Skip to content

Türk’ün Sümer’le imtihanı

HammurabiHammurabi

Efendim, ben önceki hayatlarımdan birinde Sümer’de dünyaya gelmiştim, varsıl bir tüccar olarak, Nippur kentinde. Kentsoylu bir kökenim var yani. İnanır mısınız bilmem ama ‘burjuva’nın önde gideniydim, 5000 küsur sene önce. Sizin ülkede hakiki sosyalizmin hakiki koşulları oluşsun diye, MS 2000’li yıllarda, hâlâ burjuva devrimini tamamlamak gerektiğini savunan solcu ve fakat liberal olan, aynı zamanda muhafazakâr konjonktüre destek vermek gerektiğini söyleyen arkadaşlar bulunduğunu müşahede ediyorum ki tanrılar akıl fikir versin hepsine.

Din’i biz icat etmiştik fakat bizim Sümer’de reenkarnasyon inancı yoktu, saçma bulurduk bu fikri. Neden sonra Akadlar, Babilliler bizim uygarlığın kuruluş felsefesinin köküne kibrit suyu döktüler de anladık, reenkarnasyon var. Bu arada, ben Hammurabi. Sizler beni hep Babil kralı olarak bildiniz, ama ben önceki hayatımda haiz olduğum Sümerli tüccar kökenimi asla inkâr etmem, gururla anarım.

Biz Sümerler siz Türkleri özellikle 20. yüzyılda çok meşgul ettik. Biliyorsunuz işte, Güneş Dil Teorisi… “Sümerce aslında Türkçedir”… “Sümerler aslında Türk’tü” ve saire… Bunlar vaktiyle açıkça konuşulmuş şeyler. Bir de, açıkça konuşulmamış şeyler var, bu yenilerde. Şöyle ki, 21. yüzyılda da siz Türkleri biz Sümerler çok meşgul etmeye devam ediyoruz, fakat bu sefer bizim adımız hiç anılmaksızın…

Hani Başbakanınız var sizin bir tane. Bazı malların üzerindeki ‘özel tüketim vergisini’ (ÖTV’yi) artırıp demiş ki, “Alkolü az tüketirsin olur biter”. Geçen sene de demişti ki “Niye alkol içiyorsunuz? Alkol ne’den yapılıyor, üzümden, o takdirde üzüm yesenize”.

Üzüm yeme tavsiyesi üzerine, kimisi kızmıştı, kimisi sövmüştü, kimisi ti’ye alarak Başbakan’ın şerefine kadeh kaldırmıştı evde, kırda, Sakarya’da, Nevizade’de, Asmalı Mescit’te, Kordon’da… Aksırma-tıksırma meselesine ise kısaca değineyim. Bazı insanların küçük dili alkole hassastır. Tek bir kadehten sonra bile defalarca aksırabilir hatta tıksırabilirler. Fennî açıklaması var yani.

İmdi efendim, sizin Başbakan hakikaten enteresan adam. Daha önce de, hiç kitap okumadığını ama Başbakanlık görevlilerinin önemli kitapların özetini çıkarıp kendisine brifing verdiklerini alenen beyan etmişti. Bunun iyi bir yöntem olmadığını ileri sürsem, benim gibi ilk ‘yazılı kanunlar’ı insanlığa hediye etmiş birisi bile kendisini apansız Silivri’de bulabilir belki de. O yüzden, ileri sürmüyorum, geri gidiyorum. Sayın Başbakan, olaylar Sümer’de geçiyor, yazının özeti bu… Yazıyı da biz icat etmiştik, toplanan vergileri kayıt altında tutabilmek için. Dolayısıyla, tereciye tere satmayalım rica ederim.

Efendim, alkolü de biz icat etmiştik Sümer’de arkadaşlarla. Sümerologlar, alkolü Sümerli kadınların icat ettiğini söyleyeceklerdir, inanmayın. Nasıl pozitif ayrımcılık yapacaklarını iyice şaşırdılar artık. Doğrusunu anlatacağım ben şimdi.

Efendim, bizim Laharas piknik yaptığımız güzel bir yaz günü (MÖ 16 Agustus 3272, ki takvimi de biz icat etmiştik), ekmeği Fırat’ın kıyısında unutmuş. Birkaç gün sonra, yine bir piknik partisi için aynı sayfiyeye gittiğimizde fark ettik ki yanımıza ekmek almamışız. Fakat o da ne? Birkaç gün önceki piknikte unuttuğumuz ekmek nehrin içinde koca bir taşa takılmış öylece duruyor. Islak olsun, ekmek ekmektir diyerek başladık katık etmeye mis gibi koyun peynirine. Arkadaş, o da ne? Islak ekmeğe yüklendikçe, hepimiz kendimizden geçiyoruz, kendimizi kaybediyor her şeye gülüyoruz. Aşnan’a, ki tahıl tanrıçamızdı rahmetli, gün yüzü görmemiş küfürler savuruyoruz muhabbetle. Velhasıl, alkolü böyle icat ettik biz; ekmeği su’da unutarak…

Git bak köşedeki Migros’a, buğday birası satıyor cingözler. Arkadaş, insan üzerine bir yazar, ‘Made in Sumer’ diye.

Yani sizin Başbakan’ın derdi aslında bizimle, Sümer’le. Zira biz icat ettik alkollü meşrubatı. Türlü çeşitli bira vardı bizde; buğday, arpa, yulaf ve saire derken. Başbakanınıza sormak lazım: Bira içmeyip de arpa mı yesin vatandaş?

Velhasıl, bir Şey’in icat edilmesinin üzerinden 5000 sene geçtiyse ve o Şey hâlâ varsa, beyhude yorma kendini a be Başbakan.

Ve fakat Başbakanınız ve partisi böyle de, ona muhalefet edenler pek mi farklı? Değil ayol.

‘Ayol’ Sümercedir. Antropologlarınız, arkeologlarınız, tarihçileriniz, etimoloji uzmanlarınız bunu bilmezler. Bizim kadınlar yemek pişirmek için ateş yakarken “Hayol! Hayol!” deyu üflerlerdi çömleğin dibine doğru, oradan gelir. Ateş harlansın için.

Neyse efendim, dediğim gibi, Din’i de biz icat etmiştik. Bizim ruhban sınıfı, halkı teskin etsin, uyuştursun, insanlar ıstırap dolu hayatlarını olduğu gibi kabullenebilsinler diye icat ettiler Din’i. Çok çalış, itaat et ki öbür dünyan güzel olsun. Bir sürü köle, çalış babam çalış. Ruhban’la koalisyon kuran biz ‘burjuvalar’ ise çok cingözdük, söylemesi ayıp. İşte piknik partileri, eyes wide shut ve saire…

Alkolü icat eden uygarlığın akabinde Din’i de icat etmesi tarihsel bir zorunluluktu. Bunu böylece kaydedin, çünkü daha önce söylenmemiştir. 5000 küsur senedir ikisi de sürüp gidiyor evrile evrile, çeşitlene çeşitlene. Esasen bir fark yok aralarında.

Sizin Batıcı modernistler fakat büsbütün yanlış anladılar meseleyi. Alkol özgürlükmüş, kişisel tercihmiş; hâlbuki Din çoğunlukla uydurmaymış, özgürlükleri kısıtlarmış… Arkadaş, ikisini de biz uydurduk yahu. İkisi de 5000 senelik hadise. Biri özgürlükse, öbürü de özgürlük olabilir ancak.

Siz fonunu dipleyin, kendinizden geçin; ama ötekiler Din’le aralarına mesafe koysunlar, ikna odaları ve saire. Vay efendim, kadınların başını örtmesi aslında erkeklerin kadınların özgürlüğünü kısıtlamasından başka bir şey değilmiş; yok efendim, örttürenler de örtünenler de bidon kafalıymış, fanzin…

Peki ya alkolün modernlikle, muasır medeniyetle ne alakası var? Başbakan’a ve partisine ne diye kızıyorsunuz ki a be civanmertler? Mesele sizin gibi olmayanları kısıtlayarak kendinize benzetmekse, esasen aynı kafadasınız. Senelerce yaptığınız şeyi, şimdi de ‘bidon kafalılar’ yapıyor. Bu vaveyla niye?

Geçenlerde davudi sesli bir tiyatrocunuz da sizin hükümeti yerli yerinde, güzelce eleştirirken, Goethe’den bir alıntı yapıverdi apansız: “Dünyanın en tehlikeli hâli, cehaletin örgütlü eyleme geçme hâlidir”. Vow! Sayın Goethe kusura bakmasın ama bu çok saçma. Bu sözü söyleyen, tekrarlayan, alkışlayan kişi esasen kendisinin cahil olmadığını söylemiş oluyor, başka bir şey değil. Aferin, siz çok bilgili, görgülü, seçkin, çağdaş kişilersiniz. Ama şu ‘cahiller’ o kadar ‘cahiller’ ki hem örgütlenmeyi, hem eyleme geçmeyi, hem de sizin bilgili, görgülü, seçkin, çağdaş dünyalarınızı tehdit etmeyi aynı anda başarabiliyorlar! Mesnetsizce üstten bakan bu kafayla 2023’e değil, 2123’e kadar Başbakan’a ve türevlerine katlanmak zorunda kalacaksınız, bu çok açık.

Diyeceğim o ki, Başbakan’ın üzüm yeme tavsiyesi ne kadar saçma ise; sizin inceden inceye Din’i hor görmeniz, başörtüsünün kadının özgürlüğünü kısıtladığını ileri sürmeniz, halkı cahil bellemeniz de o kadar saçma. Neyi sorguladığınızı sanıyorsunuz Aşnan aşkına? Üç-beş modern kadeh içtiğinizde kaç milyon tane homo sapiens beyin hücreniz geri dönüşümü olmayacak biçimde yok oluyor ve doğru dürüst düşünebilme özgürlüğünüzü kendi kendinize kısıtlıyorsunuz, onu sorgulayın siz önce. Karaciğer yine iyi, çok hızlı yenileyebiliyor kendini. Ama o da sinsi. Pek sinyal vermiyor. Bir de bakmışsınız ki gül gibi karaciğeriniz dâhili bedhahınız olmuş. Bunlar fennî vakıalar, kuzum.

Sormak lazım Batıcı modernistlere: Din’e sarılmayıp da ne yapsın bu halk? Kendisini aslında hiç umursamayan sizin gibi tuzu kurulara mı kansın? İstediğiniz kadar gizlemeye çalışın; halkı, tercihlerini, yaşam biçimini aşağı görüyorsunuz işte. Halkın tercihlerini ve yaşam biçimini kendi tercihlerinize ve yaşam biçiminize tehdit olarak algılıyorsunuz, çünkü seçkin olduğunuzu düşünüyorsunuz. Halkı gerçekten umursayabilmek için halka tepeden bakmaktan vazgeçmek zorundasınız. Bunu beceremeyecekseniz, halk da sizi umursamayacak. Ondan sonra, vay efendim bizim parti niye yüzde 26’yı geçemiyor, kömür, patates ve saire… İsviçre’den halk ithal etmek lazım, sizin mesnetsiz zihniyetinizin iktidara gelebilmesi için.

Sizin bir de dâhi rütbesinde Fazıl Say’ınız var. Olacak şey değil ya, sizin parti dokuz senedir iktidarda olsaydı, halk kültürel bakımdan aynı yerde olacaktı, ama Fazıl Say bir kez olsun bu konuda ağzını açmayacaktı. Bu dâhi’nin malum ‘kültürel’ çıkışlarına binaen, Türkiyelileri ikiye ayırmak mümkündür galiba: Yavşak halk ve kültürlü vatandaş.

Yavşak halkın Din’ci temsilcileri! Kültürlü vatandaşın Alkol’cü kanaat önderleri! Rica ederim biz Sümerlerin yaşanmışlıklarına biraz saygı gösterin.

Oturup işinize bakın.

21. yüzyıl yahu.

Hayol, hayol,

Hammurabi, MÖ 1750

Kategori: Dünya, Genel, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 0



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer