiğinde daha kolay anlamlandırılabilir. Toplumsal esenlik için sivil toplum düşüncesine umut bağlayan Küçükömer’in, gerikalmışlığın ve eşitsizliğin giderilmesi için burjuvazinin türettiği ve Batı’da mevcut düzenin –yenilenip ezilenlerden yana değişmesini değil– korunmasını temele alan sivil toplumcu düşünceye olan eğilimi, onun Marksçı ve sosyalist düşünceden ayrıldığı noktalardan belki de en önemlisini meydana getirir. İdris Küçükömer’in sivil toplum anlayışının Batılı anlamda sosyalist ögeler taşıdığı, dolayısı ile liberal ve piyasa ekonomisi gerçeklerini reddetmeyen bir yerde durduğu belirtilebilir. Olasılıkla yakalandığı amansız hastalıktan ötürü bütünlüklü bir şekilde ortaya koyamadığı sivil toplum düşüncesinin ekonomik / sınıfsal temellere dayanmaması, bu görüşlerini dile getirdiği yıllardaki toplumsal ve siyasi koşullar dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Bu yazı Fayrap dergisinin Mayıs 2010 sayısında yayımlanan aynı başlıklı yazının biraz daha geliştirilmiş hâlidir. Katkıları için Mehmet Ali Akyurt ve Emre Özçelik’e teşekkürler…

  1. İdris Küçükömer, Düzenin Yabancılaşması, İstanbul, Profil y. 2009, s. 45.
  2. II. Abdülhamit burada önemli bir istisnadır. Küçükömer, a.g.e., s. 69 ve 81.
  3. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 63.
  4. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 71. Belirtmek gerekir ki, yalnızca %5 vergi ile ticaret imtiyazı kazanan Britanya ve diğer devletlerin etkinlikleri imparatorluktaki Müslüman esnaf ve küçük-orta ölçekli işletmelerin sahiplerinin iflasına yol açmıştır.
  5. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 59.
  6. Küçükömer, söz konusu ayrımın 1908’de belirginleşmesine ilişkin ilk belirlemeyi yapan kişinin Tarık Zafer Tunaya olduğunu belirtir. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 85.
  7. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 79.
  8. Aslında Levantenler’in ve genel olarak gayrımüslimlerin söz konusu çöküş sürecinde Batılı devletler ve şirketlerle işbirliği yapmaları ve bu sayede hem zengin olup hem de çöküş sürecini hızlandırmaları sonucu Osmanlı toplumunda gayrımüslimlere karşı geleneksel bir hoşnutsuzluk ve tepkinin oluşmasına yol açmış olabilir. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 69.
  9. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 92.
  10. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 109-115.
  11. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 85-87.
  12. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 116.
  13. 1960 askerî darbesinden sonra kurulan Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) ve diğer bürokratlara ayrıcalık sağlayan dinlenme evleri, lüks lojmanlar ve kampların söz konusu siyasi ittifaktaki yerine ilk değinenlerden biri İdris Küçükömer olmuştur. Bkz. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 131, 135.
  14. Bu, yanlışlı bir savdır. Söz konusu sav Türkiye’deki sağcı DP-AP-ANAP-RP-AKP çizgisinin devlete 1920’lerden bu yana hakim olan CHP-ordu-bürokrasi çizgisine karşı mücadelesinde anlamlı olmakla birlikte her iki çizginin herhangi solcu ya da devrimci bir öz taşımadığı, bağlı oldukları egemen sınıfları temsil ettiklerini tarih göstermiştir ve göstermektedir.
  15. Benzer bir yargısız infaz edimi Fayrap’ın Nisan 2009 sayısında da açımlandığı üzere Kemal Tahir için de gerçekleşmiştir.
  16. Küçükömer’e göre ilk cumhuriyet 1923’te, ikinci cumhuriyet ise DP’nin iktidara geldiği 1950’de kurulmuştur.
  17. İdris Küçükömer, Halk Demokrasi İstiyor mu? İstanbul, Bağlam y. 1994, s. 46.
  18. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 47.
  19. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 55.
  20. İdris Küçükömer, Sivil Toplum Yazıları, İstanbul, Bağlam y. 1994, s. 133.
  21. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 124.
  22. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 124.
  23. İdris Küçükömer, Halk Demokrasi İstiyor mu?, s. 260.
  24. İdris Küçükömer, a.g.e., s. 181.
  25. İdris Küçükömer, Sivil Toplum Yazıları, s. 138.
  26. Sınıf mücadelesi modern toplumlarda ekonomik sınıflar (en geniş anlamı ile kentsoylu sınıf ve işçi sınıfı) arasındaki mücadeleyi ifade eden terimdir. Sınıf mücadelesinin toplumsal tarihteki yeri ve anlamına kapsamlı olarak ilk kez Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından 1848’de yayımlanan Komünist Manifesto’da değinilmiştir.
  27. Kurtuluş Kayalı, “Solda İdris Küçükömer Tartışmaları”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce-8: Sol, İstanbul, İletişim y. 2007, s. 1106.

Kategori: Genel, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 0



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer