Skip to content

Tutuklular, Mahkumlar, Tutsaklar… Sizi Duymuyoruz; Bizi Duyuyor musunuz?

 

Barkın Karslı

Hak ihlaline uğradıklarında çıkıp gösteri yapamıyorlar, çünkü elleri kolları bağlı. Çoğu çok yoksul, eğitimsiz veya örgütsüz olduğu için; örgütlü veya eğitimli olanlar ise siyasi (iktidar karşıtı) görüşlerinden ötürü hapisteler. Adalet Bakanlığı verilerine göre 2011 yılı Nisan sonu itibarı ile 124.074 kişi tutuklu veya hükümlü olarak cezaevlerinde tutuluyor. Bu yazıda AKP’nin iktidara geldiği 2002 ve sonrası süreçte Türkiye’deki cezaevlerinde kalan hükümlü ve tutuklu statüsündeki insanların eğitim, yaş ve tutukluluk gibi olgularla ilintili olarak ülkede her alanda sürmekte olan ayrımcılığın nasıl bir parçası hâline getirildiği – çoğu devlet kurumlarından sağlanan verilerle – açımlanacaktır.

Aşağıdaki grafikte Türkiye’de 2001 – 201o sürecinde nüfus artışı ile tutuklu ve mahkum artış seyri yer almaktadır:


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Grafikte görülebileceği üzere, tutuklu ve hükümlü sayısı 2005’ten itibaren olağanüstü artış göstermiştir. 2007-2008 ve  2008-2009 sürecinde Avrupa Konseyi’ne üye ülkeler arasında en fazla tutuklu ve hükümlü artışı Türkiye’de yaşanmıştır. Bir başka deyişle, Türkiye’nin nüfusu AKP’nin iktidara gelmesinin ardından 2002 – 2010 sürecinde %10,6 artış gösterirken, Türkiye cezaevlerinin nüfusu aynı süreçte %101 oranında (oransal olarak nüfus artışının on katı) artış göstermiştir. Grafikte 2005 yılında görülen göreli cezaevi nüfusu azalması Türkiye’nin 2004 yılının Eylül ayında kabul ettiği yeni Ceza Kanunu‘ndan kaynaklanmaktadır.

Türkiye’de cezaevinde tutulan yurttaşlar eğitim olarak Türkiye ortalamasının oldukça gerisindedir:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hapisanede tutuklu veya hükümlü olarak bulunan doktoralı yurttaşların oranı, tutuklu veya hükümlü olmayan yurttaşlardan oran olarak 17 kat, yüksek lisans yapmış yurttaşların oranı 10 kat, üniversite mezunu yurttaşların oranı 2,56 kat daha düşüktür. Oranlar eğitim düzeyi azaldıkça tersine dönmektedir. Hapisanede tutuklu veya hükümlü olarak bulunan lise mezunlarının oranı %13,1 iken Türkiye ortalaması %17,2; hapisanedeki ilköğretim veya daha düşük düzeyde eğitimli yurttaşların oranı %75,06 iken, tutuklu veya hükümlü olmayan yurttaşlarda aynı oran %70,96’dır. Rakamlar görece iyi eğitim olanağına sahip yurttaşların tutuklu ve hükümlü olma riskinin, iyi eğitim olanağı olmayan yurttaşlara göre daha düşük olduğunu göstermektedir.

Türkiye’deki cezaevleri kapasitelerinin üzerinde doludur. Adalet Bakanlığı’nın cezaevi kapasitesine ilişkin yayımladığı 2009 verilerine göre cezaevlerinin doluluk oranı %110,4’tür. 2011 yılı Nisan ayı sonunda cezaevlerindeki tutuklu/hükümlü sayısı 116.340’tan 124.074’e çıkmıştır.  Belirtmek gerekir ki, Türkiye Avrupa Konseyi’ne üye ülkeler arasında cezaevi yatak sayısında Ukrayna’dan sonra ikinci büyük ülke konumundadır;  buna rağmen Türkiye’deki hapisaneler dolup taşmaktadır. 2010 yılının Aralık ayında yapılan bir açıklamaya göre, Adalet Bakanlığı 2014’te 142bin kapasiteye ulaşma amacıyla yeni cezaevleri inşa etmektedir.

Türkiye, 2011 yılında yayımlanan ve 2009 verilerinin esas alındığı bir rapora göre Avrupa Komisyonu üyesi ülkeler arasında 18 yaşın altında çocuk tutuklu ve hükümlü sayısında (2621 çocuk tutuklu ve hükümlü sayısı ile) Fransa’nın ardından ikinci, oran olarak ise altıncı sıradadır. 2011 yılı Nisan ayı itibarı ile Türkiye’de hapisanelerde tutulan 1808 çocuğun dörtte üçünün yargılanması sürmektedir; yani cezaevlerindeki çocukların dörtte üçü haklarında hüküm olmaksızın çocukluklarını cezaevinde tüketmektedir. Hapiste tutulan 14 yaşın altındaki çocuk sayısında ise Türkiye Avrupa birincisidir. Eklemek gerekir ki, Türkiye’de cezaevlerinde 80 yaş ve üzerinde de 69 kişi tutulmaktadır.

Türkiye tutuklu sayısında ve tutuklu oranında da Avrupa şampiyonudur. 2009 verilerinin esas alındığı 2011 tarihli Avrupa Konseyi raporu verilerine göre, Türkiye’de hapiste tutulan yurttaşların %34,7’sinin davaları henüz sürmektedir, sonuçlanmamıştır. Bu, Avrupa’daki en yüksek orandır.  Adalet Bakanlığı verilerine göre 2011 yılı Nisan ayı sonu itibarı ile söz konusu 0ran daha da artış göstererek %46’ya ulaşmıştır.

Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerde cezaevinde tutulan her bir insan için günlük yapılan harcama tutarı ortalaması 92Avro’dur. Bu tutar Türkiye’de ortalamanın 11 kat daha altında, 8,58 Avro’dur. Bu harcama ortalaması ile Türkiye Avrupa’da tutuklu/hükümlü başına en az harcama yapan 5. ülke konumundadır.  Türkiye Cumhuriyeti bu harcamaları biraz daha kısabilmeye hizmet eden İşyurtları Kurumu Daire Başkanlığı‘na (İKDB) sahiptir. Bu kuruluş, birçok yasal düzenleme ile birlikte, en son 2005’te yayımlanan 26036 sayılı Resmî Gazete’de belirtildiği üzere artık özel kuruluşlar ve kamu kuruluşlarında mahkumları çalıştırma düzenlemesi yapma yetkisine sahiptir. Sağdaki fotoğraf İKDB denetimindeki çok sayıda tesisten biri olan Kırşehir Açık Ceza İnfaz Kurumu İşyurdu Müdürlüğü Uygulamalı Sosyal Tesisi’ndendir. Veysel Eroğlu, 2010 yılında mahkumları ormanlarda ¨Red Kit’teki Daltonlar¨ gibi kullanmaya başladıklarını müjdelerken bu yasaya dayanmaktadır.

2010 yılı itibarı ile İKDB çalışan hükümlü ve tutuklulara  (sosyal sigorta primine ek olarak) çırak 5,75 TL, kalfa 6,00 TL, usta 6,25 TL  olmak üzere gündelik  ödemiştir. Günlük yapılan 8,58Avro harcama ile kıyaslandığında devletin çalıştırdığı mahkumlara verdiği gündelik, mahkumlar için yapılan ortalama harcamanın yarısından da azdır. Bu, ileride ucuz emek sömürüsü için kötüye kullanılması olası bir olgudur. Mahkumların özel ve kamu kuruluşlarında çalıştırılabilmesinin önünü açan yasa ve düşük gündelik ücretleri, mahkumların ucuz işgücü olarak kullanılma riskini ortaya çıkarmaktadır. İKDB 2010 faaliyet raporuna göre ¨İşyurtlarında aylık olarak, 2008 yılında 4.320, 2009 yılında 5.580, 2010 yılında 6.426  hükümlü ve tutuklu sigortalı sürekli olarak 14.012 hükümlü ve tutuklu değişik zamanlarda çalıştırılmıştır.¨ yani, ülkedeki mahkumların yaklaşık beşte biri İKDB tarafından – sendikasız olarak – çalıştırılmaktadır.

Cezaevlerinde Türkiye ortalamasının onlarca kat üzerinde intihar meydana gelmektedir. Türkiye’deki intiharlarla ilgili 2002-2008 yılları arası için TUİK verisi mevcuttur. Bu veriler ile İnsan Hakları Derneği’nin (İHD’nin) 2011’de açıkladığı cezaevi raporuna birlikte bakıldığında Türkiye’deki cezaevlerinde 2002-2008 sürecinde Türkiye ortalamasından tam 22,6 kat daha fazla intihar meydana geldiği görülmektedir. Benzer bir biçimde, aşağıdaki grafikte de görülebileceği üzere, 2005-2010 sürecinde cezaevlerinde hastalık nedeniyle ölümlerde büyük bir artış söz konusudur:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yukarıdaki grafiklere ek olarak daha vahim bir durum vardır. İHD’nin 2011 yılının Mart ayında açıkladığı rapora göre, Türkiye’deki cezaevlerinde tutulan 112’si ağır hasta 266 mahkum – canları devlet güvencesinde olması gerekirken – tedavi edilmeksizin, seslerini duyuramaksızın ölmeye yatmış, beklemektedir.

 

Kategori: Siyasal İktisat, Türkiye, Yoksulluk.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 2

  1. “2010 yılı itibarı ile İKDB çalışan hükümlü ve tutuklulara (sosyal sigorta primine ek olarak) çırak 5,75 TL, kalfa 6,00 TL, usta 6,25 TL olmak üzere gündelik ödemiştir. Günlük yapılan 8,58Avro harcama ile kıyaslandığında devletin çalıştırdığı mahkumlara verdiği gündelik, mahkumlar için yapılan ortalama harcamanın yarısından da azdır. Bu, ileride ucuz emek sömürüsü için kötüye kullanılması olası bir olgudur” yorumu hariç diğer bilgilerin yorumlanışına katılıyorum..Hapishanedeki vatandaşların, boş oturması insan olarak, yalnız hayvan gibi parmaklık altında tutulması hangi amaca hizmet edecek, çalıştırılmaları durumunda yüksek bedeller almaları iş sendikası hakları da, dışarıdakilerin dahi o kadar şansı olmadığından suçluluğu teşvik ve genel manada adaletsizlik olurdu diye düşünüyorum. Hapishanedeki insan ihtiyacıyla dışarıdaki bir değildir, kira,fatura, hiç birşeyleri yok, ekstra yiyecek,sigara,atölyeler için para veriyorlar yalnızca, ve zaten bu çalışmalar da suçun karşılığı, topluma zararın hizmet olarak geri dönüşü olarak verilmeli, aşırı değil de insan gibi çalıştırılırsa, bu ihtiyaçlarına göre ücret ödenmesi gayet makul düşüncesindeyim.

  2. Yani çalışma karşılığı verilen para artışı daha akla bile gelemeden, senelerce mahkemesi görülmeyen bekletilen davaların nihayetlendirilmesi, içerideki insanlarımızın topluma kazandırılması ve çalıştırılmaları hizmetinin kapalı cezaevlerine de yaygınlaştırılması, aslında derin psikolojik problemli bir sürü insanın cezası sırasında tedavi edilerek topluma kazandırılma amacı güdülmesi, ve özellikle kapalı cezaevlerindeki aile görüş şartlarının iyileştirilmesi ve ailelere de suçlu gibi davranılmaması çok daha elzem amaçlar olmalı. Aynı paragrafta yer bile almamamalı bence..



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer