Skip to content

‘Çağımızın Bir Kahramanı’ ya da Engin Ardıç İçin Bir Güzelleme


Barkın Karslı

Engin Ardıç yıllardır çeşitli basın kuruluşlarında çalışan seveni de, sevmeyeni de gani bir yorumcu, yazar. Bir memur ailesinin çocuğu olan Ardıç, Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde okudu. Bugüne değin çeşitli dergilerde, gazetelerde, bu arada Star TV’de yazarlık ve yorumculuk  yaptı, dokuz kitabı yayımlandı. Star TV’nin İnterstar adıyla Cem Uzan denetiminde olduğu yıllarda da, sonrasında da solun temsil ettiği değerlere ve o değerleri savunanlara yönelik yorumları – tıpkı Ardıç’a yönelik soldan gelen yorumlar gibi – çoğu kez iğneleyici, müstehzi ve küçümseyici idi. Bu yazıda Ardıç’ın yıllardır kaleme aldığı yazılardaki onlarca maddî bilgi yanlışına değinilmeyecek; bu güçlü kalemin, kalemini nasıl işine geldiği gibi kullanan, ayrımcı ve güvenilmez bir yazar olabildiği açımlanacaktır.

Engin Ardıç etnik ayrımcıdır. Uzan Holding tarafından istihdam edildiği yıllarda, holdingin rakibi Erol Aksoy’a ¨Rum Çocuğu¨ diyerek hakaret etmiştir. Yıllar sonra ise, bu kez bir Rum öğrencinin İstiklal Marşı okuma yarışmasını kazanmasını o Rum’un ‘iyi vatandaş’lığına örnek olarak gösterebilmiştir. Romanlar’ın neden uyumsuz olduklarını anlattığı bir yazıyı ¨Köstence’de “aşırı esmer” bir kızla tanışmıştım, adı da Güllü… Türkçe de biliyor ya, konuşmaya kalktık…Yekten ‘abe veresin beş dolarcık, …… beni bir kerecik’ dedi. Yüzüm kıpkırmızı olmuştu. O zamanlar toydum, onları tanımıyordum. Hayatı da tanımıyordum.¨ diyerek bitirebilmiş bir yazardır. Bir Kürt ailesinde meydana gelen bir töre katliamından yola çıkarak tüm Kürt halkını suçlu ilan edip 12 Ekim 2006 tarihli Akşam gazetesinde ¨Biz de bu canlılar bizden ayrılmasınlar diye binlerce çocuğumuzu şehit verdik,¨ diyebilmiş bir yazardır. Yazılarında sık sık Kürtçe’de çocuk anlamına gelen ‘kıro’ sözcüğünü aşağılama amacıyla kullanır 1.

Engin Ardıç cinsel ayrımcıdır. 1991 yılında Hürriyet gazetesinin bağlı olduğu grupça yayımlanan Babıali Magazin dergisine verdiği bir söyleşide ¨…kadın hakları hareketi döndü dolaştı lezbiyenler hareketine dönüştü. Şimdi birçok kültürlü kadın, ‘Ben feminist değilim.’ demeye başladı. Lezbiyen damgası yemekten korkuyor.¨ diyerek sonlandırırken, tam 13 yıl sonra, yani 2004 yılında Akşam’a verdiği bir söyleşiyi de yine ¨Feminizm artık pasaklı, çirkin, kirli, ter kokan, bakımsız, pis ve lezbiyen kadınlarla özdeş olmaya başladı…¨ sözleriyle bitirmiştir 2. Engin Ardıç eşcinsel bir yazara suçlamalar yönelttiği 13.11.2010 tarihli bir yazısında yazara ¨kilolu cinsel sapık¨ imasında bulunmuştur. Bir insan hem kadın hem solcu olduğunda ise, kalemini aşağılamadan yana oynatmakta tereddüt göstermez Ardıç; ¨kompleks kumkuması¨, ¨kara kuru¨ bu solcu kızları liberal yapmak için ¨şap diye¨ öpmek gereklidir. Bu yaklaşımı belki de birtakım anılarının sanal ödeşmesi yerine geçmektedir yazarın.

Engin Ardıç – aksini savlasa da – sola düşmandır. Emeğin sömürüsü onun doğal – hatta gerekli – gördüğü bir olgudur. Bir söyleşisinde, ayrılmış olduğu Star gazetesindeki basın emekçilerinin tazminatlarını gündeme getirirken, kendi çalışmakta olduğu Sabah gazetesinde sürmekte olan Sabah/ATV grevini bugüne değin herhangi bir biçimde söz konusu etmemiştir. 12 Eylül sonrası dönemde siyasi mahkumlara uygulanan hücre cezasını müstehak gören, infaz edilen gençlerin ¨ölü ele geçiril¨mesini doğal karşılayan, işçi önderlerini yalan yanlış bir biçimde fabrikatör/sermayedar gibi gösterip yaftalayarak kendi gazetesinin yayın yönetmeninin özür dilemesine yol açmış bir yazardır. Başbakan’a karşı gerçekleştirilen bir öğrenci eyleminde, polis şiddetinden ötürü çocuğunu düşüren 19 yaşında bir kadın için ise üç nokta ile bitirdiği şu tümceyi kurmuştur Ardıç: ¨On dokuz yaşında, üniversite öğrencisi ve hamile…¨ Lenin’in Ekim Devrimi öncesinde hangi koşullarda Almanya’dan Rusya’ya geldiğini, Almanya’da o yıllarda sürmekte olan savaş karşıtı emekçi hareketinin gücünü ve hatta Sovyetler Birliği tarihini bilmesine rağmen onun ‘Alman smokiniyle devrim gerdeğine gir’diğini varsaymaktadır.

Engin Ardıç’ın ideolojisi, patronunun ideolojisine koşut olagelmiştir. Örneğin Star gazetesinde çalışırken Genç Parti’nin seçim kampanyasının danışmanı reklamcı Ali Taran’dır. ¨Ardıç, Uzan’ın konuşma metninin Ali Taran tarafından yazıldığını savunanlara cevaben kimin yazdığının bir önemi olmadığını belirterek “bu yazıların altına ben de imzamı atarım” demiştir 3. Henüz Cem Uzan’ın yanında çalışırken şunları yazar Ardıç: ¨O beni kovmadığı sürece, benim de elim ayağım tuttuğu sürece kendisinden ayrılmayı düşünmüyorum. batmadığı sürece demeye gerek görmedim… Allah korusun iflas miflas ederse bir yazıhane tutar, iki masa bir telefon bir bilgisayar kiralar, sıfırdan tekrar başlarız! Biz hayattan korkmayız, hayat bizden korksun.¨ Bu sözlerinin üzerinden daha iki yıl geçmeden Akşam’da çalışmaya başlar Ardıç. Akşam’dayken AKP iktidarını ¨köylü çapaçulluğu¨ ile eleştirecek kadar ‘sert’ bir üslup kullanır. Akşam’da bir süre kendisini ¨Dostoyevski yahut Tolstoy¨muş gibi hissetse de, bu gazeteden – sürtüşmeli bir ayrılık sürecinin ardından – çok parlak bir teklif aldığı TMSF denetimindeki Sabah’a geçer. Artık kamunun piyasadan el çekmesi yönündeki serbest piyasacı düşüncelerini kamudan fonlanan bir gazetede istihdam edilerek yaymaktadır.

Sonrasında bütünüyle AKP yandaşı bir gruba geçer gazete. Böylelikle tarihin garip bir cilvesi gerçekleşir: Zülfü Livaneli’nin SHP’den belediye başkanı seçilmemesi için ANAP’lı İlhan Kesici’ye oynayan Star TV’de Kesici’yi bir saati aşkın bir süre güzelleyen Ardıç, bu ve diğer yorumlarıyla dolaylı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994 yerel seçimini kazanıp İstanbul belediye başkanı olmasına (siyasette önünün açılmasına) katkıda bulunmuştur. 2007 itibarı ile ise, bu kez Erdoğan’ın damadının genel müdür olduğu Sabah gazetesinin bir emekçisidir artık. Belki de bu nedenle 1990 yılında şeriat tehlikesine karşı ordunun olduğunu, İran’daki insan hakları yaklaşımının ne kadar berbat durumda olduğunu, İran’ın ayağını denk alması gerektiğini ileri sürerken, 2008 yılında İran’ı ve bu ülkedeki kadın haklarını güzelleyen bir yazıyı kaleme alır 4. Bu esnada ¨paşa¨lardan gelen tekzip mektuplarına ¨çok üzül¨meyi de ihmal etmemektedir.

Engin Ardıç verdiği sözleri tutmayabilir. 4 Kasım 2007’de Akşam gazetesinde ¨ “Adı Hüseyin olan biri Amerika’ya başkan seçilsin, çıkar Taksim Meydanı’nda anırırım.” diyen Ardıç, Hüseyin Barrack Obama’nın ABD başkanı seçilmesinin ardından geçen yıllara karşın henüz sözünün gereğini yerine getirmemiştir.

Tahir Alangu’nun öğrencisi Engin Ardıç’ta öğretmeninin, Kemal Tahir’in, Orhan Kemal’in, yetiştiği yılların ve çevresinin sağladığı birikim yadsınamaz 5. Bu yazıda, böylesi değerli birikime sahip bir Türk aydınının, söz konusu birikime karşın nasıl ve neden doğruyu ve erdemi savunmayabileceği örneklenmiştir. Birçok yazısında Oğuz Atay’ın ve Kemal Tahir’in sol/sosyalist çevrelerce görmezden gelinmesini ve değerlerinin bilinmemesini eleştiri konusu yapan Ardıç, 6 bugün hemen herkesçe bilinen ve izlenen bir yazardır. Gelecekte kendisinin Oğuz Ataylar ve Kemal Tahirler’le mi, yoksa kendisinin de zaman zaman eleştiregeldiği kişiliksiz, gücetapan, gelgeç basın kalemleriyle mi birlikte anılacağını ise elbette haksızlığa uğrayanlar ile ezilenler ve onların yazacağı tarih gösterecektir.

  1. Engin Ardıç, sürmekte olan %10 seçim barajını demokrasiye aykırı bulan Kürtler’in barajın kalkması yönündeki çabasını faşizme davetiye çıkartmak olarak yorumlayabilmiştir
  2. Belirtmek gerekir ki, 1991 yılında Ardıç’ın çalıştığı Sabah gazetesinin tirajı bir milyon dolayındayken, bugün 300binler dolayındadır. O yine de 2010 yılındaki bir yazısında, AKP yandaşı Sabah gazetesini liberal basının amiral gemisi kabul etmektedir
  3. Meltem Uzun (2008) ¨Medya Sahipliğinin İçeriğe Yansımaları: Cem Uzan ve Genç Parti̇Örneği¨, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Gazetecilik Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, s. 131
  4. 1990 yılında Engin Ardıç ¨muhterem şeriatçı biraderler¨i, laik aydınları öldürmek yerine metalciler ve satanistlerle uğraşmaya davet etmiştir
  5. Bu yazının yayımlanmasından bir gün sonra çıkan köşeyazısında Ardıç üç büyük usta olarak Kemal Tahir, Attilâ İlhan ve Çetin Altan’ı kabul ettiğini belirtmiştir.
  6. Bugün için söz konusu eleştiri geçerli değildir.

Kategori: Basın, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 12

  1. Uzanlar zamanında Tele10 vardı. Kanal açılışını duyurmak için pornografiye yakın görüntüler çevirmişler, kanalı bel altına tahsis etmişlerdi. Sonra bunun tutmadığını görünce “Tele 10 ailenizin kanalı” reklam kampanyasını başlattılar. Kampanyanın “yüzü” ise kendinden emin bir şekilde “Tele 10 ailecek güvenle izleyebileceğiniz bir kanaldır” diyen Engin Ardıç’tı tabi.

  2. saçma sapan, çarpıtmalar ile dolu bir yazı olmuş tebrikler. neden öyle olduğu konusunu açıklamak için enerji harcamak içimden gelmiyor. Engin Ardıç gibi adamlara çakmak pek tehlikesiz şu aralar devam ediniz.

  3. Ben açıklayayım öyleyse elimden geldiğince.. İlkin, idda şu: “bu güçlü kalemin, kalemini nasıl işine geldiği gibi kullanan, ayrımcı ve güvenilmez bir yazar olabildiği açımlanacaktır.” Ancak ortada Engin Ardıç’ın kadın düşmanı, homofobik, ırkçı ve hatta göbekli olması dışında (yani bilinen argümanlar dışında) “açımlanan” bir şey yok. Ki öyle bile olsa ben bunları yazının içeriğinden ayrı tutuyorum..

    Bir gazeteden öbürüne geçişi ya da başbakan damadının gazetesinde çalışıyor oluşu da, fikri takip devam ettiği sürece bir anlam taşımaz. Nihayet bu adam nerede olursa olsun hep aynı arkaik ittihat terakki kafasıyla mücadele etmiyor muydu? (Çünkü üstatlarının ona öğrettiği buydu.)

    Örneğin Engin Bey şu tarihte ulusalcı, içe kapanmacı, statükocu idi, orduevinden çıkmaz, paşalarla darbecilik ederdi diyebilir miyiz? On yıldır yazılarını okuyan düzenli bir takipçisi olarak benim cevabım hayır.

    Ha belki bir kahraman değildi. Halk adamı hiç değildi. İktidarla güvenli mesafeyi korudu. Ama öyle olmasına gerek de yoktu. Memleket kurtarmaya soyunan arkadaşlarının, sonradan nasıl kurtulduklarını da öğrenmiştik yazılarından..

    Öyleyse bu adamla niye uğraşıyoruz? Döne döne dile getirdiği gerçekler karşısında söyleyecek sözümüzün olmayışı mı bizi böylesine ikincil kanıtlar üzerinden onu yıpratmaya iten?

    Ertuğrul Yıldırım15 Haziran, 2011 @ 14:19Cevapla
    • Merhaba;

      Metinde italikle yazılmış 4 iddia var, yazıdaki örneklerin neden yanlıi olduğunu göstermek – eğer karşıt iddiada bulunuyorsanız, sizden beklenendir. Çünkü ¨bir şey yok¨ denerek örneklerle açımlanan bir iddiayı çürütemezsiniz, çürüttüğünüzü varsayabilirsiniz, o durumda elbette diyalog zemini kalmaz.

      Yazıda zaten sizin de söz konusu ettiğiniz ‘fikri takib’in neye ve nasıl koşut olduğu açımlanmıştır. Bu koşutluk E. Ardıç’ta kesinlikle tutarlıdır, bunun tersi savlanmıyor yazıda. Kemal Tahir’in ona öğrettiğinin bu olamayacağı belli, Attilâ İlhan ve Çetin Altan’ı bilemiyorum.

      Belirttiğiniz savlar ¨statükocu, ulusalcı, içe kapanmacı¨ gibi bir şey yazıda savlanmamakta. Fikrimi sorarsanız, ben de belirttiğiniz etiketleri ona atfetmezdim.

      Sanımca kahraman değil, halk adamı da değil Engin Ardıç. Memleket kurtarmaya soyunan arkadaşlarını da 1-1 bilemiyorum, bilmek zorunda değilim.

      Sizin sözlerinizle ¨bu adam¨ hk. aşağıdaki gerekçelerle yazdım (gerçi bunu yazının ilk ve son bölümlerinde de dile getirmiştim) :

      i) Ardıç, yazılarında kimi kez doğrudan kimi kez arka planda ‘şeyleri doğru bildiğini’ ve doğru yorumladığını savlar. Yazıda bu savın neden geçerli olmadığı gösterildi.
      ii) Ardıç kendisiyle benzer/aynı kulvardaki yazarlara göre daha yetenekli ve birikimli bir yazardır, bu yetenek ve birikimini işine geldiği gibi kullanmıştır, bu yazıda bu da örneklenmiştir.

      ¨Döne döne dile getirdiği gerçekler karşısında söyleyecek sözümüzün olmayışı¨ savınızı nereden nasıl geliştirdiniz, bilemiyorum. Yazının bütününde E. Ardıç’ın gerçek sandığı n tane olgunun kayda değer bir bölümü yanlışlanmıştır. Onlar elbette ikincil kanıtlardır, çünkü kendisi ile ev arkadaşı veya akraba değiliz, yazılarından/sözlerinden/düşüncelerinden başka veri yok elimde. Yazının bütünü, E. Ardıç’ın döne döne dile getirdiği ve gerçek sandığı olguların neden yansıttığı gibi olmadığının net ve belgeli hâlidir. İşin acı yanı, verilebilecek örneklerin yalnızca en çarpıcı olanları, kısa bir değinme/inceleme yazısını olasılıkla gereksiz olacak bir kitap hacmine kavuşturmamak adına verilmiştir.

      Selamlar…

  4. Şimdi siz adı Hüseyin olan birinin Amerika’ya başkan seçilebileceğini öngöremediği için, bundan böyle Engin Ardıç’ın “şeyleri doğru bilemeyeceğini” savlıyorsanız (yazıda buna ilişkin başka örnek göremedim) türk matbuatında köşe yazacak adam bulamayız.. Bu bir..

    İkincisi “yetenek ve birikimini işine geldiği gibi kullanmıştır”dan kasıt, “Engin Ardıç’ın ideolojisi, patronunun ideolojisine koşut olagelmiştir” ise bunda yerilecek ne vardır? Kapitalizme inanmak suç mudur, ahlaksızlık mıdır? Hem Ardıç’ın solla arasının hoş olmadığı bilinen bir gerçektir. Sizin yapmanız gereken asıl, Ardıç’ın sosyalist olduğunu idda ettiği bir metinini bulup çıkarmaktır. (O sola hep bir gençlik hastalığı gibi bakmıştır.)

    Ve gelelim şu dönüp duran gerçekler mevzuna.. Engin Ardıç resmi tarihi hırpalamış, sözde kahramanlıkların ardında yatan çapulculuğu sergilemiştir.. Kendine neredeyse ilahi bir güç, zerafet atfeden cenahın bağnazlıklarını, ahmaklıklarını anlatmıştır..

    İşte budur cevap verilemeyen.. Hayır öyle değildir diyemiştir hiç kimse de, yalaka olması(!), şişkoluğu üzerinden saldırmışlardır..

    Şimdi siz ne yapmışsınız bakalım,

    1. Engin Ardıç etnik ayrımcıdır.
    2. Engin Ardıç cinsel ayrımcıdır.
    3. Engin Ardıç – aksini savlasa da – sola düşmandır.
    4. Engin Ardıç’ın ideolojisi, patronunun ideolojisine koşut olagelmiştir.
    5. Engin Ardıç verdiği sözleri tutmayabilir.

    Söylermisiniz kuzum bunlardan hangisi, Engin Ardıç yazısının içeriği ile alakalıdır? Hangisi yaptığı yorumlara getirdiğiniz eleştiridir? Yoksa sizde ikincil konular üzerinden bir Engin Ardıç eleştirisi yazmaya mı koyuldunuz?

    Öyleyse onun kitabı çoktan yazıldı.. Biraz geç kaldınız..

    Ertuğrul Yıldırım15 Haziran, 2011 @ 16:42Cevapla
    • Merhaba;

      ¨Bu bir¨ dediginiz ongörüsüzlüğün özeleştirisini vermemiştir Engin Ardıç, onun birçok öngörüsüzlüğünün çarpıcı örneği olan ve bu örneği ‘Taksim’in ortasında eşek gibi anırma’ meydan okumasıyla sunan birinin yaptığı yanlışı, benzer yanlışlarının bir örneği olarak açıklamak neden yanlış olsun? Dahası yazıda yer alan savda bir kesin bir yargı değil bir olasılık edadı vardır.

      ¨İkincisi¨ dediğiniz hakkında: kapitalizme inanmak suç değildir, ahlaksızlık olup olmadığı kişiye göre değişir, fakat yazıda kapitalizme inanmanın ahlaksızlık olduğu da söylenmemiştir. Evet E. Ardıç yeteneği ve birikimini işine geldiği gibi kullanmıştır’daki kasıtlardan biri kendisinin ideolojisinin patronun ideolojisine koşut olduğudur. Solla arası olsun ya da olmasın, bu benim ilgi alanımda değildir. Yalnızca geçmişte çalıştığı işlerdeki patronlarına bakarsanız onun her zaman patronunun işinie geldiği gibi (burada işine gelmek deyim hem de kapitalist anlamda kullanılmştır) davrandığını görebilirsiniz. Yazıda da bu örneklenmiştir. Bu da elbette suç değildir, yalnız E. Ardıç’ı tanımak isteyenlerin bilmesi gerektiğini düşündüğüm bir ‘haslet’tir. Aynı sola yaklaşımı için de geçerli, Stalin’den ya da ‘çirkin solcu kızlar’dan yola çıkıp solu yargılama yanlışından muzdarip bir yazarın bu durumu tarihe not düşülmüştür.

      Diğer saydığınız ama üstüne hiçbir şey koymadığınız maddelerle ilgili düşüncelerimi yazıda açıkladım, bunlara ilişkin sözleyecek somut sözünüz; birincil, ikincil, üçüncül hatta dördüncül veriniz/kanıtınız varsa yazıdakileri yanlışlayacak, lütfen belirtin; biz de öğrenmiş olalım. Diğer türlü başlatmak isteyeceğiniz bir tribün atışmasının yeri ve/veya aracı burası olmaz dilerim…

      Selametle…

  5. Söylemek istediğim oldukça net sanırım.. Şimdi maddeler üzerinden bir tartışmaya girmek tuzağa düşmek olurdu.. Zira en başından beri bu hasletlerin değil, yazarın yazdıklarının önemli olduğunu savunuyorum.. Ve yazdıklarına cevabı olmayanların ona bu tür ikincil konular üzerinden saldırdıklarını..

    Bu tıpkı dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen birini, ahlaksızlık üzerinden eleştirmeye benziyor..

    Biz burda güzel ahlakı değil doğru bilgiyi arıyoruz..

    Ertuğrul Yıldırım16 Haziran, 2011 @ 09:21Cevapla
    • Merhaba;

      Doğru bilgiyi arasaydınız, yazının üslubu üzerinden değil içeriği ve verileri üzerinden giderdiniz, hatta ve hatta ‘haslet’ sözcüğü ile yapılan ironiyi ayrımsardınız.

      Selamlar…

  6. Verilerin manasızlığını milyonuncu kez anlatmaktansa, tartışmadan çekilmeyi tercih ediyorum..

    Size de selamlar 🙂

    Ertuğrul Yıldırım16 Haziran, 2011 @ 09:55Cevapla
    • Gönderdiğiniz 4 yorumda bir (hatta belki iki) adet yazının içeriğine dokunmayan uslamlama olduğunu gözden kaçırmışım, affola. Bu diyalogu sırf Ardıç yazısı gibi tarihe not düşülsün ve ileride yazıyı okuyacak olanlar bu iletişimi de görebilsin diye sürdürüyorum. Selamlar…

      Barkın Karslı16 Haziran, 2011 @ 10:06Cevapla
  7. Ardıç’ın yazdıklarının, ahlakından bağımsız olduğunu söylemek de bir uslamlamadır.. Ancak sizi bu konuda ikna etmek mümkün görünmediğinden (sanırım gayretinizin boşa çıkmış olması sizi ısrarcı kılan) vazgeçmek daha makul olmakda..

    Şimdi iyi niyet beyanınızı herhangi bir dokundurma ile süslemezseniz ben de artık bu sayfaya bakmaktan vazgeçebileceğim 🙂

    İyi çalışmalar…

    Ertuğrul Yıldırım16 Haziran, 2011 @ 11:07Cevapla



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer