Skip to content

Soma Katliamı, İşçiler ve Solcular

Şafak Özdensoma-da-5-bin-metrekare-mezar-kazildi

Uzun bir yazı, okumayacak olan şunu duysun: Madenler kapatılsın, maden işçileri sağlıklı ve güvenceli işler edindirilsin.

16 Mayıs Cuma sabahından 18 Mayıs öğlenine kadar Soma’daydım. Bu sürenin iki gününü ocak ağzında, gazetecilerin, madenci yakınlarının ve arama kurtarma ekiplerinin dışında kimsesnin sokulmadığı alanda geçirdim. Geriye kalan zamanı da, Soma ve civar yerleşim merkezlerinde insanlarla görüşerek geçirdim. Soma’da geçirdiğim zamandan sonra üzerine söz söylemek isteyebileceğim konuları üç ana başlık altında toplayabilirim.

1- Soma’da kazadan öncesindeki ve kazadan sonra sürecek olan çalışma koşulları. Burada koşullar derken geniş bir bütünü kast ediyorum. Bunun içine çalışma biçimini belirleyen bütün ilişkileri, insanların işle olan ilişkilerini, işin aile hayatına etkisini, sağlığa etkisini, şartların devlet-şirket-sendika üçgeninde varolma biçimlerini de katıyorum.

2- Normalde yılda 300 kişinin öldüğü maden sektöründe aynı anda 400 küsür işçinin ölmesi üzerine içine girdiğimiz tekillik.

3- Soma’da konuştuğum insanlardan duyduklarım nedeniyle solcuların politika yapma biçimleri üzerine aklıma gelenler. Tartışılması gerektiğini düşündüğüm bazı konular.

İlk iki başlıkta yazacaklarım, ocak ağzında bulunduğum sırada ya da dönüş yolunda yazdığım yazılarda verdiğim, ham gözlem içeren bilgilerin daha düzgün bir dille yeniden topluca yazımı olacak. Üçüncü başlıkta ise yine daha önce bir kısmını yazdığım, insanların olan bitene dair düşünceleriyle ilgili ham bilgilerle beraber, bunların düşündürdüklerini yazacağım. Bu kısımda yazacaklarım güncel olarak Soma ile ilgili en önemsiz kısım olsa da, hayatımızla ilgili, hayatı değiştirme isteğimizle ilgili benim çok önem verdiğim bazı sorulara yanıt aradıkları için bence önemliler. Üçüncü kısımda yazacaklarım, ilk iki kısmın aksine gayet karşı çıkılabilir kişisel görüşlerimi de içerecek, bu bakımdan ilk iki başlıktan farklı.

maden-soma-bakan1- Çalışma şartları, ilişkiler vs.

Bu kısımda paylaşacağım bilgileri aktarmadan önce, öğrendiklerimden kendi çıkarttığım sonucu paylaşayım:

21. yy’da olumsuz şartlarda çalışan insanların şartlarının kötülüğünü anlatmak için ‘modern kölelik’ tabiri kullanılır. Bu tabir gerçek anlamda köleliğe işaret etmez, yaşadığımız çağda sahip olduğumuz becerilerle ve lüksle karşılaştırıldığında ortaya çıkan dikkat çekici standart düşüklüğüne işaret eder. Bu nedenle burada söz konusu olan modern kölelik değil. Fakat gerçek kölelik de değil. Buradaki durum, gerçek kölelikten daha kötü. Bence, Ege bölgesi krallığında kölelik serbest olsa ve kral maden işletmelerinin patronlarına çalıştırdıkları bütün işçileri köle olarak hediye etseler ve

“bundan sonra kölelik var. Bu işçiler artık senin kölen. Kölelerinden kaybettiğin olursa Bergama pazarına gelip yeni köle satın alman gerekiyor”

deseler, patronların mutsuz olacağına eminim. Çünkü maliyet artar. İşçiler kendi malları olsa, daha çok özen göstermeleri gerekir. Oysa şimdi, yenisi bedava. Maliyeti düşük. Buradaki dünyada bütün gerçekliği bir band belirliyor. Bir band var. Çıkarılan kömür o bandın üzerine konur ve o band üzerinde yeryüzüne çıkar. O bandın çalışması, para demek. Madende bütün her şey, o bandın durmaması üzerine kurgulu. Burada hiçbir şey işçiyle ilgili değil!

Şimdi gözlemlere geçebilirim. İki gün boyunca (16 Mayıs Cuma sabahından 17 Mayıs Cumartesi akşamına kadar), ocak ağzında bulundum. Ocak ağzında bulunmadığım zaman zarfında da ulaşımımı dolmuşla vs. ile sağlamaya çalıştım mümkün olduğunca. Bu sayede en az 500 yıllık toplam deneyimle iletişim kurma olanağım oldu. Dolmuş şöförü genelde emekli madenci oluyor, yanınızda oturan kişi emekli madenci oluyor… Çalışma şartlarına dair öğrendiklerim (siz isterseniz ¨duyduklarım¨ deyin) şunlar:

Çalışma şartlarını oluşturan resmin iki ana parçası var.

I- Denetim mekanizması, madende çalışmaya başlama ve işten çıkarılma biçimleri (İş güvencesi) vs.

II- Çalışma koşulları.

 

I. Denetim mekanizması ve iş güvencesisomada-isci-katliami-1

Taşeron sistemi var. Bu önemli, taşeron sistemi var. Taşeron sistemi yok diyen herkes YALANCI (ya da Soma’daki bütün işçiler yalancı). Buradaki taşeron sistemi, şehirlerde temizlik, güvenlik elemanları vd. iş sektörlerindeki taşeronluk gibi aleni değil. Örtük bir biçimde işliyor. Taşeronluk sisteminin varolmasını sağlayan ilke şu: Şirket istisnalar dışında bireysel işçi almaz. Mahir olarak maden ocağına gidip çalışmak istiyorum demenin anlamı yok. İşçi gereksinimi karşılama noktasında devreye ekipbaşı/çavuş dedikleri kişi giriyor. İşe girmek istiyorsan, bir ekipbaşı/çavuş bulman ve o kişiyi onun ekibinde çalışmaya ikna etmen gerekli (elli yaşından büyükler ¨taşerondu, ne oldu da adı ekipbaşı oldu?¨ diyorlar). Bunu yaptığın zaman, ekipbaşı seni şirkete bildiriyor ve irtibat halinde olduğun ekipbaşının/çavuşun ekibinde çalışmak üzere işe alınıyorsun. Tabii ki kazandığın paranın belli bir kısmı ekipbaşına/çavuşa gidiyor. Ekipbaşı şirkete karşı, işçi ekipbaşına karşı sorumlu. İşçinin ne kadar yoğun çalışacağına, ne zaman yemek molasına gideceğine kadar her şeyi her zaman ekipbaşı belirliyor. Ekipbaşını memnun etmek çok önemli, çünkü çalışıp çalışmamak ekipbaşının iki dudağı arasında. Ekipbaşı senden memnun kalmazsa işten çıkarılırsın ve dışarda iş bekleyen birisi hemen yerine alınır. Pazarlık gücün olmadığı için de taşeronla tartışmanın hiç olanağı yok.

Bu madenlerde iş güvencesi diye bir kavram da yok. Ekipbaşı işten çıkarılmana karar verdikten sonra işten çıkarılırsın. İşe alınırken ya da çalışırken karşılaştığın saçmalıklarda yardımcı olmamış olsa bile en azından bu noktada sendikanın devreye girmesini bekleyebilirsin. Ama sendikanın işten çıkarılan bir işçinin hakkını koruduğuna dair bir efsane bile yok. İşyeri temsilcisi adaylarını belirlemesi için işletmeci şirkete başvuran bir sendikanın zaten hak savunması düşünülemez.

Denetim ile devam edeyim. Müfettişlerin işini yapmadığı konusunda bütün işçiler hemfikir. Zaten hemfikir olmalarına gerek de yok, cinayetlerin işlendiği madenle ilgili ikinci başlıkta anlatacaklarım kendi başına müfettişlerin işlerini yapmadığı konusunda delil. O da yetmezse, kazanın kendisi ise en büyük ispat. Ocaklarda girişi ve çıkışı aynı olan tüneller de (bu tüneller ‘kör’ olarak adlandırılıyor. burada göçük olduğu zaman çıkış yok!), içerisinde yeterince oksijen olmayan odalar da var. Nezaket gösterip ziyarete geleceğini kendisi ya da yakınları bir hafta önceden haber veren müfettiş madene geldiğinde, eğer çay içtikten sonra yemeğe gitmeden önce olur da ocağa inerse(!!) sözü geçen tipte kazı yapılan yerleri görmez. Çünkü misafire ayıp olmasın diye oralar misafir gelmeden kapatılmıştır. Esasında, Soma madeniyle ilgili aşağıda anlattığım durumu düşününce, müfettiş gelecek diye böyle odaların neden kapatıldığını ben pek anlayamadım. Bence müfettiş öyle kazı mekanlarını görse de sorun falan çıkmazmış. Neyse.. Mesela denetim bu şekilde olduğu için, toplamda 500 yıllık, coğrafi olarak Türkiye’nin neredeyse bütün madenlerini kapsayan gözlemlerin bir tanesinde dahi, ocak içinde yapılmış bir yangın tatbikatı yok.

calisma_kosullari_SomaII. Çalışma Koşulları

Şimdi de yerin 1500 metre altında, zaman zaman su içinde çalışan insanların çalışma standartları:

  • Bir ay boyunca 26 tam gün çalışırsanız 1000-1400TL aralığında bir maaş alırısınz.

  • Bir ay içinde toplamda 3 gün rapor alırsanız kovulursunuz.

  • Madende fenalaşan birisi olursa, ölürse maden içinde ölüp tazminat almasn diye apar topar dışarıya çıkarılır.

  • Madenlerde haftada en çok 1 ya da 2 gün sağlık personeli olur.

  • İşe uygun kıyafet yoktur. Kollar ve bedenin büyük çoğunluğu kuruma maruz kalır. Bildiğiniz gibi insan bedeni solunumunun önemli bir kısmını derideki gözenekleri aracılığıyla yapmakta. Bu solunum, yanık vakalarından da bildiğimiz gibi hayati önemdedir. Derisinden solunum yapamayan insanlar ÖLÜR! Kuruma maruz kalan işçilerin deri gözeneklerinin bir kısmı bu kurumla kapandığı için madenciler madenden çıktıktan sonra dahi sizin benim kadar oksijen alamıyorlar bedenlerine. Bu da madencinin işinden çıktıktan sonra yorulmaya devam etmesi demek. Madencilerin hepsinin birden, ailemizle, eşimizle, çocuğumuzla ilgilenemiyoruz, eve gidince bayılır gibi uyuyruz demelerinin nedeni bu.

  • Madenlerde yemek odası olmasının hiçbir anlamı yok. Çünkü yemek odasına gidip yemeğinizi yemenize yetecek zaman verilmiyor. Yemek zamanı çavuş ¨10 dakikan var¨ der, yemek odasına gidip gelemezsin. Boğaza, genze, nefes borusuna yapışan kurum su içerek temizlenmediği için madenciler yoğurt ve ayranı çok tüketir. Yanlarında yemek olarak muhakkak yoğurt bulundururlar. Ama yemek odasına gitmek diye bir durum söz konusu olmadığı için yanlarındaki yoğurt da kurum yağmuru altında yenir.

 

2- Kazaya dair teknik detaylar ve arama sürecisoma-maden-faciasi-neden-oldu-soma-madeni-ile-6029980_7975_o

Cuma sabahı daha önce Soma’da da çalışmış, ‘iş güvenliği uzmanlığı’ yapan bir maden mühendisi ile tanıştım. Cuma sabahı kısa, Cumartesi sabahı uzun uzun konuşma olanağımız oldu. Cuma günü yeraltına inip gördüklerini benimle paylaştı. Cumartesi günkü Milliyet manşeti de bu arkadaşın bilgileri üzerinden hazırlanmıştı. Kendisinin teknik anlamlarını da açıkladığı gözlemlerinin doğruluğunu konuştuğum diğer madenci işçiler de onayladılar.

I- Bu kazalar neden oluyor biliyor musun sorusuna teknik yanıt vermeden önce felsefi yanıtı kağıda büyük harflerle yazarak verdi: ÇOK KÖMÜR ÇOK PARA!”

II- Maden ocaklarında kanallar kömür boyunca açılıyor. Yani insanların içinde yürüdükleri alanın tavanı da kömürden oluşur. Bu yüzden tavanı oluşturan kömürün döküntü yapmayacak biçimde olması, çatlaklarının olmaması gerek. Bunu sağlamak için tavan yukarıya doğru, kömür yekpare, çatlaksız ve çöpsüz bir hale gelene kadar kazılmalıdır/süpürülmelidir. Bunlar layıkıyla yapılmazsa oluşacak tehlikeler şunlar:

  • Çatlak, kömürün içine oksijen girmesi demek. Kömürün içine oksijen girmesi de, kömürün okside olup yanma olasılığı demek.
  • Çerçöp, döküntü olması da, yanan olası parçaların aşağıya dökülmemesi demek. Böyle parçaların oksijenle temaz yüzeyi de fazla olduğu için, yanmaları da daha kolay üstelik.

Bu konularda izlenmesi gereken güvenlik protokolleri var.

Çatlak: Bunun için yapılması gereken, kömürün pürüzsüz yerine, yekpare yerine gelene kadar süpürmek/kazmak. Son on yıldır, Almanların geliştirdiği, Türkiye’de de kullanılan enjeksiyon diye anılan bir sistem de var. Bu sistem, iki tip kimyasalın karıştırılmasıyla elde edilen, ilk başta akışkan, zamanla genleşen ve katılaşan bir maddenin çatlaklara doldurulmasına/sıkılmasına dayanıyor. Böylece çatlakların içine, oksijen girmesi ve içten içe yanması engellenmiş oluyor. Yapılması her koşulda gerekli olan pürüzsüz yere kadar süpürme/kazma işlemi burada yapılmamış. Enjeksiyon sistemi de uygulanmamış. Kömür madenindeki birinci şart çatlaklı kömürün alınması ama burada alınmamış işte… ÇOK KÖMÜR ÇOK PARA.

Döküntü: Tünel içine, tavanı desteklemesi için demir tahkimat çubukları döşeniyor (birer metre aralıklarla). Bu demir tahkimatların üstüne de, hasır tel denilen, ince demir bir tül (döküntüleri engellemek için) ve demir ankraj çubukları yerleştiriliyor. Bunlar şu şekilde iş görüyorlar: Demir tül, A çözümü ile yok edilememiş (gözden kaçmış) olası döküntüleri tutma amaçlı. Demir ankraj ise, istinat duvarlarının arkasındaki kumlukların da içine konulan, toprağın, ya da söz konusu madde neyse onun, hareket etmesi, kaymasını engelleme amaçlı önlem.

Burada hasır tel YOK. Ankraj çubuğu olarak da, demir yerine ağaç kullanılmış.

CinerIII- Bu ocak, daha önce Ciner’e ait Park Teknik tarafından işletilirken, yukardaki açıklanan nedenlerin aşılması nedeniyle ufak bir yangın çıkmış. Bu yangın, kömürü dışarı taşıyan lastik bandın üzerine düşen yanan kömür tarafından başlıyor. Park Teknik zamanında olan yangın büyümeden kontrol altına alınmış ve bir sorun çıkmamış. El değiştirdikten sonra, yapılması gereken, bu yangının yinelemesine karşın önlem alınması, ancak bu yapılmamış. Nitekim aynı nedenden, tavandaki çatlaklar nedeniyle tavanın içten içe yanması ve yanan parçaların aşağıdaki banda düşmesi nedeniyle yine yangın çıkmış.

Yangın vardiya değişimine denk geliyor, vardiya değişimi ocak ağzı yerine, ocak içinde olduğu için mahsur kalan insan sayısı çok fazla. Elbette en önemli etkenlerden birisi denetim eksikliği:

  • Müfettişler çok ama çok yetersiz. İşi bilmiyorlar. 3 faz 1 nötr olan elektrik bağlantısını, topraklaması var evet denildiğinde, bunun olamayacağının farkına varmadan, kabullenip giden müfettişler var. Müfettişlerin yeraltı deneyimi yok. Deneyimli olsa da olmasa da, müfettişler gelmeden bir hafta önce işçiler dahil herkes müfettişin geleceğini biliyor.
  • Bu çok ama çok önemli: Kapalı alan yangın tatbikatı yapılmıyor. 14 yıl madende çalışmış, maden mühendisi arkadaşın söylediği, bu 14 yıl boyunca bir kez bile yangın tatbikatına rastlamamış. Konuştuğum diğer maden işçileri içinde de yangın yeraltında yangın tatbikatına tanık olan kimse YOK. Açık alan yangın tatbikatları yapılıyor ama madende yangın tatbikatı asla ama asla yapılmıyor. Çünkü madende yangın tatbikatı yeryüzüne kömür çıkaran bandın durması demek! O band duramaz.

IV- Elektrik kabloları açıkta. İzole edilmemişler. Çalışma sırasında tavandan olan döküntü elektrik kablosuna zarar verir,  ışıklar kapanır.

erdogan_soma

3- Siyasetlere dair izlenimler ve düşünceler

(Bu kısımla ilgili yukarıdaki bir cümlemi yeniden yazayım: Üçüncü kısımda yazacaklarım, ilk iki kısmın aksine gayet karşı çıkılabilir kişisel görüşlerimi de içerecek.)

Soma’da geçirdiğim zamanda anladığım kadarıyla, İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da ya da benzer kent merkezlerinde aktivist/solcu/anarşist/komünist/ yurtsever (ve anmadığım diğerleri) grupların yaptıkları eylemlerin Soma’daki insanlara söylediği, ulaştırdığı hiçbir mesaj yok. En azından biz Türkiyeli solcuların istediği tarzda olumlu mesaj yok. Bunun anlamsız olduğunu düşünecek pek çok arkadaşım var. ‘Bu halk…’ diye başlayan cümlelerle, hükümete karşı yapılan protestoların halka ulaşmamasını tuhaf, gerçekdışı bulacak pek çok arkadaşlarım da keza… Ama ben bu durumun tuhaflığını (en azından şu ân için) tartışmak niyetinde değilim. Var olan durumla kavga etmek istemiyorum, varolan durumu tespit etmek istiyorum. Edindiğim bilgileri aktararak başlıyorum.

Medya aracılığıyla oluşturulmaya çalışılan ‘Soma halkı dışarıdan gelenleri istemiyor, dışardan gelenlere karşı tepkililer’ düşüncesinin haklılık payı içeren bir kısmı var. Ama tam olarak gerçeği de yansıtmıyor. Evet hükümeti, sendikayı, şirketi, müfettişleri suçlu gören pek çok maden işçisinde, madenci yakınında ya da Somalı’da ‘ortalığı karıştırmak isteyenler de var’ düşüncesi hakim. Algının doğru olan kısmı bu. Peki benim düşünceme göre gerçek tam olarak ne ki, doğru olduğunu söylediğim kısım onu layıkıyla yansıtmıyor?

Yukarıda işçilerin çalışma koşullarını aktarmıştım. Kölelikten daha kötü şartlarda, bütün mülki ve idari amir/görevlilerin bilgisi dahilinde, değişme umudu olmadan çalışan insanlar ezildiklerinin yeterince farkındalar (Biz Türkiyeli solcuların ‘eksik’ diye adlandırabileceği düşünce, şartların değişebileceğine dair inançsızlıkları). Benim anladığım kadarıyla bu bilgi insanlarda keskin bir kuşkuculuk oluşturmuş. Herkes, kendileriyle dışarıdan ilişki kuranların (‘dışarı’ kavramı devleti, şirket ve farklı kültürlerden gelen herkesi kapsıyor; yani Soma’ya gelen solcuları da, ulusalcı CHP’lileri de kapsıyor) kendileriyle çıkar amaçlı ilişki kurduklarını düşünüyorlar. Örneğin acılarını paylaşan insanlar konuyu seçimlere ya da oy verme konusuna getirdikleri ânda ‘buraya bizimle ilgili nedenlerle değil, kendileriyle ilgili nedenlerle gelmişler’ diye düşünmeye başlayıp tepki gösteriyorlar.

Elbette solcular buralara çıkar amaçlı gitmiyorlar. En azından kişisel çıkar amaçlı olarak gitmiyorlar. Ama bu Somalılar’ın çıkar olarak değerlendirdiği bir amaçları olmadığı anlamına gelmiyor. Oy toplamak olmasa da, bundan bir ay önce aynı şiddetiyle aynı çalışma koşulları altında aynı işçiler çalışırken değil, Soma’daki insanlar toplumsal bir muhalefeti hayata geçirmeye daha yatkın oldukları bir kriz sonrasında Soma’ya gidiyoruz solcular olarak. Amacımız elle sayılabilir oylar olmasa da, muhalif hareketi güçlendirmek. Pek çok arkadaşım ve tanışmadığım solcular “ya ne olacaktı, şartlar olgunlaşmışken gitmeyecek miyiz” diyeceklerdir. Bir açıdan haklılar, ama işte bu şartlar altında gidildiğinde karşılıklı bir ilişki biçimine girilemiyor. Girilemedi de. Ancak daha önce orada olup somut problemlerin (somut problemlerin, somut problemlerin, …) çözümüne katkıda bulunan bir sol hareket oradaki insanları böyle bir faciadan sonra kendi saflarına katabilir. Bu açıdan bakıldığında, polis ve devlet terörüne, işkenceye göğüs gererek Soma’ya giden ÇHD’li avukatlar bende çok saygı uyandırsalar da cesaretleri ve vicdanlarıyla, bir sınıfın diğerine soykırım uygulaması suçundan açtıkları davayla Soma’daki maden işçileri içinde oluşabilecek toplumsal bir muhalefet olasılığın azaltan kişilere dönüşüyorlar gözümde.

Emrah_Ozesen_Ankara_OlgunlarSon söz olarak yine biz solcuların, Soma katliamı sırasında yeniden dikkatimi çeken, sahip olduğunu düşündüğüm başka birkaç yanlışa daha değinmek istiyorum.

Ufkumuz dar! Soma’daki işçiler ve yakınları

– Lanet olsun madene, kocamı sokmam oraya,

– İstanbul’a gideceğim orada iş arayacağım,

– İnmem artık madene…

derken dahi, ufkumuzda madencilikle elde edilen bir enerji kaynağına karşı olabilmek yok. Çünkü böyle bir istek işçileri karşımıza almak demek! ‘Madene gidip madenleri kapatalım’ demek çok komik bir filmdeki hoş bir dayak sahnesinin hemen öncesi olabilir. Ama ’20 yıl sonra madenciliğin olmadığı bir enerji politikasını nasıl oluşturabiliriz?’ sorusu dahi yok. Evet ‘taşerona hayır da, madenciliğe de hayır diyebiliriz aslında’ düşüncesi ne zaman oluşacak? Buna karşı çıkmıyorsak, nükleer enerjiye neden karşı çıkıyoruz? Kapitalizmin felsefesinden çıkamıyoruz. Kalkınmacı ekonomik modellerin içinde kalıyoruz. Kömür madeninden vazgeçmememiz de, sosyalizmi esasen bir enerji sorunu olarak görmemizde yatıyor. Kapitalizmi sevmediğimiz için profesyonelleşmeye karşı değiliz; bize profesyonelleşmeyi dayattığı için kapitalizme karşı çıkıyoruz ama muhalefeti yine meslek eksenli örgütlenmelerle yapıyoruz. Başka bir hayatı kendi kafamızda dahi kurguluyamıyoruz.

Çok uzattım. Daha önce Soma’dan gönderdiğim bir notta yazdığım bir cümleyle bitireyim:

Soma’daki kömür madenleri Alsancak’a, Dikili’ye iki saat uzaklıkta.

Kategori: Gelir Dağılımı, Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 0



Yukarı Çık