Skip to content

Karşılaşmalar – Stepan ve Martin

Seven Ağır

Kimi zaman roman kahramanlarının öteki bir dünyada sohbet ettiklerini hayal ediyorum. Örneğin Iris Murdoch’un Kesik Bir Baş romanının baş kahramanı Martin, Tolstoy’un Anna Karenina’sından Stepan Oblonski’ye oturmaya gelmiş, votka içip sohbet ediyorlar. Martin’in ağlamaktan gözleri kızarmış, hala karısının onu nasıl aldattığını anlamıyor. Stepan ise endişeli, kardeşinin akıbetini düşünüyor.

Stepan  ve Martin birbirine birbirine çok benzeyen iki adam. Fakat  Martin’in hikayesi 19. yüzyıl Rusya’sında değil, 20. yüzyıl İngiltere’sinde geçiyor ve Stepan’ın yaratıcısı dini bütün bir adam iken, Martin’i resmeden dinsiz  bir kadın. Hal böyle olunca benzerlikler kadar farklılıklar da ilgi çekiyor bu iki ‘aile adamı’ arasında.

Anna Karenina’nın ilk bölümü, Prens Stepan Oblonski’nin evinde başlar. Karısını çocuklarının mürebbiyesi ile aldatmış ve yakalanmış olan Stepan yaramaz  bir oğlan çocuğunun iyi kalpliliğine ve rahatlığına sahiptir. Çocuklarının annesi Dolly’i üzdüğü için üzgündür ama üzüntüsü hafif ve uçucudur. Başına açtığı dertten muzdarip, siyasi konularda benimsediği fırsatçı ve belirsiz tavırla benzeşen şekilde rahatına düşkün, başını gazetesinden kaldırmaya üşenen bir aristokrattır Oblonski. Toplumsal baskıların ağır endişesi yoktur onda, ne de birkaç dakikadan daha uzun sürecek bir utanç duygusu.

Oblonski’nin kızkardeşi Anna Karenina evlidir ve bir başka adama aşık olur.  Aşığı Vronski ile ilişkisinin daha en başlarında suçlulukla boğuşur, çocuğunu alıp Karenin’den ayrılma gücüne sahip değildir. Vronski ile aşkını kendi kabul edebileceği bir toplumsal çerçevede düşünmeye ise  ne hayal gücü yeter, ne de Rusya toplumunun o zamanki koşulları. Stepan’nın karısı iyi kalpli Dolly romanın sonlarına doğru iflah olmaz kocasını sevdiğinden emin değildir ve Anna’nın kocasını aldatmasına dâhi anlayışla bakabilmektedir. Fakat Dolly her şeyden önce bir annedir ve Tolstoy Anna’nın hikayesinden Dolly’nin ne ders çıkarması gerektiğini bize ustalıkla gösterir: Hiçbir aşk kadının çocuklarını terk etmesini mazur gösteremez. Ve Anna intihar eder.

Murdoch’un romanının başkahramanı ise şarap tüccarı Martin Lynch-Gibbon’dır. Martin’in hali vakti yerinde Antonia ile mutlu bir evliliği ve Georgie isimli genç bir metresi vardır. Antonia ile Martin’in çocukları yoktur ama Antonia hem yaşı, hem tavrı ile analık müessesesinin vücuda gelmiş halidir. Gösterişli, buyurgan, sevecen ve anaçtır. Güzel Georgie ise kırılgan, edilgen, ve cazibeli. İki kadının toplamında kendi deyişiyle her istediğini bulan Martin kimi zaman suçluluk duygusuna kapılsa da, Stepan gibi masumiyetinden emin ve çocuk ruhluluğu ile arsız ve talepkardır.

Murdoch’un romanında ne aile kutsaldır, ne de kadınlar Anna kadar çaresiz. Gene de hem Georgie’nin, hem Antonia’nın kafası karışıktır. Tüm Murdoch romanlarında olduğu gibi ahlaki ikilemlerin yarattığı trajedi acıklı olmaktan ziyade komiktir. Antonia umulmadık bir biçimde terapisti Palmer’a aşık olduğunu söylediğinde Martin Georgie’ye aşık olmadığını anlar fakat Antonia’yı  geri kazanamaz. Bu arada  Palmer’ın karanlık üvey kızkardeşi Honor ortaya çıkar ve sebebi bilinmez erkeksi cazibesiyle Martin’in dünyasını hepten alt üst eder. Romanın sonuna kadar Martin hep bir adım geriden gelir ve Antonia nihayet ona geri döndüğünde dahi kimi sevdiğinden emin olamaz. ‘Uygarlığın bedeli nevroz’ ise Freud’un dediği gibi, özgürlüğün bedeli kafa karışıklığıdır. Ve Murdoch’un tüm karakterlerine sirayet etmiş gözükür bu inaçsız affallamalar.

Tolstoy mutlu aileleri mutsuz ailelerden ayırmanın derdindeyken, Murdoch ahlaki ikilemlerin mutluluk ya da mutsuzlukla ilgisi olmadığını söyler. Tolstoy’un trajedisinde Stepan masumiyetini Dolly sayesinde ve Anna’ya rağmen korurken, Murdoch’un komedyasında herkes acizlikten ve yanılgıdan payına düşeni alır. En nihayetinde Murdoch’a göre insanları sevmek ve iyi olmak kusursuz bir şekilde deneyimlenemez, Tolstoy’a göre ise iyilik ve sevgi kutsal bir görevdir ve ancak toplumsal kurumların meşru sınırları çerçevesinde belirlenir. Suçluluk hissine eşlik eden utancın şiddetini ise toplumun hakim aile anlayışı ve bu anlayış içinde kadın ve erkeğe yüklenen ideal roller belirler.

 

Kategori: Dünya, Edebiyat.

Etiketler: , , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 0



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer