Skip to content

Serbest Siyasa Söyleşileri – V: James Crotty

[Son finansal krizde] muazzam bir devlet harcaması ve merkez bankası müdahalesi olmasaydı, daha şiddetli bir küresel buhranla karşılaşabilirdik.

[ABD’de] Demokrat Parti dahi yer yer kemer sıkma önlemlerini desteklerken, son yıllarda aşırı sağa kayan Cumhuriyetçiler zenginler ve şirketler üzerindeki vergileri indirerek refah devletinden geriye ne kaldıysa onu da çökertmeyi öneriyorlar.

Kamu harcamalarını azaltıp vergileri artırmak mal ve hizmet talebini ve istihdamı düşürür. Tasarruf politikalarından dolayı büyüme yavaşladığında, bu sefer kemer sıkma politikaları daha da fazla talep edilecektir. Bu ise Einstein’ın akıl noksanlığı tanımına uyuyor: Aynı şeyleri aynı koşullarda yapmaya devam ediyor ve farklı sonuçlar elde etmeyi bekliyorsanız aklen malulsünüzdür.

[ABD’de] kamu borcunun GSYİH’ye oranındaki keskin artışın ardından sağ koalisyon şimdi bütçe açığının sosyal harcamalardan kaynaklandığını öne sürüyor ki bu tamamen bir uydurmadır… Milyarder yatırımcı Warren Buffet’ın söylediği üzere: “Son yirmi yıldır devam eden bir sınıf savaşı var ve savaşı benim sınıfım kazandı.”

Ekonomi disiplininin entelektüel olarak büyük ölçüde iflas ettiği, küresel finansal piyasaların çöküşü ve akabinde küresel ekonomik durgunluk ile açıkça ortaya çıkmıştır. Ana akım finansal ekonomistler, finansal çöküşü öngöremediler (Benim de aralarında olduğum birçok heterodoks iktisatçı ise bunu öngörmüştür).

[Paul] Krugman gibilerin sorunlu yaklaşımına göre, ABD ekonomik modeli genel olarak iyi fakat geçici olarak sorunludur… Keynes’in önerdiği ise devlet güdümlü yatırımlar, sıkı denetlenen dış ticaret ve sermaye hareketleri ile endüstriyel planlamaydı.

***

Serbest Siyasa Söyleşileri’ne heterodoks makroekonomi teorisinin önde gelen isimlerinden Massachusetts Üniversitesi-Amherst iktisatçılarından Prof. Dr. James Crotty ile devam ediyoruz. Bir dizi seminer vermek üzere geçtiğimiz günlerde Türkiye’de bulunan Crotty’ye  ABD ekonomisini, süregiden küresel krizin nedenlerini ve dünya ekonomisinin geleceği üzerine öngörülerini sorduk.

***

Söyleşiyi İngilizce orijinalinden çeviren: Serkan Demirkılıç ve Özgür Orhangazi

Serbest Siyasa (SS): ABD’deki finansal krizin başlangıcından bu yana neredeyse beş yıl geçti ve küresel finansal kriz çeşitli biçimlerde sürerken güçlü bir toparlanma için ufukta hiçbir işaret görünmüyor. Bize küresel finansal krize nelerin yol açtığını kısaca anlatabilir misiniz ve nasıl oldu da bu kriz küresel bir durgunlukla neticelendi?

James Crotty (JC): Küresel finansal krize neden olan koşullar son birkaç on yıldır zaten oluşuyordu. 1920’lerde ABD’yi yutarak yok eden bir spekülatif finansal yükseliş yaşandı. Bu durum, 1930’ların başlarında finansal piyasaların çöküşüne ve ABD ekonomisinde Büyük Buhran’a neden olarak bütün dünyada yankılandı. Bu olaylardan nerdeyse evrensel olarak alınan ders, finansal piyasaların verimli bir biçimde işlemesi ve ekonomik büyümeyi desteklemesi için piyasaların hükümetler tarafından sıkı bir biçimde düzenlenmesi gerektiği olmuştur. 1930’lar ve ötesinde finansal düzenlemeler nitel olarak geliştirildi. Sermaye denetimlerinin yaygın olarak kullanılmasını da içeren sıkıca düzenlenen piyasalar, 2. Dünya Savaşı’ndan 1970’lerin başlarına kadar birçok ülkede kapitalizmin Altın Çağı’nı yaşamasına katkıda bulundu.

1970’lerden başlayıp ABD’de Ronald Reagan’ın ve İngiltere’de Margaret Thatcher’ın seçilmelerinden sonra hızlanan muhafazakâr ekonomik teorinin ‘yeni klasik’ versiyonunun egemenliği altına giren iktisat politikaları, devlet denetimlerinin ve düzenlemelerinin kaldırılmasına (deregülasyon) ve finansal piyasaların küresel bütünleşmesine entelektüel destek sağlamasının yanında uluslararası ticaretin nerdeyse her yerde serbestleştirilmesine yol açtı. Yeni ekonomik küresel rejim, ekonomik büyüme oranlarının ilk başlarda yavaşlamasına sebep oldu; gerçi bazı ülkeler, nihayetinde küresel piyasaları ulusal büyümelerinde kullanabildiler.

Bu dönemde yaşanan üç gelişme bugünkü krizin temellerini attı. Finansal piyasaların radikal bir biçimde deregüle edilmesi, hızla artan finansal yenilikler ve finansal küreselleşme bir yandan finansal piyasaların boyutlarının artmasına öte yandan da finansal araçlarını karmaşıklığında ciddi bir sıçrayışa yol açtı. Böylelikle ortaya saydam olmayan ancak birbiriyle çok sıkı bir biçimde eklemlenmiş finansal piyasalar ortaya çıktı. Finansal piyasalar krizlere sebep olan spekülatif yükselişler yaşadı; bunları da piyasaların “iflas etmek için çok büyük” addettiklerinin devlet tarafından kurtarılması, yeni finansal buluşlar ve daha da genişleyen piyasalarda yeni spekülatif yükselişler izledi. İkincisi, ABD’yi de içeren birçok ülkede ekonomik büyümeyi, çok hızlı artan hanehalkı borçlarının etkisiyle körüklenen tüketim harcamaları ile gayrimenkul ve tahvil fiyatlarındaki artışla beslenen servetler sağladı. Üçüncüsü, nerdeyse bütün ülkelerde en tepedeki gelir gruplarında yoğunlaşan ve hızla artan gelir eşitsizliği vardır. Harcama eğilimi zenginlerde, fakirlerden daha düşük olduğu için talep büyümesi sınırlandırıldı.

2006’nın sonlarına geldiğimizde ABD’de konut fiyatları düşmeye başladığında, ipotekli rehin batıkları arttı ve değerli kâğıtlara bağlı finansal türevlerin fiyatları çöktü. Bu menkulleri tutan kuruluşlar bu menkulleri satın almak için ihtiyaçları olan parayı borç almışlardı ve bunlar bütün dünyaya yayılmış olduklarından küresel bir kriz çıktı. Kredi piyasaları donup faiz oranları yükseldikçe, reel sektörün büyümesini önemli ölçüde sağlayan borçlanma işlemleri dünyanın birçok yerinde çöktü. Finansal piyasalar, mal piyasaları ve istihdam bütünleşik bir borç sarmalına girdi. Muazzam bir devlet harcaması ve merkez bankası müdahalesi olmasaydı, daha şiddetli bir küresel buhranla karşılaşabilirdik.

SS: 2012 itibarıyla ekonomik büyüme yavaş ve işsizlik oranları dünya çapında çok yüksek. Yakın gelecekte dünya ekonomisi ve özellikle ABD ekonomisi için büyüme ve istihdam görünümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

JC: ABD’de büyüme görünümü iç karartıcı. İşsizlik ve eksik istihdam 1930’lardan bu yana en kötü seviyelerde ve yakın gelecekte düşük işsizlik oranlarına dönülmesi konusunda bir umut yok. Kamu harcama programları işsizliğin artmasını sınırlamaya yardımcı oldu, ancak işsizlik oranlarını ciddi bir biçimde düşürmek için yeterince iyi tasarlanmamışlardı ve üstüne üstlük bu harcalamalar azalma eğilimindeler. Demokrat Parti dahi yer yer kemer sıkma önlemlerini desteklerken, son yıllarda aşırı sağa kayan Cumhuriyetçiler zenginler ve şirketler üzerindeki vergileri indirerek refah devletinden geriye ne kaldıysa onu da çökertmeyi öneriyorlar. Avrupa’daki büyüme, kemer sıkma politikaları toplam talebi daralttıkça buharlaşıyor ve zayıf ekonomiler iflasın eşiğine itiliyor. Adair Turner’ın hesaplarına göre krizin yol açtığı küresel ekonomik kayıp 60 ila 200 trilyon dolar arasında.

SS: Kamu borcunu kemer sıkma yoluyla düşürerek büyümeyi ve istihdamı harekete geçirmenin gerçekçi bir argüman olduğunu düşünüyor musunuz?

JC: Kesinlikle gerçekçi değil. Bu, fiyat sisteminin ekonomiyi sürekli tam istihdamda tuttuğu ve Say Yasası olarak bilinen ekonominin tam kapasite üretimde bulunduğu varsayımına dayanan bir peri masalıdır. Ekonomi çöküyorken, firmalar atıl üretim kapasitesine sahipler ve bu yüzden daha fazla yatırıma ya da istihdama ihtiyaç duymuyorlar. Keynes’in işaret ettiği gibi, bu işsizlik kapanından kurtulmanın yolu, net ihracatın çok büyük ölçüde artırılmasıdır – ki bu da her ülkenin aynı anda yapabileceği bir şey değildir – ya da devletin talebin artmasını teşvik etmesidir. Hükümet, mal ve hizmetlere olan talebini artırabilir, vergileri düşürerek özel tüketimi artırmayı teşvik edebilir (ki bu, kriz koşullarında çok da etkili değildir), ya da faiz oranlarını düşürebilir. Faiz oranlarının zaten çok düşük olduğu ABD’de üretken yatırımlara yönelik kamu harcamaları ile sosyal hizmetlere yönelik harcamaların artması orta vadede tek etkin çözümdür. Kemer sıkma politikaları, ihtiyaç duyulanların tam olarak tersidir. Kamu harcamalarını azaltıp vergileri artırmak mal ve hizmet talebini ve istihdamı düşürür. Tasarruf politikalarından dolayı büyüme yavaşladığında, bu sefer kemer sıkma politikaları daha da fazla talep edilecektir. Bu ise Einstein’ın akıl noksanlığı tanımına uyuyor: Aynı şeyleri aynı koşullarda yapmaya devam ediyor ve farklı sonuçlar elde etmeyi bekliyorsanız aklen malulsünüzdür.

SS: Kapitalizmin sınıfsal karaketerini göz önünde bulundurduğumuzda krizi ve krize karşı verilen tepkileri ve bu bağlamda ABD’deki Occupy Wall Street tarzı muhalif hareketleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

JC: Sosyal demokrasi – ya da güdümlü kapitalizm artı refah devleti – Büyük Buhran’ın yarattığı ekonomik ve sosyal felaketlere ve 2. Dünya Savaşı’nın kırımına karşı ortaya çıkan tepkilerden büyümüştür esas olarak. Fakat ABD’de imtiyazlı sınıfın çok büyük bir bölümü, eşitsizliğin en uç düzeylerde olduğu, iş çevrelerinin ve zenginlerin hükümeti kontrol ettiği, sendikaların zayıf olduğu, regülasyonunun neredeyse olmadığı 1920’lerin ekonomik yapısının en iyi ve mantıklı sistem olduğuna inanıyordu. Ülkenin mülk sahipleri tarafından yönetilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Başkan Roosevelt’in ‘Yeni Uzlaşı’ya (New Deal) dayanan sosyal demokrasi anlayışından nefret ettiler ve 1930’lardan başlayarak bunun altını oyan uzun dönemli bir çabaya giriştiler. Genişleyen sağcı iş çevresi koalisyonu, zengin ve muhafazakâr politikacılar Yeni Uzlaşı’ya karşı bugüne kadar mücadele etmeye devam ettiler. Bu yeni rejim hızlı ekonomik büyümeye ve gelir dağılımında düzelmeye yol açtığı için 1970’lere kadar çok az başarılı olabildiler.

1980’lerde Ronald Reagan’ın seçilmesi yeni bir rejim değişikliğine işaret etti. Sağcı politikalar ve muhafazakâr ekonomik teori üstünlük kazandı. 1920’lerin ekonomi politikaları geri geldi. Vergiler düşürüldü ve azalan oranlı hale getirildi; sendikalar saldırıya uğradı; gelir ve servet eşitsizliği çok hızlı bir biçimde arttı; finans ve endüstrinin radikal deregülasyonu başladı. “Serbest” ticaretin ve sermaye hareketlerinin önündeki ulusal duvarların yıkılması iş çevrelerini güçlendirdi ve çalışan kesimlere zarar verdi.

Bu yeni rejimde, büyüme yavaşladı ve devletin vergi geliri sınırlandı. Fakat sağcılar savunma harcamalarının artışını destekledi ve sosyal politikaların popüler olması nedeniyle sosyal harcamalardaki artışı büyük oranda yavaşlatmak mümkün olmadı. Net sonuç, yeni dönemde kamu borçlarının patlaması olmuştur. Kamu borcu, Reagan başkan olduğunda Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH’nin) yüzde 26’sından Bill Clinton başkanlığı aldığında GSYİH’nin yüzde 48’ine yükseldi. Bu oran, Clinton döneminde azaldı; 2001’de George W. Bush başkan olduğunda yüzde 33’e gerilemişti. Büyük ölçüde azalan oranlı vergi kesintileri, iki büyük savaş, yavaş büyüme, finansal krizin sonucunda çöken ekonomi ve çöküntüyü durdurmak için yapılan kamu borçlanmaları aynı rakamı 2011’de yüzde 61’e yükseltti. Ayrıca, en tepedeki yüzde 1’lik dilimin geliri 1980’de nerdeyse yüzde 10’dan yüzde 24 dolaylarına yükseldi – ki bu hemen hemen 1928’deki düzeye denk geliyor.

Kamu borcunun GSYİH’ye oranındaki keskin artışın ardından sağ koalisyon şimdi bütçe açığının sosyal harcamalardan kaynaklandığını öne sürüyor ki bu tamamen bir uydurmadır. Artan borcun finansal deregülasyon, küreselleşme, azalan oranlı vergi kesintileri, savaşlar ve finansal krizler gibi sebeplerine eğilmekten ziyade çoğunluk için kemer sıkma ve şirketler ile zenginler için vergi kesintileri talep ediyorlar. Cumhuriyetçiler bütünsel bir yıkımı desteklerlerken, Demokratlar ise yavaş bir yıkımdan yanalar. Milyarder yatırımcı Warren Buffet’ın söylediği üzere: “Son yirmi yıldır devam eden bir sınıf savaşı var ve savaşı benim sınıfım kazandı.”

Öte yandan, genel olarak eşitsizliğe ve sağlık, eğitim ve diğer sosyal programlarda kesintileri içeren kemer sıkma politikalarına karşı muhalefet Occupy Wall Street hareketinde görüldüğü gibi büyüyor. Ne var ki bunun nasıl bir şekil alacağını ya da ilerici hareketlerin mi yoksa daha gerici hareketlerin mi yükselişe geçeceğini henüz bilemiyoruz. Occupy Wall Street hareketleri başlangıçta hayal kırıklığı ve öfkenin sonucunda sistem tarafından çok kötü bir şekilde yaralanmış çeşitli gruplardan insanların bir araya gelmesiyle ortaya çıktı. Toplumun çeşitli kesimlerinde, özellikle genç insanlar arasında görece geniş bir ilgi var. Bu ilgi çok yararlı oldu ve medyayı ekonomik sistemdeki çöküşü, korkunç boyutlardaki eşitsizliği ve siyasetteki oligarşik denetimi gündeme taşımaya zorladı. Hareket, polis ve federal güçler tarafından ülkenin birçok yerinde ciddi biçimde baskı altına alındı. Bunun büyüyüp devam edeceği ve enerji kazanacağı konusunda umutluyum, ama şu anda bu hareketin güçlü bir şekilde büyüyeceğine ya da ortadan kaybolup kaybolmayacağına ilişkin bir şey söylemek çok zor.

SS: Kemer sıkma fikri iktisatçılardan da büyük destek alıyor ve alternatif yaklaşımların çok fazla tartışılmadığını görüyoruz. Bu duruma bakarak ekonomi disiplini hakkında ne söylenebilir?

JC: Ekonomi disiplininin entelektüel olarak büyük ölçüde iflas ettiği, küresel finansal piyasaların çöküşü ve akabinde küresel ekonomik durgunluk ile açıkça ortaya çıkmıştır. Ana akım finansal ekonomistler, finansal çöküşü öngöremediler (Benim de aralarında olduğum birçok heterodoks iktisatçı ise bunu öngörmüştür). Egemen ana akım modeller krizin neden meydana geldiğini açıklayamadılar ve krizi çözebilecek politikaları üretemediler. Paul Krugman gibi birkaç tane ünlü iktisatçı Keynesçi politikaları savundu. Diğer iktisatçılar, bütçe açıklarını azaltacak tasarruf politikalarının, finansal piyasaların ve iş çevrelerinin “güvenini” yeniden tesis ederek harcamaları teşvik edeceğini öne sürerek esasında talebi azaltıcı politikaları savunuyorlar.  Birçokları, iktisatçıların gelişmeler karşısında kendi favori teorilerini reddetmeye zorlanacağını öngörse de esas itibarıyla bu gerçekleşmedi.

SS: Kemer sıkma argümanlarına açıkça karşı çıkıyorsunuz. Fakat Keynes duraklamadan toparlanmaya geçilir geçilmez genişletici politikaların durdurulması konusunda bizi uyarmıştı. Bugünkü koşullarda, genişletici politikaları sürdürmenin orta vadede kendi problemlerini yaratması olası değil midir? Yani, genişletici politikaların sürdürülmesi yeni bir tür ‘uluslararası borç krizi’ne yol açmaz mı? Kötü ekonomik zamanlardan iyiye geçiş sürecinde, genişletici politikalara ne zaman son verilip ne zaman kemer sıkmaya başlanılacağına ilişkin Keynesçi bir ölçüt var mıdır?

JC: Hayır. Krugman gibilerin sorunlu yaklaşımına göre, ABD ekonomik modeli genel olarak iyi fakat geçici olarak sorunludur. Öyleyse, ekonomiyi genel olarak iyi olduğu o duruma geri getirmek gerekir. Bunu söylemenin en basit yolu, temel ekonomik yapının iyi fakat geçici olarak sakat olduğudur. Eğer bunu devlet müdahalesiyle büyüme yoluna doğru geriye itebilirsek, her şey yoluna girecektir. Ama öyle olmuyor. Bu iflas etmiş bir büyüme rejimidir. Öyleyse, talebi şimdi artırmak zorundayız; ABD’de özellikle zenginleri ve şirketleri kesinlikle daha da çok vergilendirmeliyiz ve bu vergileri ekonominin ihtiyacı olan üretken yatırımlar için kullanmalıyız. Ama asıl ihtiyaç duyulan, sıradan insanlar için yıkıma neden olan ekonomik sistemin esaslı bir yeniden organizasyonudur. Bazı ülkelerin neo-liberal politikaları kullanarak hızlı büyüdükleri dönemler olmuştur, fakat bu çoğu zaman çok hızlı bir biçimde artan eşitsizlik pahasına gerçekleşmiştir. Keynes’in önerdiği ise devlet güdümlü yatırımlar, sıkı denetlenen dış ticaret ve sermaye hareketleri ile endüstriyel planlamaydı.

 

Kategori: Dünya, Genel, Siyasal İktisat, Söyleşi.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 0



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer