Skip to content

Şeylerin Fiyatı 1 – Kırmızı Pabuçlar

Seven Ağır

Eğerçi köhne metayız revacımız yoktur

                                 Revaca da o kadar ihtiyacımız yoktur.

-Nabi

Sadece dans et.

-Lady GaGa

 

Geleneksel iktisat öğretisinin temel önermelerinden birisi insanların almak istedikleri şeylerin arz ve talep ile belirlenebilen bir fiyatı olduğudur. Modern iktisat teorisinde şeylerin fiyatı vardır ama değeri yoktur.  Kişilerin tek tek eşyaya atfettikleri değer (örneğin: “Bu kırmızı pabuçları giymek ve onlarla dansetmek istiyorum.” diyen birinin arzusu) iktisat teorisi açısından yalnızca kişinin satın alabilme gücünün toplam talebe (örneğin kırmızı pabuçların ne kadar revaçta olduğuna) etkisi ölçüsünde önemlidir. Eşyanın alıcısı için göreceği işlevin, yani kırmızı pabuçların ayakta parçalanana kadar dansedilmek için mi, yoksa bir kez giyilip çöpe atılmak için mi istendiğinin bir önemi yoktur. 

Aynı şekilde bir şeyin yokluğunun yaratması muhtemel fiziksel ya da zihinsel tahribatın doğurduğu korku, örneğin kırmızı pabuçları (ya da kanser ilacını) alamazsa yaşayamayacağını düşünen birinin korkusu, alım gücünden ve toplam talepten bağımsız bir değer ölçütü olarak görülmez.  Alım gücü dışında toplam talebin en önemli bileşeni bireylerin o şeyi kullanarak ya da satın alıp çöpe atarak sağlayacakları tatmindir. Bu tatminin aslında ölçülemiyor olması yüzünden (yani kimsenin kalkıp “Söyle bakalım kırmızı pabuçları alıp çöpe atınca ya da giyip dansedince ne kadar mutlu oldun?” ya da “Kırmızı pabuçların yokluğunda ne kadar harap oldun?” diye soramaması, sorsa bile verilecek cevabın doğru olduğuna inanmamız için bir neden olmaması yüzünden) insanların ödemeye razı olduğu fiyatın sağlamayı umdukları tatmini yansıttığı varsayılır.  Fakat, insanların sağlamayı umdukları tatmin ile sağladıkları tatmin çoğu zaman farklıdır.  Örneğin, kırmızı pabuçları alıp çok mutlu olacağını sanan biri, kırmızı pabuçları aldıktan sonra dansedemediğini görünce çalış-tüket doyuramadığı tatminsizliğinin çaresinin kırmızı pabuçlar değil de çıplak ayakla dansetmek olduğunu anlayabilir. Ya da anlamaz ve bir dahaki sefere mavi pabuçlar almaya koşar, çalışkan, tüketgen, tatminsiz.

İktisat teorisi piyasanın tam rekabetçi olmayan koşullarında ortaya çıkan fiyatın olması gerekenden, yani tam rekabetçi piyasada ortaya çıkacak olan fiyattan, yüksek ya da düşük olduğunu  göz ardı etmez ve hattâ bu gibi durumlarda ‘piyasaya müdahale’yi olumlar. Örneğin kırmızı boyaların üretimini elinde tutan bir ailenin kırmızı pabuç piyasasında tekelci fiyat belirlemesi karşısında rekabet kurulu ya da divân-ı hümayûn devreye girer (ya da kırmızı-pabuç-severler öyle olmasını umar, ama genellikle öyle olmaz) ve  kırmızı pabuççu ailesi boyalarını paylaşmak ya da fiyatlarını düşürmek zorunda kalır.  Ama gerçek hayatta asıl olan bu gibi durumlar, yani boyaların bazı ailelerin ellerinde toplanması, teorik kurguda istisna olarak kabul edilir. Daha da ilginci kişilerin bu istisnai durumlarda fiyatı yükseltmemek gibi ahlaki veya hukuki bir sorumluluğu olup olmayacağı bir piyasa-severe göre sorulmaması gereken bir sorudur.

Yani bir piyasa-severden şunu duyamazsınız: “Alçak adam, rakibi yok diye şu kırmızı pabuçların fiyatlarını yükseltti de yükseltti, buna bir dur demeli.”  Onun en fazla diyebileceği şudur: “Piyasa işlese, yani yeterli sayıda birbirleriyle rekabet eden pabuç satıcısı olsa, böyle olmaz.” Ama piyasa bir türlü o ders kitaplarındaki ideal piyasaya benzemez. Ütopyacı piyasa-severlerin ahlaki sorular sormamasının altında bilimi ahlak-ötesi bir alan olarak görme yanılgısı yanında sözde gerçekçi bir varsayım yatar: İnsanlar kendi çıkarları  doğrultusunda davranırlar, yani bireysel (ya da hadi ailesel diyelim) tatmin düzeylerini arttırmak amacıyla maddi gelirlerini yükseltme çabası onların doğasında vardır. Bu yüzden de şöyle düşünürler: Kişilerin şahsi menfaatlerine uygun olmayan davranışlarda bulunmasını istemek yerine onların menfaatleri doğrultusunda davrandıklarında ortaya çıkacak olumsuzlukları en aza indirecek ‘piyasalar’ inşa etmeliyiz. Tabii bir piyasa-sever “Piyasa inşa etmeliyiz.” demez, çünkü kendi kendini dengeleyen piyasanın doğal bir şey, dans gibi bir şey, olduğuna inanır. Tut ki derse, bunun hangi siyasi ve sosyal mücadeleler vasıtasıyla yapılacağını tartışmak zorunda kalır ve maazallah kendini liberteryen sanan bir anarşiste dönüşebilir.

Asıl çelişki de burada yatar: Bir piyasa-severin içinde bir yandan insan doğasının en temel özelliklerinden birinin  şahsi menfaatleri  kovalamak olduğuna inanan bir sözde gerçekçi, bir yandan da bu menfaat-severlerin piyasayı kendi hâline bırakacağını, yani halihazırda servet ve güç sahiplerinin kırmızı boyaları seve oynaya paylaşacağını, varsayan bir ütopyacı yatar.

Kategori: Dünya, Gelir Dağılımı, Genel, Siyasal İktisat, Yoksulluk.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 0



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer