Skip to content

Seyyar

Emre Özçelik

“Tarihteki x’i bilmeden, bugünkü y’yi anlayamazsınız”. Soner Yalçın’ın ‘tarih’ yazılarının üçte ikisinde rastlayabileceğiniz bir cümle bu. İyi bir tarihçi böyle iddialı bir cümle kurmaktan ısrarla kaçınır. Hâlbuki Soner Yalçın ısrarla bu cümleyi kuruyordu ve tutuklandı. Tarih denen herzeler bütününü ‘bugünü anlama kılavuzu’na indirgerseniz, kendinizce hayırhah bir Leviathan kurgulayarak tarihi çarpıtmak zorunda kalabilirsiniz. Soner Yalçın’ı iyi bir tarihçi olmadığı için tutukladılar. Seyyar bir tarih anlayışına sahip olduğu için, yani.

Financial Times – Weekend’in futbol yazarı Simon Kuper ise 1994’te Football Against the Enemy başlıklı bir kitap yayınlamıştı. Türkçeye nedense Futbol Asla Sadece Futbol Değildir başlığıyla tercüme edilmiş. Düşmana Karşı Futbol, motamot tercümesi. Naçiz kanaatimce, Simon Kuper’in futbol analizlerini, Soner Yalçın’ın tarih analizlerinden daha kıymetli sayabiliriz. Futbol bilmeden, siyaseti anlayamazsınız. Nâzım Hikmet’in bile futboldan etkilendiğini biliyoruz, mesela.

Okuyan Us yayınları da benimle aynı fikirde olmalı ki Nisan 2011’de, Asla Yalnız Yürümeyeceksin – Tribün Hikâyeleri adlı bir kitap yayınladı. On üç farklı yazarın kaleme aldığı on üç hikâye ve deneme var kitapta. Futbola ve özellikle taraftarlara, tribünlere dair hikâyeler, denemeler bunlar. Kitabın ana fikri, futbol asla sadece futbol değildir, diyebiliriz sanırım. Dört büyüklerden Karşıyaka’ya, Maltepespor’dan Spartak Moskova’ya on üç futbol takımını ve taraftarını anlatan hikâyeler, denemeler… Hepsi güzel. Ama özellikle, Fatoş Bentli’nin “Demirin Mavisinden, Ateşin Kırmızısından – Karabükspor” ve Erkan Şimşek’in “Tribünlerden Daha Çabuk Dağılan Ülke – Kızılyıldız” başlıklı hikâyeleri çok güzel. Futbolu ve taraftarlık kurumunu, yani halkı küçümseyen, hor gören seçkinci yaklaşıma verilmiş nazik bir cevap bu kitap…

Futbolun birbirini tamamlayan güzelliğini ve pisliğini anlamak lazım, insanlık tarihinin birbirini tamamlayan güzelliğini ve pisliğini anlayabilmek için. Halkı anlayabilmek için…

Mesela, İlber Ortaylı bu söylediklerimi saçma bulabilir, çünkü ömrünü seçkinlerin tarihini öğrenmeye ve anlatmaya adamış saygıdeğer bir büyük tarihçi kendisi. ‘Üstyapı’nın büyük tarihçisi, yani. ‘Altyapı’ya ve halka pek rastlayamıyoruz Ortaylı tarihinde. Dolayısıyla, Sayın Ortaylı’nın beni anlayabileceğini sanmıyorum. Hâlbuki futbol, tarih ve halk aynı renktedir. Üçü de gri. Soner Yalçın’ı, Siyah ile Beyaz’ın düşmanlığını köpürttüğü için tutukladılar, haberi var mı bilmem. Ortaylı yalnızca Beyaz’a odaklanıyor ve tutuklanmasına gerek yok.

***

Ankara Atatürk Anadolu Lisesi (AAAL), benim çok sevdiğim lisemdir. Mezun olalı yirmi bir sene oldu ve lise yıllarımı hâlâ özlüyorum. Çok sevdiğim lise arkadaşlarımın bir kısmıyla hâlâ görüşüyorum. Hakikaten güzel okuldur AAAL. Mezuniyet sonrasında bembeyaz bir sayfa açtı önüme AAAL, sağ olsun, var olsun.

Lisede okulun futbol takımındaydım ben. Daha ziyade, yedek kulübesinde ikamet ederdim okul maçlarında. Teknik direktörümüz, beden eğitimi hocası, güzel insan Baha Hoca idi. 1989 senesinde, AAAL futbol takımı olarak, Ankara’nın Çinçin semtinin Yıldırım Beyazıt Lisesi ile final niteliğinde çok mühim bir maç yapmak zorunda kalmıştık. Kazanan, Ankara şampiyonu olup Türkiye elemelerine katılacak on altı takım arasına girecekti.

Bilen bilir, Ankara’nın Çinçin mahallesi, İstanbul’un Kasımpaşa’sı gibi bir yer. Henüz bir başbakan çıkaramadılar ama bence yakındır. Yıldırım Beyazıt Liseliler kendilerine Çinçin Koleji diyorlar. Taraftarı da takımı da korkunç Çinçin Koleji’nin. O liseden mezun abileri, Çinçin esnafı maçlara geliyorlar takımlarını desteklemeye.

TED Ankara Koleji, Yükseliş Koleji, Tevfik Fikret Lisesi gibi özel okullarla yapılan basketbol-voleybol maçlarını hiç kaçırmayan, bu maçlarda “Siz paralı / Biz beleş / İpne kolej” diye bağıran AAAL taraftarı ise Çinçin Koleji’yle yapılacak futbol maçında ortalarda yok. Bir tek bizim sınıftan Deli Ziya, Deniz ve Özge var taraftarımız olarak. Yani, toplamda üç taraftarımız var; ikisi kız, birisi deli. Çinçin Koleji’nin ise en az 200 taraftarı var. Ondokuz Mayıs Stadyumu’nun dış sahasının tribünlerini nasıl da inletiyorlar. Davul, zurna, trompet…

Yedek kulübesindeyim ben. 15 numara formam sırtımda. Efendice oturuyoruz, Baha Hoca, diğer yedekler… Biz nispeten rahatız. Sahadaki cengâverlerimiz ne yapsınlar! Rakip, hakikaten korkunç. Hem çok iyi top oynuyorlar, hem de basbayağı döverek defans yapıyorlar. Taraftar faktörü de cabası.

Fakat bizim 7 numara Kanat, Sayın Ortaylı’dan iyi olmasın, çok büyük futbolcuydu. Sağaçık. Fizik, teknik, sürat… Üçü bir arada. Premier Lig’de yok öyle oyuncu şu anda. Daha ilk yarının ilk yarısında iki tane çaktı Kanat. Nefis gollerdi. İnanılmaz ama evet; 2–0 öne geçtik. Fakat Çinçin Koleji gerek sahada gerekse tribünde iyice gaza geldi. Sahada iyice sertleştirdiler oyunu. Neden sonra, tribünde “Siz paralı / Biz beleş / İpne kolej” diye bağırmaya başladılar. Baha Hoca bana dönüp dedi ki, “Ya hu git şunlara söyle, biz de devlet lisesiyiz …” Tribünlere gittim, tel örgünün ötesindeki Çinçinlilere dedim ki “Ya hu arkadaşlar, biz de devlet lisesiyiz”. Çok kızdılar nedense. Bugün Başbakan derdini, mağduriyetini anlatmaya çalışan vatandaşlara nasıl tepki veriyorsa, öyle fırçaladılar beni. O asılsız tezahürata da maç boyunca devam ettiler. İlk yarı 2–1 bitti.

İkinci yarının ilk yarısında 2–2 oldu maç. Ulan ne oluyor, falan. Kendi aramızda konuşuyoruz kulübede. Baha Hoca dedi ki: “Kanat çok koştu çocuk. Yoruldu, ondan böyle oluyor”. Diğer yedek arkadaşlar “Haklısınız hocam” dediler. Baha Hoca bana döndü ve ben “Eyvah, eyvah!” dedim. İçimden ama. “Emre” dedi, “Kalk ısın, Kanat’ın yerine sağaçık oynayacaksın”. Kesinlikle yanlış bir oyuncu değişikliğiydi. Baha Hoca’ya demem gerekirdi ki “Evet hocam, Kanat yoruldu, haklısınız, ama ben sağaçıkta valla kesin çuvallarım herhalde mutlaka galiba”. Söylemek istedim, ama beni konuşturmadı. “Sen seyyar topçusun oğlum, her yerde oynarsın, haydi aslanım…”

Neyse… Hoca bana güvenmiş. İki golümüzü atmış olan oyuncumuzun yerine oyuna sokmayı düşünüyor beni, ki makul bir gerekçesi de var aslında. Bir önceki maçta orta sahanın soluna yedekten sokmuştu beni, çok iyi oynamıştım. Mütevali çalımlar, sürekli pres, birkaç da asist falan… Yani, bir önceki maçtaki üstün performansımdan ötürü güveniyor Baha Hoca bana. İtiraz edemedim. 2–2 iken girdim Kanat’ın yerine.

Ayağıma gelen ilk topta, ezici süratimle solbeklerini geçmek üzereydim ki altı-yedi metre yuvarlanarak yerle yeksan oldum, jilet gibi toprak sahada. Çok top oynamışlığım vardı, ama beni daha önce kimse böyle
sunturlu biçmemişti. “Vay be” dedim içimden, “demek futbol aslında böyle bir şeymiş”. Mücadele etmeye çalıştım ama hiç etkinlik gösteremedim. Sağaçık mevkii de tam Çinçin tribünlerinin önüne denk geliyor. Nasıl küfrediyorlar. “La 15 numara, ananı da al git”, mealinde küfürler… Bir şeylere çok öfkeliler ama anlayamıyorum.

4–2 kaybettik maçı. Hep benim yüzümden yenilmişiz gibi hissediyorum hâlâ. Hakikaten biraz da öyle oldu. Sağaçıkta fena çuvallamıştım. Ama o maçı kazansaydık, çok pis dayak yiyecektik, o da kesin. Sevgili Hakan Arslanbenzer’in dediği gibi, kısmet değilse dayak bile yiyemezsin.

Zor maçlarda seyyar topçudan takıma hayır gelmez. Bunu böylece bilmekte yarar var, sevgili futbolseverler.

***

Kemal Kılıçdaroğlu iyi insan, hoş insan. CHP onunla enteresan bir değişim dinamiği yakaladı, ki takdire şayan. Ama 12 Haziran 2011 seçimlerinde CHP beklenen, ümit edilen oy patlamasını yine de yapamayabilir. Sonuçta, seyyar bir siyasetçi olduğunu kabul etmek zorundayız Sayın Kılıçdaroğlu’nun.

Kategori: Basın, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler:

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 4

  1. Benim için önce renklerdi. Ama gönül vermediğim siyah beyaza da sempati duydum. Ama şimdi diğerlerinin düşmanı olanı seçmiş olmak garip bir haz veriyor. Üç adet taraftarınla sen çok yaşa AAAL FC. Ve dünyanın gördüğü (gelmiş geçmiş) yüreği en büyük seyyar sağ açık!
    Siz paralı / Biz beleş / İpne kolej!!!!!

    bURHANtheMEDETTİN2 Haziran, 2011 @ 21:22Cevapla
    • Yiğidom, valla, oy vereceğin partiyi İngilizler bile desteklemeye başladı. Batı’yı da “nihayet” arkanıza aldınız. Tebrikler.

      http://www.economist.com/node/18774786

      2007’de CHP’ye. 2011’de de CHP’ye. Halbuki CHP’nin 2007’de söyledikleri ile 2011’de söyledikleri arasında dağlar kadar fark var. 2007’de Batı karşıtı idi CHP, en azından retorikte. 2011’de aynı Batı CHP’ye destek atmaya başladı.

      2007’de CHP’ye oy veren kişi 2011’de de CHP’ye oy veriyorsa, bu işte bir tuhaflık olabilir mi acaba, bilmem.

      Emre Özçelik3 Haziran, 2011 @ 12:24Cevapla
  2. Tamam tamam artık gönderme yapmayacağım. Neyin şaka neyin ciddi olduğu karışmaya başladı (Zaten türkçem de iyi değil). Yukarıdaki yorumda kastedilen FENERBAHÇE idi chp değil. Bu hikayenizi bildiğimden olayın insani yönünü paylaşayım istemiştim (ayrıca ben de bir AAL mezunuyum).Anılan siyasi iradeyi de bırak fikren desteklemek, referandum hariç hiç oy kullanmaya gitmedim çünkü daha önemli işlerim oldu(tatildeydim).
    vicdan sömürüsüne gelince;
    1)Saddamla ve facebookla olan ilgisi başkalarının fikirleri ve donanımlarıyla bir değişim yaratılamayacağını vurgulamak istedim. Oralarda aman aman bir şey olmuyor. Fikri yok, idealleri yok, yeni bir insan yok, yok, yok,yok (çok pardon demokrasi ve insan haklarını unuttum)
    2)Küresel kapitalizm kendi araçlarıyla dönüşüyor ve ilerliyor, ayrıca buna ön ayak olan gençler sizin “delikanlılık” rejiminizi istemiyorlar, ne pahasına olursa olsun daha çok tüketecekleri bir yaşam arzuluyorlar.(Amaç fonksiyonu değişti).
    Bence bunu göremediğiniz için ikilemde kalıyorsunuz. Kim nereye destek verirse versin bu işin gideceği yer çok açık.
    Kafa karışıklığı için özür diliyorum.

    bURHANtheMEDETTİN3 Haziran, 2011 @ 13:37Cevapla



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer