Skip to content

Serter, Önder, Mazlum-Der: Anlatılan Seks İşçilerinin Hikayesidir

Barkın Karslı

Geçtiğimiz hafta Türkiye ilginç bir tartışmaya sahne oldu. Bir TV dizisindeki fahişe karakterine CHP milletvekili Nur Serter’in adının verildiği iddia edildi. Daha sonra iddianın doğru olmadığı ortaya çıktı. Ne ki, yalanlanan bu iddia çoğumuzun bilinçaltındaki karanlık kimi dehlizlere giden yolları da açık etti. Örneğin milletvekili Sırrı Süreyya Önder ¨Seks işçiliğiyle geçinen bir karaktere, muhalif milletvekili adını vermeye, zevzekliktir demek hafif kalacak. Bu cüreti nereden buluyorlar? Serter’in sahip olduğu ideolojik zihniyet, bir sanat eserinde eleştirilebilir ama adını vermek, sizin zihinsel kodlarınızı ele verir.¨ dedi. Yani, seks işçisi karakterine, bir ¨muhalif milletvekili¨nin adı verilmemeliydi Önder’e göre.

AKP’li vekillerin verdiği tepki de Önder’inkinden farklı değildi. Mazlum-Der de ihtiyatlı destek korosuna katılmakta ve Serter’e yapıldığı savlananın bir aşağılama olduğunu vurgulamakta beis görmedi.  Kuşkusuz, Serter’in adı dizide bir kahramana, bir öğretmene, bir doktora verilse tepkiler bu şekilde gelişmeyecekti; çok geniş bir koalisyon ‘fahişeliğin’ aşağılayıcı, hakaretamiz bir ifade olduğunda hemfikirdi.

Anamalcı (kapitalist) Düzende Diğer Meslekler Seks İşçiliğinden Farksızdır

Oysa seks işçiliği (fahişelik) de, angaryası birçok iş koluna göre çok daha ağır olmakla birlikte, devletin resmî olarak tanıdığı bir iş kolu. TDK’ye göre ‘işçi’ ¨Başkasının yararına bedenini, kafa gücünü veya el becerisini kullanarak ücretle çalışan kimse¨dir. ‘Seks işçiliği’ de, devletin yasal olarak ‘genel kadın’ adıyla tanıdığı bir statü: ¨Başkalarının cinsi zevkini menfaat karşılığı tatmin etmeyi sanat edinen ve bunun için değişik erkeklerle münasebette bulunan kadınlara (Genel kadın) denilir.¨

Madende çalışan kömür işçisi insanların ısınma gereksinimi için kol gücünü kiralar; hastanede  çalışan doktor, insanların sağlık gereksinimlerini gidermek için beynini kiralar, öğretmen öğrencilerin bilgi ve öğrenim eksikliğini gidermek için kol ve beyin emeğini kiralar, seks işçisi de başkalarının ¨cinsi zevkini tatmin¨ edebilmek için bedenini kiralar. Ve anamalcı işleyişte emek üzerinden tanımlanan her işkolu gibi, seks işçiliği de bir sömürü aracıdır, utanma ya da aşağılama vesilesi değil. Çünkü anamalcı işleyişte emek, mal, toprak,… metadır ve pazarlanır. Bu işleyiş içindeki hiç kimse emek satıcılığından (fahişelikten) veya emek pazarlayıcılığından (pezevenklikten) bağışık değildir.

Türkiye’de Seks İşçileri Toplumun Ezilen Kesimlerinden Gelmektedir

Dünyada 4 milyon 1, Türkiye’de yüz bin seks işçisinin bulunduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’deki seks işçilerinin yalnızca %3’ü genelevlerde çalışmaktadır. Bu oran her geçen yıl azalmaktadır, örneğin 2001’den bu yana İstanbul’da genelevlere yeni seks işçisi kaydı kabul edilmemektedir. Böylelikle bu kadınların geçim zorluklarına çözüm getirmek bir yana, onların kayıtdışı ve korunmasız çalışması için devlet tarafından davetiye çıkartılmış olmaktadır.

Genelevlerde çalışmayanlar görece daha fazla kazanmalarına karşın devlet erki ve müşteriler karşısında daha risk altında bir yaşam sürdürmektedir. 2009’da Ankara’da genelevde çalışan 138 kadınla yapılan bir araştırmaya göre, genelevde çalışan kadınların %63’ü ilkokul mezunudur ya da hiç okula gitmemiştir 2, % 44’ü dargelirli, %41’i ortagelirli ailelerden gelmektedir 3. %65.9’u daha önce en az bir kez intihar girişiminde bulunmuştur 4, %83.3’ü daha önce en az bir kez kürtaj yaptırmıştır 5.

Türkiye’de Seks İşçileri Devlet, Sermayedarlar Tarafından Sömürülmektedir

Aşağıdaki paragraf 2008 yılında Ankara’da çalışan bir seks işçisi ile yapılan söyleşiden alınmıştır:

“Biz günlük 130 YTL oda kirası vererek çalışıyoruz. Bir günde bazen 30 kişi bazen 50 kişi alıyoruz. Vizite 30 YTL ancak biz 15 ya da 20 YTL’ye de kabul ediyoruz. Günde 10 bin kişi giriyor içeriye ve özellikle hafta sonları sayı daha da artıyor. 450 kadın çalışıyorduk ancak şimdi 160 kişi kaldık. Yıkım olacağını öğrenen herkes yavaş yavaş başka illere gitti.”

Aşağıdaki paragraf Aslı Zengin’in 2007’de tamamladığı ¨Sexual Margins: A Study On An Ethnography Of “The State” and Women Sex Workers in Istanbul¨ (Boğaziçi Üniversitesi, Sosyoloji) başlıklı yüksek lisans tezinde bir seks işçisi ile yapılan görüşmeden alınmıştır: 6

“Benim, dedim, ayda bir iznim olsun, veya haftada bir iznim olsun. E ben taş değilim ki! Her gün saat dokuzda git, gece onikiye kadar çalış. Taş bile yorulur ya, taş bile kırılıyor, paslanıyor. Oturmak yok! Sabah saat dokuzdan, ondan gece onikiye kadar ayaktasın. Ayaklarım böyle şişiyor, davul gibi, iki metre. Işveren oturtmuyor ki seni, yasak! Ya diyorum ya, orada köle gibi!… adet oluyordum, adetli bile çalıştırıyorlar yaa!! Hiç olmazsa adet günlerinde izinli yap, dedim devlete. Adet günü kanlar paçalarımdan, bacaklarımdan akıyor, öyle çalıştırıyorlar. Işte gel de “devletim” de! Adetli çalıştırıyorlar yaa!!..neden? para kazanıyorlar çünkü. Aç orada; yarı aç, yarı tok çalışıyorsun.” (s. 79)

Kolluk güçleri de sık sık seks işçilerinin sömürülmesi ile birlikte anılmıştır. Kayıtdışı seks işçilerinin çalışmalarına göz yumma karşılığı rüşvet almak 7, veya kayıtdışı seks işçilerinden ücretsiz hizmet sağlamak 8 kolluk güçlerinde rastlanagelen olgulardır. Eklemek gerekir ki, kayıtdışı fuhuşla iştigal eden seks işçilerini ‘bilinen bayan’ yaftası ile yakalayan İstanbul polisleri, aşağıdaki görselde de görülebileceği üzere Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ödüllendirme mekanizmasından yararlanmaktadır.

Ayrıca 2005 yılında yürürlüğe giren ‘Kabahatler Kanunu’ ile polis herhangi bir yerde seks işçiliği yaptığını savladığı kişilere – seks işçisi olsun, olmasın – 100TL’den az olmamak üzere cezalar kesebilmektedir. Söz konusu ceza yıllardır seks işçilerinin devlet tarafından sömürülmesinin farklı bir aracına dönüştürülmüştür.


Serter, Önder, Mazlum-Der: Anlatılan Sizin Hikayenizdir

Seks işçiliği elbette bu yazıda ele alındığından daha geniş kapsamlı olgularla da ilgilidir; bu nedenle bu yazıda seks işçiliğinin olması ya da olmaması gereken değil, var olan bir işkolu olmasından yola çıkılmış, olan anlatılmıştır. İleride bir gün hizmetlerin ve malların metalaşmaya aracılık etmeyeceği bir dünya kurulursa seks işçiliği de belki kaybolacaktır. Fakat bu durum, bugün seks işçilerinin zor durumlarının/mesleklerinin bir aşağılama ögesi olarak kullanılmasını meşru göstermek için kullanılmamalıdır.

Ey seks işçiliğini bir yafta / zul kabul eden değerli vekiller… Ey fahişeliği aşağılamayla eş tutan sevgili insan hakları örgütü Mazlum-Der… Siz ki ezilenlerle ve ezilenlerden yana olmakla mükellefsiniz… Ayşe Tükrükçü ve Saliha Ermez’in yıllardır dile getirdiklerini duyacak kulaklarınız da var, akıl fikir yoksunu değilsiniz… Toplumun çokça baskıya, sömürüye ve şiddete maruz bırakılan bu kesiminin haklarını savunup onlarla empati kuramayacaksanız, hangi insan hakları için, ne zaman, nasıl mücadele edeceksiniz? Subcommandante Marcos’un ‘eşcinsel olmak’la suçlandığı(!) zaman verdiği yanıtı daha önce duymamış mıydınız yoksa:

“marcos san fransisco’da bir gay, güney afrika’da bir siyah, avrupa’da bir asyalı, san ysidro’da bir chicano, ispanya’da bir anarşist, israil’de bir filistinli, san cristobal sokaklarında bir maya yerlisi, almanya’da bir yahudi, polonya’da bir çingene, quebec’te bir mohawk, bosna’da bir savaş karşıtı, gece 10’da metroda yalnız bir kadın, topraksız bir çiftçi, varoşta bir çete üyesi, işsiz bir işçi, mutsuz bir öğrenci ve tabii ki dağdaki bir zapatistadır.

marcos itilmeye, bastırılmaya, dışlanmaya direnen ve “yeter” diyen tüm azınlıklardır. artık konuşmaya başlayan, o yüzden şimdi tüm çoğunlukların susması ve dinlemesi gereken azınlıklardır. konuşma fırsatı arayıp da hoşgörü gösterilmeyen tüm topluluklardır. gücü üreten her şeyi ve güç sahibi herkesin bilincini rahatsız edendir. işte marcos budur.”

  1. Aysun Balseven Odabaşı (2009) ¨Ankara İli Genelevlerinde Çalışan Kadınların Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkları, Mesleksel Riskleri, Uğradıkları Şiddet ve İstismar Bağlamında Bir Araştırma¨, Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Disiplinlerarası Adli Tıp anabilim Dalı, Doktora Tezi, s. 63.
  2. Odabaşı, a.g.e., s. 36.
  3. Odabaşı, a.g.e., s. 37.
  4. Odabaşı, a.g.e., s. 50
  5. Odabaşı, a.g.e., s. 51.
  6. Aslı Zengin’in konuyla ilgili 2011 yılının Aralık ayında yayımladığı kitap İktidarın Mahremiyeti – İstanbul’da Hayat Kadınları, Seks İşçiliği ve Şiddet Türkiye’deki seks işçileri üzerine ender oylumlu araştırmalardan biridir.
  7. Zengin, a.g.e, ss. 94 – 95
  8. Zengin, a.g.e., s. 95.

Kategori: Gelir Dağılımı, Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 2

  1. Yazari tebrik ederim.Her insanin sizin gibi biri oldugunu unutmayin.

  2. Sayın Karslı, bu yanıtı yazmadan önce telefonunuza ulaşmayı, sonra e-mail adresinizi bulmayı denedim. mümkün olsaydı telefonla görüşerek düşüncelerimizi aktaracaktım. her iki yolla da ulaşamadığım için yorum yazmayı tercih ettim. öncelikle Nur Serter kendisiyle 28 şubat vesilesiyle ciddi husumetlerimizin olduğu bir isimdir. ancak bizce, muhtemelen reyting nedeniyle yapımcı firma tarafından “hata” kelimesinin arkasına saklanarak genel toplum bakışı çerçevesinde kendilerince bir “aşağılama” yolu ile gündeme gelmeye çalışılmıştır. yaptığımız basın açıklamasında sizin yazınızda bahsettiğiniz çekinceye sahip olduğum ve “fahişe”liği bir nefret objesi olarak göstermemek için “aşağılama” kelimesini tırnak içerisinde yazdım. bunun nedeni Mazlumder’in bir değerlendirmesi değil, genel olarak toplumda kullanılan yargıyı ifade etmek içindi. ancak kısa bir metinde takdir ederseniz ki uzun uzadıya meselenin nasıl değerlendirilmesi gerektiği gibi bir konuya giremedik.
    bu vesileyle ifade etmek isterim ki, toplumda “Fahişe” olarak isimlendirilen sizin seks işçisi dediğiniz, hayat kadını veya başkaca ifadelerde kullanılan insanlar için Mazlumder bir nefret dili inşa etmez. bu “işi” yapmak zorunda bırakılan kadınları aşağılamaz. Mazlumder bu kadınları bir obje, bir eşya, bir “mal” olarak değerlendiren gören sistem ve zihniyeti aşağılar. bu kadınların mecburiyetlerinden kendine zevk çıkarma alçaklığına düşen erkekleri aşağılar.
    duruşumuzu kısaca bu şekilde ifade edebilirim. bununla birlikte sizin ifade ettiğiniz gibi “seks işçiliği” kavramına da karşı çıkarız. bu kadınlar bu “işkolu” nu kendileri seçmediler. kimisi kaçırıldı, kimisi çete-mafya eliyle mecbur bırakıldı, kimisi bakmakla yükümlü oldukları insanlar adına kendilerini feda ettiler. hangi hikayeye bakarsanız bakın altından bir dram çıkar. devlet sistem olarak anamal’cılıktan kurtulmadığı sürece bu sorun çözülemez. ama devlet sistem olarak düzeltilse bile insanlar başkalrının zaaflarından, mecburiyetlerinden zevk üretme hastalığından kurtulmalılar. mesele uzun kısaca böyle.
    selamlar.

    üstün bol
    mazlumder genel sekreteri



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer