Skip to content

‘Aqueous’ bir ideoloji olarak gebeşizm

Emre Özçelik

“A.q.” kimyada “suda çözünmüş” anlamına gelir; Shakespeare lisanında aqueous olarak geçer. ‘Sulu’, ‘sudan meydana gelen’, gibi anlamları var. Seslisozluk.com’a göre, aqueous tıbbi bir terim olarak “aköz” anlamına geliyor, inanmayan gitsin baksın. İnsana dair hiçbir şey beni de şaşırtamaz a.q.

Sayın Emre Aköz, 14 Mayıs 2011 tarihli Sabah gazetesindeki köşesinde bir ‘Turgut Özal güzellemesi’ kaleme almış. Efendim, işte, Sayın Aköz rahmetli Semih Balcıoğlu’nun Karikaturgut adlı karikatür kitabına rast gelmiş geçenlerde; Balcıoğlu iyi adammış hoş adammış da, Turgut Özal’ı hiç anlayamamış ve saire.

Sayın Aköz diyor ki: “… ‘Karikaturgut’u karıştırırken yüzümü ateş bastı. Çünkü ustura gibi keskin zekâsına rağmen, Turgut Özal’ı zerre kadar anlamamıştı Semih Bey… Semih Bey için Özal; ‘şişman’, ‘zamcı’, ‘sansürcü’, ‘koltuk sevdalısı’ bir siyasetçiden ibaretti”.

Buradan anlıyoruz ki, Sayın Aköz’ün zekâsı usturadan daha keskindir. Fakat zeytin gözlü Emre’ciğim, sen de solcu kızlara “kara kuru”, “çirkin” ve saire demedin mi ya hu? Burada gebeş bir mantık seziyorum. Bu gebeş mantıktan hareket edersek, senin de solculuğu zerre kadar anlamadığını söyleyebiliriz herhalde. Ne diyorsun bu işe?

Efendim, yazı devam ediyor işte, “[Semih Balcıoğlu] 1960’ların, 70’lerin popülist gözlüğüyle baktığı için, Özal’ın Türkiye’yi nasıl ileriye doğru dönüştürdüğünü görememişti” diye. Bülent Arınç da Özal’ın kıymetini sonradan anlayanlardanmış, Özal Türkiye’nin önünü açmış ve saire… Bildik ahkâm sürüp gidiyor…

Adı güzel, gıdısı güzel Emre’ciğim, “popülist” diyerek küçümsemeye yeltendiğin 1962–1979 döneminde Türkiye ekonomisi yılda ortalama yüzde 6.5 büyümüştü. 24 Ocak kararlarıyla Türkiye’nin iktisadiyatına hızlı bir giriş yapan Özal’ın direksiyonda olduğu dönemde (1980–1988) yılda ortalama yüzde 4.9 büyümüştü. Bu neo-liberal dönemin devamında (1989–1997) yılda ortalama yüzde 4.3 büyümüştü. “Kesintisiz IMF güdümlü” dönemde (1998–2007) yılda ortalama yüzde 3.6 büyümüştü. Neo-liberal dönemin genelinde (1980–2005) yılda ortalama yüzde 4.0 büyümüştü (Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi, 1908-2007, İmge Kitabevi, 14. baskı, s. 209). Rakamları büyükten küçüğe sıralamayı bildiğini varsayarak gebeşlik etmiyorum, değil mi?

50’lerde, 60’larda Bretton-Woods diye bir sistem vardı, duydun mu hiç, favorisi vâsi, hokka burunlu Emre’ciğim? Hani, uluslararası finansal istikrarı gözetirken, ulusal iktisadi politikalara ve devletin ekonomiye müdahalesine kısmen cevaz veren Keynesgil sistem. Hani o, koynuna alıp alıp okşamayı pek sevdiğin kapitalizmi kurtarmayı, yaşatmayı şiar edinmiş ‘embedded’ liberalizm. Hani, kapitalizmin Keynesgil altın çağı… Gelişmiş kapitalist ülkelerde refah devleti, azgelişmişlerde kalkınmacı devlet, Sovyetler’de ve uydularında sosyalist devlet egemendi tüm dünya ekonomilerine hani. O devirde köşe yazsaydın, bütün dünya devletin ekonomideki rolünü artırırken, Türkiye azaltsın diye mi ahkâm kesecektin acaba? Bana sorarsan, apaçık bir gebeşlik olurdu bu. O eyyam çok farklıydı be sarışınım.

Peki ya, Kenan Evren-Turgut Özal ikilisinin 80’lerin başında memlekete neo-liberalizm ithal etmiş olmasını niçin bu kadar büyütüyorsun gözünde? Soğuk Savaş boyunca istikameti dışarıdan belirlene gelen memleketimizde, tüm dünya U-dönüşü yaparken bizde de direksiyonu tutacak şoförlere ihtiyaç vardı. KE-TÖ ikilisine tutturdular. Mesele bundan ibaret de… Senin, memlekete liberalizmin dikta koşullarında, anti-demokratik biçimde getirilmiş olmasından hiç dem vurmaman enteresan. Gel bak, beş dakikalığına delikanlı olalım, şu soruyu dürüstçe cevaplayalım: İktisadi liberalizmin mühim figürlerinden Milton Friedman’ı ve kankası General Pinochet’yi çok beğenirdin, değil mi? Dosdoğru cevap ver be köfte dudaklım.

Bu vesileyle, ‘liberalizm’i Türkçeleştirmeyi öneriyorum müsaadenle ve sayende. Bundan kelli, ‘gebeşizm’ diyelim. Kara kuru, çirkin solcu kızlar da nümayişlerde “Kahrolsun gebeşizm” deyu ünlesinler bundan kelli. Ne dersin a.q.?

Kategori: Basın, Dünya, Siyasal İktisat, Türkiye.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar için RSS besleme

Yorum Sayısı: 2

  1. Olmuyor, olmuyor. Büyüme oranlarını alt alta yazarak küresel bir olgu olan ithal ikameci kalkınma modellerinden dışa açık ekonomi modellerine geçişi anlayamayız. Türkiye 1962-79 arası şu kadar büyüdü deniyor ancak 1979’a gelindiğinde Türkiye ekonomisinin -ithal ikameci kalkınma modellerinin bir numaralı sorunu olan dış kaynak ihtiyacı- sorunu sebebiyle model değiştirmek durumunda kaldığı anlaşılmıyor. Üstelik Türkiye’ye özgü bir model de değil. Arjantin’de, Brezilya’da, Meksika’da şurada burada petrol fiyatlarındaki zıplamaya ek olarak 1980 yılından itibaren ABD’nin faiz artışları gelişen piyasaların ithal ikameci sanayileşme modelini sürdürme şansını ortadan kaldırdı. Merkez ülkeler bile bu kısıtlar altında hareket etti. Hadi Menem Peronist geçmişine ihanet etti, Meksika’da PRI kafayı kırdı, 30-40 senelik al takke ver külah sistemi bir kenara koydu. Mitterand’a ne diyeceğiz? İktidara geldikten 1 sene sonra ekonomi bakanını kapının önüne koyup tüm ekonomi politikalarını ters yüz ederek Fransa tarihinin en büyük özelleştirme programını uygulayan sosyalist Mitterand’a. Shroeder’e ne diyeceğiz? Almanya’nın en büyük reform programlarından birini uygulamaya koyan sosyalist şansölyeye. Pinochet’ten bahsediyoruz, güzel. Ama Lula’nın da kafasına silah mı dayıyorlar be kardeşim. Niye bir kişi de çıkıp ben DTÖ’den çıkıyorum. Dayayacağım gümrük duvarlarını, hemşerime, akrabama, kayınbiradere vereceğim ithalat kotalarını, ucuz döviz tahsislerini mis gibi kalkınacağız demiyor. Asker mi korkutuyor? Serbest ticaret deyince Pinochet’i anıyorsun da, ithal ikameci sanayileşme deyince neden Brezilya’daki Arjantin’deki cuntaları anmıyorsun? Bak bakalım senin asrı saadetinde mi demokratik rejimler daha fazlaymış dünyada, şimdi mi daha çok? Ha diyeceksin ki bu demokrasinin kalitesi sorunu var bir de ama o soruyu önce ben sormuştum zaten. Ayrıca bir şeyin kalitesinden bahsetmek için önce o şeylerin var olması gerekir. Zeki Yamani “taş devri taş bittiği için sona ermedi” demişti aç gözlü petrol üreticisi ülkelere mesaj vermek için. Kalkınmacı iktisat da millet Keynes okumayı unuttuğu için sona ermedi. Boşver bu asr-ı saadet hikayelerini.

    Bahadır Kaynak15 Mayıs, 2011 @ 23:37Cevapla
    • Gebeş olmadığı halde gebeşist olan Almancı lise arkadaşlarım kalbimde yaradır 🙂

      İthal ikameci sanayileşme (İİS) ile ihracata dayalı büyüme (İDB), aynı kapitalizmin farklı aşamalarına denk düşen ve o anlamda birincisi ikincisini tamamlayan kalkınma stratejileri. İİS, ortada kayda değer sanayisi olmayan azgelişmiş ülkelerde, ithal edilen sanayi ürünlerinin yurt içinde üretilmesini hedefler. Devlet, yurt içi sanayileri korur. Devlet eliyle burjuvazi yaratılır, çeşitlendirilir, tahkim edilir. Rant, yolsuzluk, yozlaşma beraberinde gelir. Ama hedef, olmayan sanayileri var etmek, olanları güçlendirmektir. Üretim esasen iç piyasa için yapıldığından, ekonomi nispeten içe dönük olduğundan, belirli bir aşamadan sonra, döviz sıkıntısı başgösterir. Ama ülke artık iyi-kötü sanayi üretimi yapabilmektedir ve iyi-kötü bunların ihracatına başlayabilir. Ancak o noktada, İDB modeline geçilebilir. Üretim daha ziyade dış piyasa için yapılmaya başlanır. Dış piyasalarda rekabet edebilmek için ücretler reel olarak bastırılır; sendikaların etki gücü ve alanı daraltılır; reel devalüasyonlar yapılır ve aynı ahbap-çavuş ilişkisi çerçevesinde iktidara yakın burjuvalara ihracat teşvikleri dağıtılır. Arada hayali ihracat, banker skandalı gibi gebeşlikler yaşanır. Tüm bu çerçevede, geniş halk kesimlerinin reel ücretleri ihracat artsın diye dibe vurdurulmuştur; sendikalar sarartılmıştır… İİS’den İDB’ye geçişteki tüm bu liberalizm uygulamaları, ya askeri rejimlerin baskıcı yöntemleri sayesinde veya uluslararası borç krizinin yol açtığı derin çaresizlik sonucunda IMF ve Dünya Bankası’nın önerdiği liberal reçeteleri mecburen kabul etmek yoluyla gerçekleştirilir. 1960-1990 arasında Türkiye’de ve pek çok azgelişmiş ülkede yaşananın özeti budur.

      İlaveten ve sonuç itibarıyla, Sayın Aköz’ün anlayabileceğini sanmıyorum ama sen gayet zeki çocuksun, sanırım anlayacaksın; İİS olmasaydı İDB de olmazdı.

      Sevgiler, selamlar,

      Emre

      Emre Özçelik17 Mayıs, 2011 @ 11:27Cevapla



Yukarı Çık
Twitter widget by Rimon Habib - BuddyPress Expert Developer