Skip to content

‘Yeni Türkiye’ dedikleri ne olabilir mesela?

Emre Özçelik

Genelkurmay başkanının ve kuvvet komutanlarının istifalarından sonra, bir süredir revaçta olan ‘Yeni Türkiye’ söylemi iyice pekişti. Bugünlerde iktidara Pişekârlık eden medya bu ‘Yeni Türkiye’ ifadesini köpürtüyor da köpürtüyor: Nihayet askeri vesayet sona erdi, hoş geldin gerçek demokrasi!

Hâlbuki ülkede kan akmaya devam ediyor ve önümüzdeki dönemde Kürt sorununun hiç olmadığı kadar vahim sonuçlar doğurması olası…

‘Yeni Türkiye’ dedikleri ne olabilir mesela?

Olup biteni iyi-kötü bir ‘komplo teorisi’ çerçevesine oturtarak ‘iyi saatte olsunlar’ın, yani cinlerin ve perilerin neler planlıyor olabileceğine ilişkin birkaç şey söylemek niyetindeyim bu yazıda.

‘Komplo teorisi’ sevmeyenler okumayı bırakıp Pişekârların çocuksu zafer çığlıkları eşliğinde ülkeye ithal edilmekte olan ‘gerçek demokrasi’yi şak şak kutlayabilirler…

***

12 Eylül öncesinde sunturlu bir askeri darbenin koşullarının özenle yaratıldığını ve akabinde neo-liberalizmin ülkeye Kenan Evren ve Turgut Özal ikilisi tarafından dikta koşullarında ithal edildiğini biliyoruz. 12 Eylül öncesinde ülke düzeyinde akan kanın durdurulmasının bedeli, emekçi sınıfların elde ettikleri kazanımların ve buna koşut olarak sosyal devletin unsurlarının birer birer bertaraf edilmesiydi. Sağolsunlar (!) Evren-Özal ikilisi büyük sermayenin bu saldırısını büyük bir güven, özveri ve tecrübeyle zafere ulaştırdılar. Bugün artık, sosyal devlet yok denecek kadar az; emekçi kesimler ciddi bir örgütlülükten yoksunlar; sosyalizm ufukta görünmüyor…

Ama artık devasa bir Kürt sorunumuz var. Belirli ateşkes dönemleri dışında, 27 yıldır durmaksızın kan akıyor. Durmaksızın kan akmasını epeyce kanıksadığımızı dürüstçe itiraf edelim. Kan çoğumuzdan uzak yerlerde akıyor. Bizler de gencecik insanlar öldükçe üzülmüş gibi yaparak insanlık vazifemizi yerine getiriyoruz. Devletin ve Kürt tarafının bundan sonra ne yapacağını izlemeyi sürdürüyor; kâh o tarafı, kâh bu tarafı eleştiriyoruz.

Peki ya akan kan çoğumuza yakın bölgelere ulaşırsa? Şehirler de akan kandan ‘nasiplenmeye’ başlarsa?

***

Öyle görünüyor ki şimdiye kadar akan kan ne devlet ne de Kürt tarafı için yeterli oldu. Devlet mücadeleyi bundan sonra Özel Harekât desteği ile sürdüreceğini açıklayarak el yükseltti. Buna mukabil, Kürt tarafı da asıl önceliğini nihayet açıkça söyledi.

Kürtlerin önceliği ‘özerklik’ veya ‘bağımsızlık’ değildi. Kürtlerin önceliği Abdullah Öcalan’ın ve PKK kadrolarının aşamalı olarak affedilmesi idi… Öcalan için önce bir süre ‘ev hapsi’, sonra özgürlük… PKK kadroları için önce bir süre siyaset yasağı, sonra özgürlük… ‘Özerklik’, bu aflardan sonra…

Kürt sorununa – sorunun getirildiği nokta itibarıyla – soğukkanlılıkla bakabilen hemen herkesin uzunca bir süredir bildiği bir şeydi bu. Cengiz Çandar’ın hem devletten hem de Kürt tarafından pek çok yetkiliyle derinlemesine görüşmeler yaparak bu yakınlarda ortaya koyduğu son “Dağdan İniş” raporu da bu gerçeği teyit eden en güncel çalışma. Bu ‘af önceliğini’ devlet de çok iyi biliyordu. Bu yakınlarda Öcalan ve ardından DTK ‘af önceliğini’ alenen beyan ettiler. Devletin bildiğini, kamuoyunun bilmeyen kesimleri de öğrenmiş oldu.

Durumun özeti şu: Devlet Kürtlerin talep ettiği ‘özerkliği’ olduğu gibi kabul etse bile akan kan durmayacak, çünkü Öcalan’ın etrafında çok ciddi bir ‘lider kültü’ oluşmuş durumda; genç Kürtler çok rahatsız… Genç Türkler de çok rahatsız… Bu çok tehlikeli… Bunu her iki taraf da iyi biliyor. Ama devlet meseleye “özerkliği tanıdığımda akan kan durmayacaksa bunu niçin yapayım?” diye baktığı için ipe un seriyor; hatta Özel Harekât ile el yükseltiyor. İstifalardan sonra Ordu’nun üst kademesinin hükümetle çok daha uyumlu çalışacağı için terörle çok daha etkin mücadele edileceği de söyleniyor. Devlet, bir yandan, soruna savaşın dozunu artırma tehdidi ile yaklaşıyor. Öte yandan akan kanın durdurulabilmesi için öncelikle Öcalan’ın ve PKK’nın öyle ya da böyle affedilmesi gerektiğinin farkında.

PKK’nın tüm kadroları daha önce görülmemiş çapta bir operasyonla birkaç ay içinde yok edilse bile, yok edilenlerin yerlerini ivedilikle yeni ‘genç Kürtler’ alacak… Gençlerde artık bir ‘fedai ruhu’ oluştuğu söyleniyor.

Sorun şu: Seçimle iş başına gelen bir hükümetin Öcalan’a ve PKK’ya aşamalı bir af çıkarmayı kendiliğinden göze alması çok ama çok zor, neredeyse imkânsız… Böyle bir karara imza atacak bir hükümet, şehit ailelerini/akrabalarını teskin edemez; milliyetçileri dizginlemekte büyük güçlük çeker; ‘Beyaz Türkler’in bir kısmının koparacağı vaveylayı göğüsleyemez. Yani hiçbir hükümet böyle bir kararın siyasi sonuçlarına katlanamaz.

Bu durum devlet açısından gerçek bir çözümsüzlük hâlidir. Kürt sorunu bu noktaya getirilmiştir, maalesef.

Bildiğimiz gibi, böyle durumlarda “iyi saatte olsunlar”, yani cinler ve periler devreye girerler. Büyütülmesine kısmen katkıda bulundukları var olan sorunları kendileri çözmeye girişirler.12 Eylül öncesinde ve sırasında olduğu gibi…

***

‘Arap Baharı’ denen halk ayaklanmalarını, cinlerin ve perilerin kendi çıkarlarına hizmet edecek ‘liberal demokrasiler’ ve ‘serbest piyasalar’ kurmak için ustaca kullanacaklarını varsayarsam, itiraz eden olur mu bilmem. Cinler ve periler, Kuzey Afrika’da ve Orta Doğu’da aynı ticari dili konuşabilecekleri bir ‘yeni dünya’ inşa edecekler. Türkiye’nin de bu ‘yeni dünya’yla uyumlu, ‘gerçek’ ve ‘örnek’ bir demokrasi olabilmesi için hızla yenileşmesi gerekiyor. ‘Yeni Türkiye’nin anlamı bu…

‘Liberal demokrasi’ ve ‘serbest piyasa’, sürekli savaş olan yerlerde kök salamaz. Dolayısıyla, Kuzey Afrika’ya ve Orta Doğu’ya yakında barış gelecek. Barışın bedeli elbette her zamanki gibi sömürü olacak. Savaş uzunca bir süreliğine bitmiş olacak; büyük sermaye aslan payını alacak; irili ufaklı yeni sömürü ilişkileri kurulacak. Yani büyük sermaye bölgede vaktiyle kendisinin kurup beslediği dikta rejimlerinin yıkılmasından ve yerlerine ‘liberal demokrasiler’ ve ‘serbest piyasalar’ kurulmasından da istifade edecek.

Savaşın bitmesi, yani akan kanın durması her şeye değer diyorsanız, sömürü düzeninin devam etmesine razı olacaksınız. Kapitalist dünya sistemi böyle, maalesef… Bu kahpe düzeni kısa vadede değiştirebilmek için yapılabilecek ciddi bir şey varsa, buyurun söyleyin, beraber yapalım…

Aynı durum Türkiye için de geçerli…

‘Yeni Türkiye’, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da kurulmakta olan ‘yeni dünya’yı ucundan kıyısından çekip çeviren, belirli bakımlardan örnek teşkil eden bir ‘yarı-çevre’ ülke olacak. Cinlerin ve perilerin taşeronluğunu yapmak da diyebiliriz buna… Ama bunun için öncelikle Türkiye’ye barış gelmesi lazım, yani Türk-Kürt sorununda akan kanın durması şart.

Bunu kendi başımıza becerebilirsek, ne âlâ…

Beceremezsek, cinler ve periler bizim yerimize sorunu çözecekler. Yani önce akan kanın miktarını artırıp ülke düzeyine yayacaklar. Bu, daha önce hiç tecrübe edilmemiş vahamette bir ‘iç savaş’ anlamına gelebilir. Bu çok kanlı ve çok acıklı “şok terapi”den sonra ülke düzeyinde bir Genel Af uygulamasının koşulları oluşturulmuş olacak. Toplum “illallah” diyerek Öcalan’ın ve PKK’nın affına kerhen de olsa rıza göstermek zorunda kalacak.

‘Yeni Türkiye’ şiarı, ‘tertemiz, bembeyaz bir sayfa’ açma söylemiyle pekiştirilecek. Kasıtlı olarak kaotik bir hâle getirilmiş olan Ergenekon/Balyoz davalarının suçluları ve suçsuzları da affedilerek kısmi bir denge sağlanacak ve bu af da hayal kırıklığına uğrayan toplum kesimlerine bir ‘teskin edici’ olarak sunulacak. Şike davasını da bunlara ekleyin, KCK davasını da, Deniz Feneri’ni de… İnsanlar, Genel Af uygulamasının bir kısmına üzülecek, bir kısmına sevinecek… Hapishaneler tamamen boşalacak. ‘Tertemiz, bembeyaz bir sayfa’ böyle açılacak…

Kenan Pasha, “İdamları imzalarken ellerim hiç titremedi” demişti, 12 Eylül’den 26 sene sonra…

Artık kim imzalayacaksa, ‘Genel Af ’fı imzalayacak olan devlet büyüğümüz de “Affı imzalarken ellerim hiç titremedi” diye demeç verecek belki seneler sonra…

Bu devlet büyüğümüzün, Kenan Pasha’dan daha iyi anılacağı kesin.

Hâlbuki ikisi de aynı cinlerin ve perilerin taşeronu…

***

Yani, Türk-Kürt sorununu kendimiz çözmeyi beceremezsek, ‘barış’ daha önce hiç görmediğimiz ölçekte kan aktıktan sonra tesis edilebilir.

Böyle bir ‘şok terapi’ yoluyla ‘barış’ sağlandıktan sonra, ‘örnek’ ülke olan ‘Yeni Türkiye’de Kürtler elbette özerklik ve anadilde eğitim taleplerine aşamalı olarak kavuşturulacaklar. Cinler ve periler buna ‘ılımlı özerklik’ diyeceklerdir, sanırım.

Bunun yanı sıra, ‘ılımlı laiklik’ de tesis edilecek ve belirli dinî hassasiyetler devletin yasak koyduğu alanlar olmaktan çıkartılacak. Örneğin, başörtülü insanlar üniversiteye özgürce gidebilecekler ve kamuda istihdam edilebilecekler; mesai saatleri iftar veya namaz saatlerine göre ayarlanabilecek vb…

Geçiş süreci sosyo-politik açıdan elbette sancılı olacak, ama herkes yavaş yavaş da olsa alışacak bunlara. Ama öyle görünüyor ki, cinlerin ve perilerin hesabına göre, İran olmayacağız, yani teokrasi söz konusu olmayacak. Cinler ve periler o hatayı bir kez yaptılar; bir kez daha yapmayacaklar muhtemelen; her şey kontrollerinde olacak galiba… ‘Radikal’ İslamcılar, serbest piyasanın nimetlerinden bolca nemalandırılarak ‘Müslüman burjuvalara’ bunun için dönüştürülmediler mi? İktisadi çıkarlar, dinî idealleri kovmuştur herhalde. Göreceğiz…

***

Dolayısıyla, ‘Yeni Türkiye’de etnik ve dinî hassasiyetleri olan insanların kadim talepleri nihayet ‘ılımlı özerklik’ ve ‘ılımlı laiklik’ ile karşılanmış olacak… Bunlar fena şeyler değil, ama bedeli ne? Oluk oluk kan akması…

Bu ‘komplo teorisi’ çerçevesinde, geldiğimiz noktada asıl soru, şu olsa gerek: Madem nihayetinde taşeron olacağız; cinler ve periler akan kanın miktarını artırmadan ve ülke düzeyine yaymadan önce, tüm bunları biz kendimiz beceremez miyiz?

Kapitalist dünya sistemi şimdilerde bize bu soruyu dayatıyor belki de…

***

“Taşeron olmaya mecbur değiliz!” diyenler, yapılabilecek ciddi bir şey varsa, buyursunlar söylesinler, beraber yapalım…

***

‘İdeolojik’ hassasiyetleri olan insanların, yani sosyalistlerin taleplerini ise kimse duymamaya devam edecek…

Kategori: Basın, Dünya, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 1

  1. Sevgili Emre,
    Yazinin baslarinda 1980 oncesi “sosyal devlet unsurlarindan” ve “sosyal devletin bugun yok denecek kadar az olmasindan” bahsetmissin. Burada kasettigin sosyal devlet hizmetlerini biraz daha net tanimlayabilir misin? Turkiyede 80 oncesi hangi hizmetler vardi ve sonrasinda yokoldu?

    Sevgiler,

    Kivanc Emiroglu

    Kivanc Emiroglu2 Ağustos, 2011 @ 18:36Cevapla



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer