Skip to content

2011 Seçimleri: Aslında Ne Oldu?


Barkın Karslı – Yılmaz Doğan

12 Haziran 2011’de Türkiye tarihinde 17. kez sandığa gitti ve rekor düzeyde (%87.2) katılım sağladı 1. Bu, 2007’deki genel seçimlerde erişilen (%84.25) çok yüksek katılımın da üzerinde bir oran olup aksak kentsoylu demokrasisinde bile halkın iradesini Meclis’e yansıtma istencinin açık göstergesiydi. Başka bir deyişle, 2007’de oy kullanan seçmen sayısı 36 milyon iken, 2011’de 43milyon 700 bin seçmen sandık başına gitti. Seçimler Meclis’e dört partinin (AKP, CHP, MHP ve Emek-Demokrasi-Özgürlük Bloku: EDÖB) gireceğini gösterdi. 2002 seçimlerinde halkın yalnızca  %54.67’sinin iradesi Meclis’e yansırken, söz konusu oran 2001 seçimlerinde %94.56 olmuştur. Bu yazıda, seçim sonrasında göz önüne getirilmeyen veya gözlerden özellikle uzak tutulan kimi veriler, bilgiler ve istatistikler ışığında seçim sonuçlarının ne anlama geldiği irdelenecektir.

Aşağıdaki tablo ve grafikte 2002, 2007 ve 2011 seçimlerindeki oy dağılım oranları aktarılmıştır 2




 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yukarıdaki veriler ışığında, anaakım basında fazlaca söz konusu edilmeyen olguların bir bölümü aşağıda sıralanmıştır:

2002 – 2011 seçim sürecinin en büyük kaybedeni AKP-MHP-CHP ve EDÖB dışındaki ‘diğer’ partiler olmuştur. Bu ‘diğer’ ögelerin toplam oy oranı 2002’de %32.58’den, 2007’de %14’e ve son seçimde %5.4’e düşmüştür. Bu süreçte en fazla ‘diğer’ parti oyunu AKP çekmiştir.

AKP bir Pirus zaferi kazanmıştır. 2002’den bu yana oylarını düzenli artırırken milletvekili sayısı düzenli olarak azalan yegane parti AKP’dir. 2002’de %34 oyla 363 milletvekili alan AKP, 2011’de %50 oyla 326 vekillik alabilmiştir. Kürt bölgesi haricinde AKP oylarını düzenli olarak yükseltme başarısını hükümet olmanın sağladığı olanakları iyi kullanıp küresel ekonomik süreçte Türkiye ekonomisini görece başarılı yönetmesine ve seçimin son haftalarında EDÖB’e karşı Türk milliyetçiliğini destekleyen söylemi ile sağlamıştır 3. Meclis başkanının da oy kullanma hakkı olmayacağı varsayıldığında, AKP’nin anayasayı tek başına değiştirmek ve/veya başkanlık sistemi benzeri uygulamaları etkinleştirmek için – kendi içinden hiç kayıp vermeden MHP, CHP veya EDÖB’den en az beş milletvekili ikna etmesi gereklidir. AKP’nin gereksindiği milletvekili sayısına ulaşamamasında en büyük pay, bir önceki seçime göre oylarını en fazla artıran EDÖB olmuştur. Seçimden başarıyla ayrıldıkları savlanamayacak CHP ve MHP, AKP’ye tepkili merkez seçmenin adresi olmuştur.

Seçimin asıl galibi EDÖB olmuştur. Bir önceki seçime göre oy oranını %41 artıran Blok, 2007’de 22 olan milletvekili sayısını 36’ya çıkartmış, Kürtler’den ve sosyalistlerden sağladığı oyu çok akıllıca bir strateji ile (%10 barajının zorlama, gereksiz ve kısıtlayıcı olduğunu göstererek) 36 vekil alabilecek şekilde örgütleyebilmiştir. Dahası EDÖB bu başarıyı YSK’nin seçimlerden önce %1600 zam yaparak her bir vekil için 476TL’den 7734TL’ye çıkardığı harç zorunluluğuna, adayların ve Blok destekçilerinin önemli bir bölümünün cezaevinde tutuklu olmasına, gümrük kapılarında oy veren yurttaşlara bağımsızlar için oy kullandırılmamasına ve birçok devlet destekli başka engele karşın sağlamıştır. Dahası EDÖB adaylarının ne TRT’den propaganda konuşması yapma hakkı olmuş, ne de Blok’a devletten seçim yardımı sağlanmıştır.  2007’de Tarihsel Kürt bölgesi içinde 4  %53’ünün oyunu toplayan AKP, 2011’de %49’a düşerken EDÖB’ün aynı bölgedeki oy oranı %22’den %31’e yükselmiştir. Aşağıdaki grafik ve tablolarda AKP’nin Kürt illerinde (Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Gaziantep, Hakkari, Iğdır, Kars, Malatya, Mardin, Muş, Şanlıurfa, Siirt, Şırnak, Tunceli, Van) yaşadığı oy kaybı gösterilmektedir:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Blok’un Vekil çıkarma potansiyeli olan ve bu potansiyeli iyi değerlendirerek beş vekil çıkarabildiği İstanbul, Mersin, Adana ile vekil çıkaramadığı, lakin daha iyi bir örgütlenme ve daha eşit şartların mümkün olması durumunda vekil çıkarması olası olan İzmir çalışmada Batı olarak değerlendirilmiştir. Diğer iller (Ankara, Antalya, Manisa, Aydın ve diğerleri) kapsam dışında tutularak aşağıdaki grafikler hazırlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Batı bölgesinde Bin Umut Adaylarının 2007 yılında aldığı oy sayısı 313095 iken 2011 yılında EDÖB’ün oyu 614455’e yükselmiştir. Lakin 2007’den 2011’e artan seçmen sayısı dikkate alındığı vakit, yani 2007 oyunu 2011 oyuna oranladığımızda 409526 olmasına karşın EDÖB’ün Batı’da da oyunu dikkate değer bir şekilde (%50ler düzeyinde) arttırdığı aşikardır.

Seçimlerde EDÖB Taha Akyol’un ve Cengiz Çandar’ın savladığının aksine oylarını toplamda %41 artırmıştır. Daha önce de olduğu gibi, en fazla kadın milletvekili oranına sahip EDÖB’ün – büyük ölçüde kendisine karşı oluşturulmuş – %10’luk seçim barajı sürse dahi bu barajı geçmesi artık ciddi bir olasılıktır 5.

Seçimlerin şanssız sonuçlarından biri, Meclis’e başörtülü vekil girememesi olmuştur. Türkiye’deki kadınların beşte üçü başörtülüdür, fakat Meclis’e giren hiçbir kadın milletvekili başörtülü değildir 6

Seçimlerin asıl kaybedenlerinden biri Yüksek Seçim Kurulu olmuştur. YSK seçimler yaklaşırken yurtdışında oy vermeyi mümkün kılan bir yasayı iptal ederken, gümrük kapılarında bağımsızlara oy verilmesini engelleyen bir düzenlemeyi onaylamış, ayrıca bağımsız adayların adaylık ücretini 16 kat artırmıştır. Seçim sürecini başarıyla yürüttüğü savlanamayacak bu kurul, EDÖB adaylarını seçim dışı bırakmak istemiş, tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kalmıştır.  Verdiği kişilere yönelik kararların ayrıntılarını, gerekçeli halini yıllardır açıklamayan bu kurulun kararları herhangi bir yargısal denetime tâbi değildir. YSK artık meşruiyeti her zaman olduğundan daha fazla sorgulanan bir kuruldur 7.

  1. Söz konusu oran yurtdışındaki Türkiye vatandaşları da hesaba katıldığında %83.2’ye inmektedir.
  2. Karşılaştırma yapılabilmesi için 2002’deki DEHAP oyları yalnızca 2007 ve 2011’de Emek Demokrasi Özgürlük Bloku’nun seçime girdiği yerler için hesaplanmıştır. Blok disindaki bağımsız oyları hesaplamaya dahil edilmemiştir.
  3. Böylelikle milliyetçi oylarını artıran parti, Kürt illerinde çok sayıda milletvekilliğini de feda etmiştir
  4. Bu illerin içine Elazığ’ın alınmama nedeni YSK’nin Elazığ’daki EDÖB adayını veto etmesidir.
  5. 2002’de seçime giren DEHAP’ın oy oranları bugünkü EDÖB oyları ile birlikte değerlendirildiğinde EDÖB’ün oyları %7.5’i aşmaktadır
  6. Bu konuda istisna olmak için emek veren Aynur Bayram, Ankara’dan milletvekili olmasına yetecek sayıda oy sağlayamamıştır. Seçim öncesinde kendisiyle söyleşi yapmak istediğimiz Bayram, sorularımızı yanıtlayacağını belirtmesine karşın kendisine ilettiğimiz sorulara yanıt iletmemiş, böylelikle kendisinin başörtüsüyle birlikte diğer ülke sorunlarına ilişkin düşüncelerini Serbest Siyasa’da yansıtmamız mümkün olmamıştır.
  7. Bu konuda ayrıntılı bir değerlendirme için Express dergisinin Haziran 2011 sayısında Ümit Altaş’ın Levent Gönenç’le gerçekleştirdiği söyleşiye (ss. 4-7) göz atılabilir

Kategori: Genel, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 5

  1. Guzel bir analiz olmus Barkin hocam.

    AKP’nin milletvekili sayisinin dusmesi ve bagimsizlarin degisik profilde insanlarla meclise girmesi bence olumlu sonuclar oldu. Yeni anayasanin yapilabilmesi iki grup icinde en onemli olaydir. Umarim AKP oldu bittiye getirmeden ve katilimi arayan bir tavir sergiler. Bagimsizlarda “kustuk, oynamiyoruz” rolune siginip, sorumluluktan kacar bir rol oynamazlar. Bu darbe anayasasinin yerine yeni bir anayasa bu meclisin boynunun borcu.

    Eger AKP sosyal devlet yatirimlarina devam eder ve makro ekonomik istikrari saglamaya devam ederse, benzer bir yaziyi 4 sene sonra tekrar yazacaksin gibime geliyor.

    Kivanc Emiroglu22 Haziran, 2011 @ 14:21Cevapla
    • Merhaba Kıvanç;

      İyimserliğini paylaşabilmeyi isterdim. Benim gördüğüm AKP’nin statükoyu bir biçimde sürdürmeye ve -mış gibi yapmaya devam edeceği. Hatip Dicle’ye yönelik tavrın ardından AKP’li Oya Eronat’ın koşa koşa gidip mazbatasını almasını nasıl yorumlayacağız? Söz konusu ettiğin borç faizi ile artmaya devam edecek fikrimi sorarsan.

      Esenlikler…

  2. Hatip Dicle konusunda kafam karisik acik soylemem gerekirse. AKP’den degisik tepkiler geldi. Oya Eronat’in dedigin gibi mazbatayi almasi bence de hos degildi. Bugun Ertugrul Gunay durumu guzel ozetleyen bir aciklama yapmis. Zaman’da gorebilirsin.

    Soyle bir durum da var Sevgili Barkin. Bu tip problemlerin cozumu bence meclisin icinde demokratik prosesleri kullanarak olmali. AKP, bu konuda bagimsizlarla calisarak Hatip Dicle ve digerlerinin onundeki engelleri kaldirmasi lazim. 2002’de Erdogan orneginde oldugu gibi. Bagimsizlarin ilk tepkisini cok negatif ve yikici buluyorum. Bahsettigim sorumsuzluk biraz boyle bir sey iste. Her terslikte “oynanam” a geliyor konu. Su anda Turkiyenin oturup cagdas bir anayasa yapmasi ve darbe anayasasini muzeye kaldirmasi lazim. Hatip Diclenin onundeki engelde bence ancak boyle kalkar. Bu tavir ile zor.

    AKP bazi konularda stotukoyu devam ettirmesine ragmen, genel olarak stotukocu damgasina uymuyor. Turkiyede yaptiklari kurumsal reformlar ve anayasa degisiklikleri bunlara ornekler. Gonul daha fazlasini ister ama anayasa degisikligi konusunda BDP dahil herkes yikici bir muhalefet yapmisti ve EVET dememislerdi hatirlarsan. Demokratik prosesleri kullanarak bence gelinen nokta bu kadar ancak.

    Bilmem, ne dersin?

    Sevgiler, K

    Kivanc Emiroglu24 Haziran, 2011 @ 15:17Cevapla
    • Merhaba Kıvanç;

      Bu amcalar ve teyzeler – bilebileceğin ya da tahmin edebileceğin üzere – zaten binbir zorlukla seçildiler. Yani çok daha dezavantajlı bir konumdan geldiler geldikleri yere ve şimdi de deniyor ki ¨olmadı, geri git¨. Bir sürü bahane üretiliyor ve buna net bir çizgi koymazsan 1991’de olduğu gibi tepene biniyorlar ne yazık ki. Seninle temel anlaşamadığımız nokta, sen akp’nin özgürlükçü/liberal olduğunu düşünüyorsun. Bense, tıpkı 2003’te akp milletvekili olan bir tanıdığın akp için dediği gibi akp’nin bir statüko partisi olduğunu düşünüyorum. YSK komedisi tuz ve biber yalnızca (YSK diyor ki örneğin yargıtay kararını bilmiyorduk. Bu yalan. Yargıtay kararında imzası olanlardan biri YSK üyesi aynı zamanda; öyle olmasa bile sabuk bir durumdu ama bu örnek olgunun çarpıklığını billurlaştırıyor). Erdoğan şimdi kurmayları ile çözüm konuşuyor, ama konuştuğu durumun çözümü değil, kendilerini (AKP’yi) kurtaracak çözüm. Bunun gibi birkaç kriz Kürt mv’lerin Ankara’da bulunma istencini doğrudan ortadan kaldıracaktır. Bu iyi mi olur, kötü mü olur, ayrı bir tartışma konusu.

      Esenlikler… (bk)

  3. Sevgili Barkin, yazdigin cevabi daha yeni gordum. Ozetle, anlastigimiz ve ayrildigimiz noktalari siralayayim:
    1. Kayitlara dusulsun ki AKP’yi mutlak anlamda ozgurlukcu/ liberal gormuyorum. Buna ragmen, Turkiyedeki merkez partiler arasinda, en liberal reformlari yapacak parti olduklari kanaatindeyim.
    2. AKP’nin statukocu bir parti oldugu gorusunde buyuk bir gorus ayriligi icerisindeyiz.
    3. BDP ve YSK ile ilgili soylediklerine katiliyorum.

    Tek tek anlatmadan once, ozgurlukcu/ liberal kavraminin tanimini basit bir sekilde yapmak isterim. Politikada liberal tanimini kullaninca, iki eksende dusunmeyi basit ve daha net buluyorum. Birinci eksen, ekonomi yonetimine bakis. Bu eksende en soldan en saga dogru tanimi soyle yapalim:
    En sol: Devlet sirketleri ozel sirketlere oranla ekonomide cok daha fazla pay aliyor. Devletin degisik kurumlari ekonomiye surekli mudahale etme sansina sahip ve bu konuda istekliler.
    En sag: Yukaridakinin tam tersi.

    Ikinci eksen: Politikadaki cok seslilik, sosyal devlet anlayisi ve sosyal hayattaki serbestlik buradaki temalar. En solda, bircok partinin secimlere engelsiz katilabildigi, vergilerin sosyal devlet hizmeti icin kullanildigi ve sosyal anlamda azinliklarin kendilerini temsilde ve ifadede sikinti cekmedigi bir sistemi dusunuyorum. En sagda da, bunlarin tersi diye dusunebiliriz.

    Bu iki eksende dusununce AKP’nin ekonomide ortanin hafif saginda, politikada ise ortanin hafif solunda oldugunu dusunuyorum.

    AKP’nin ekonomideki secimlerinin, sektor bazli oldugunu ve bazi kritik sektorlerde devletin ekonomideki payini ve etkisini arttirici kararlar aldiklarini dusunuyorum. Ornek olarak telekom, enerji, saglik, bankacilik dusunulebilir. Fakat dis ticaret, sermaye dolasimi vs gibi konularda oldukca liberal politikalar izledikleri kesin. Bu yuzden AKP’nin ekonomik politikalarini saga daha yakin ama tamamen liberal olarak gormuyorum.

    Politikada ise AKP’nin, Turkiyedeki butun merkez partiler arasinda, acik ara fark ile en reformcu parti oldugu kanaatindeyim. Buradan su anlam cikiyor ki, Turkiyenin solunda merkez bir parti yer almiyor. Mutlak anlamda dusunursen, AKP’ye politik liberal demek dogru olmaz. Bugune kadar AKP’nin escinsel haklari, azinlik haklari, bolgesel parlamento, is yerinde kadin-erkek esitligi vb. gibi konularda politika yaptigini pek gormedim. Zaten kendileri de muhafazakar bir parti oldugunu soyluyor. Burada buyuk bir tutarsizlik yok. Buna ragmen, AKP’nin Turkiyede 2002’den beri gerceklestirdigi ve Avrupa solunun son 60 yildir buyuk savaslar sonunda becerdiklerine benzer reformlar var.

    – saglik hizmetinin daha erisilir ve ucuz olmasi
    – saglik hizmetinde devlet sigortasindan her calisanin, cocuklarin ve yaslilarin yararlanmasi
    – egitime butceden ayrilan payin artmasi ve fakirin egitime ulasiminda kolayliklar (bedava kitap, yurt sayisinda artis vs.)
    – askerlerin sivil idarenin kontrolune girmesi
    – kurtce uzerindeki buyuk engellerin hafifletilmesi
    – Anayasa ve HSYK reformlari vs.

    Bu acilardan bakinca, bu olcekte reformlari AKP’nin yapabilmis olmasi ve sonrasinda sandiga gidip tekrar secilmis olmasi Turkiye icin buyuk bir demokrasi deneyimi oldu. Normal kosullarda, elitimiz bu tip reformlar sonrasi basbakani asardi. Sonrasinda da bu hareketi Kemalizme geri donmek icin yapilmis bir hareket olarak aciklardi. AKP bu kisir donguyu kirdi.

    AKP’yi Kemalist elitin devlet uzerindeki hakimiyetini kirdigi icin statukocu gormekte zorlaniyorum.

    Turkiyenin bundan sonraki gelisimini AKP’nin saglayabilecegi kanaatinde degilim. Sebebi de, politik anlamda liberal olmamalari. Gucunu sendikalardan alan bir sol partinin bir sonraki asamada basarili olacagi kanaatindeyim. Bence su anda merkezde boyle bir parti yok. En sansli partinin BDP oldugunu dusunmeme ragmen, iceride bu rolu tanimlayacak bir hareket ve kitleleri surukleyecek bir lider goremiyorum. Bu firsati ellerinin tersi ile itiyorlar, yazik.

    Daha oncede yazdigim gibi, bu gidisle AKP Turkiyenin en buyuk partisi olarak kalmaya en az bir donem daha devam eder. Olan da Kurtlere, basi kapali kadinlara ve isci sinifina olur. Kendilerini temsil edecek ozgurlukcu bir merkez parti yok.

    Sevgiler,

    Kivanc Emiroglu

    Kivanc Emiroglu2 Ağustos, 2011 @ 18:04Cevapla



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer