Skip to content

Seyyal

Emre Özçelik

[Serbest Siyasa’yı ‘dışrak’ yazılar yazalım diye kurduk kuşkusuz. Ama arada, özellikle kasvetli yaz günlerinde, özellikle cumartesileri ‘içrek’ şeyler yazmanın ne sakıncası olabilir ki…]

Yener Abi, teyzemin oğlu. Teyzem 1972’de, ben doğmadan birkaç ay önce Ankara’nın Yenimahalle semtinde bir trafik kazasında ölmüş. Yener Abi annesi öldüğünde 6 yaşındaymış. Annem öldüğünde ben 37 yaşındaydım. Annem ile teyzem Ankara’nın Karşıyaka Mezarlığı’nda yan yana uyuyorlar şimdi.

Yener Abi’nin abisi İlker Abi’yle pek samimi değildik. İlker Abi, Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nde (GATA’da) okurken intihar etmişti. Son sınıftaydı. Cansız bedenini GATA’da bir ağacın dibinde bulmuşlardı. 80’li yılların ortasıydı. O da Karşıyaka’da şimdi.

Benim hiç kardeşim, abim veya ablam olmadı. Seyyal, akışkan demek.

***

Yener Abi, kadim ‘üvey anne meselesi’ yüzünden 80’lerin başında birkaç sene bizim evde yaşadı. 81-83 arasıydı galiba. ‘Tek çocuk’ oluşumun istisnası, Yener Abi’nin bizde kaldığı bu birkaç seneden ibarettir işte…

Yener Abi’nin bizim evde kalmasına şu sürecin akabinde karar verildi: Lise 1’deydi ama okula uğramıyordu, evden kaçmıştı; bir süre Necati Bey Caddesi’nde bir çay ocağında çalışmıştı; daha sonra Nurcularla haşır neşir olmuş, onların evinde yaşamıştı; Risale-i Nur’a dadanmıştı. Tüm bunları yaparken 14-15 yaşlarındaydı. Dindar ama bir ‘Cumhuriyet öğretmeni’ olan annem dayanamadı; babamın ve dayılarımın desteğiyle Yener Abi’yi o hayattan çekip çıkardı.

Bizde kalmaya başladıktan kısa bir süre sonra Yener Abi hızla normale döndü. Eve sarhoş geldiği bir akşam, dindar ama arada iki tek rakı atan bir ‘Cumhuriyet memuru’ olan babamdan, yani eniştesinden dehşetli romantik bir fırça yediğini hatırlıyorum Yener Abi’nin. O gün bugündür eve sarhoş gelmemeye özen gösteririm ben. İçtiğim yerde sızmaya gayret ederim.

Bir keresinde de liseden haylaz bir arkadaşıyla birlikte bizim evin telefonundan Ankara Bilmemne Komutanlığı’nı işletmişlerdi. Sıkıyönetim yılları, askerî darbenin üstünden henüz sadece iki yıl geçmiş. “Esenboğa’ya bomba koyduk, eylemlerimiz artarak sürecek”. Yağmurlu bir gece yarısı kapımızın çalındığını, sivil giyimli iki çam yarmasının babamı kapıda kabaca sorguladıklarını ve akabinde reşit olmayan Yener Abi’yi götürdüklerini hatırlıyorum. Babam yine çok kızmıştı. Ev kapısının kilidini değiştirdi, Yener Abi eski anahtarla giremesin diye. Sonra annem yeni anahtardan bir tane de Yener Abi’ye verdi. Enişte-yeğen usul usul barıştılar.

Ankara’nın Atatürk Lisesi’nde okuyan bir delikanlıydı Yener Abi. GATA’nın üniversite sınavındaki puanı o yıllarda çok yüksekti, şimdi epeyce düşük. Yener Abi üniversite sınavına hazırlanıyordu. Ben Anadolu Lisesi sınavlarına hazırlanıyordum. Ev, iki oda bir salondu. Yani Yener Abi’yle aynı odayı paylaşıyorduk; uyumak, ders çalışmak ve kardeşçe kavga etmek için. Küçük bir ortak akvaryumumuz vardı odada. Bir keresinde guramilerin yanına yanlışlıkla birkaç lepistes koymuştuk…

İlker Abi henüz intihar etmemişti ve Yener Abi’nin de hedefi GATA’yı kazanmaktı. Öksüz gençler için yatılı ve askerî bir okuldan daha iyi ne olabilir ki. Kemal Tahir ‘Devlet Ana’ derken bunu kastetmemişti elbette, ama herkes böyle düşünüyordu bizim ailede. Malum, kırmızı orduyu ve realizmi, siyah ise kiliseyi ve idealizmi simgeler, Stendhal’ın ünlü romanında. Bizim ailede kiliseyi önemseyen ve idealizme bağlı kimse yoktu, ama “Bizi ters çevirdikleri zaman Batı, Batıyı ters çevirdikleri zaman biz çıkarız”.

***

Hem asker hem doktor olacaktı Yener Abi. Hayatını ‘kırmızı’ya koymuştu, rulet oynar gibi…

Kırmızı geldi, Yener Abi GATA’ya kaydoldu. Ben Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’ne başladım. Küçük bir odada Yener Abi’yle ve kızıl kuyrukları paramparça lepisteslerle birlikte ders çalışmam işe yaramıştı…

83 Eylülüydü. Bir hafta sonu askerî öğrenci kıyafeti üstünde, ziyaret ve minnet için bizim evin kapısını çaldı Yener Abi. Annemle kucaklaşmalarını sevinçli bir kıskançlıkla seyrettim uzun uzun. Yener Abi GATA’da okurken hafta sonları bize gelmeyi sürdürdü. Askerî öğrenci kıyafetini bana giydirip ucuz bir makinayla çektiği fotoğrafım hâlâ duruyor eskiler arasında.

Neden sonra İlker Abi intihar etti, son sınıfta. 12 yaşındaydım galiba. Ben o zamanlar da samimi olmadığım kişilerin ölümlerine ağlayamazdım, yakın akrabam olsa bile…

GATA’da dikiş tutturamadı Yener Abi. Üniversite sınavına tekrar girdi. Ankara’dan uzaklaşmak, İstanbul’a gitmek istiyordu. Kırmızı geldi, Yener Abi Boğaziçi Üniversitesi’ne kaydoldu. Hangi bölümü kazandığını hatırlamıyorum, ama teknik bir bölümdü. Arada Ankara’ya uğradığında – artık sivil kıyafetlerle – bizi ziyaret etmeyi sürdürdü. İstanbul’da zenginlerin çocuklarına özel ders vererek geçimini sağladığını, iyi kazandığını ve paraya ihtiyacı olmadığını söylüyordu annemlere. Annem Yener Abi için fısıltıyla dua ederdi mutfakta bulaşıkların arasında. Benim için başka bir sevinçli kıskançlık sebebi…

Ayrıntılara pek girmeden İstanbul’da seviştiği kızları anlatırdı Yener Abi bana.

***

Zaman seyyaldir…

Hazirandı, cumartesiydi, ertesi gün üniversite sınavına girecektim. Erkenden yatmış ve uyumuştum. Gece, askeriyeyi işletmekten sabıkalı telefon çaldı. Hâlbuki çok partili hayata döneli sekiz sene olmuştu. Uyandım ama kalkmadım. Babam “Hayırdır inşallah!” diyerek salona gitti. Kısa bir konuşmadan sonra kapattı telefonu. “Hayırdır inşallah?” diye sordu annem. Beni uyandırmamak için fısıltıyla konuşuyorlardı. “Yener’i kaybetmişiz” dedi babam. Bir babadan bu kadar dokunaklı bir ses çıkabileceğini hiç düşünmemiştim o zamana kadar. Ama dedim ya, zaman seyyaldir.

Fısıltıyla ağlamaya başladı annem. Bir süre sonra, “Emre’ye belli etmeyelim”.

Bu sefer ne sevinç, ne kıskançlık; yastıkla kucaklaşabildim ancak.

Ben de belli etmemeye karar verdim…

***

Gece uyur gibi yapıp uyandığım ertesi sabah kahvaltımı hazırlamıştı annem. Kucaklaştık, sınava gittim. ‘Kırmızı’ geldi, kazandım.

Ben akmaya devam ediyorum kuyruksuz bir lepistes gibi…

Kanatlarını Boğaziçi’nde bir yaz günü açmaya karar vermişti Yener Abi.

 

 

 

 

 

Kategori: Genel.

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 3

  1. Mahvettin bizi be Emre! Kalemine saglik.

    Umut Umutlu8 Temmuz, 2012 @ 01:16Cevapla
  2. Çok etkileyici bir anlatımınız var,bir çırpıda okudum,teşekkürler.

    neşe özden18 Temmuz, 2012 @ 09:05Cevapla
  3. Emre, beni de çok etkiledin. İktisatçılar iktisattan ziyade edebiyatla meşgul olmalılar gibi gelirdi bana hep. Bunun ‘etkinliği’ artıracağına, yazdıklarını okuyunca şüphem kalmadı. Emin Akçaoğlu



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer